Bilim ve Din

Bilim ve Din

12 Şubat 2019 Salı

Oruç Tutmak Metabolizmayı Hızlandırıyor


Oruç tutmak kilo vermeye yardımcı olabilir; fakat yeni bir araştırma, oruç tutmanın insan metabolik aktivitesini de arttırdığını, antioksidanları oluşturduğunu ve yaşlanmanın bazı etkilerini ortadan kaldırdığını ileri sürüyor. Okinawa Bilim ve Teknoloji Lisansüstü Üniversitesi (OIST) ve Kyoto Üniversitesi'ndeki bilim adamları, oruç tutarken artış gösteren 30 maddeyi ve oruç tutmanın sağlığa olan çeşitli yararlarını belirlediler. Bu maddeler daha önce hiç belirlenmemişti. 

Prof. Mitsuhiro Yanagida tarafından yönetilen araştırma tezinin baş yazarı olan, OIST G0 Hücre Birimi'nden Dr. Takayuki Teruya, "Uzun yıllardır yaşlanma ve metabolizma üzerine araştırma yapıyoruz, oruç tutmanın bilinmeyen sağlık yararlarını araştırmaya karar verdik. Umulanın aksine, oruç tutmak metabolik aktivasyonu aktif bir şekilde arttırıyor" şeklinde konuştu. 

Çalışma, 29 Ocak 2019'da Scientific Reports dergisinde yayınlandı. Araştırma; dört oruç tutan kişinin kanı, plazması ve kırmızı kan hücrelerinin analizini sundu. Araştırmacılar metabolitlerin; yani organizmaların enerjisini ve büyümesini sağlayan kimyasal süreçler sırasındaki maddelerin değişim seviyelerini monitörlediler. Sonuçlar 44 metaboliti gözler önüne serdi. Buna 58 saatlik oruç tutmanın sonunda denekler arasında 1.5 ila 60 katı artan, daha önce hiç fark edilmemiş 30 tane metabolit de dahildi. 

Metabolitler, Mekanizmanın ve Sağlığa Olan Etkilerinin İpuçlarını Veriyorlar
İnsan vücudu, müsait olduğunda karbonhidratları hızlı bir şekilde enerji olarak kullanmaya yatkındır. Karbonhidratların yokluğunda vücut alternatif enerji depolarını yağmalamaya başlar. Bu "yedek enerji" hareketi, metabolitler olarak bilinen bütiratlar, karnitinler ve dallı zincirli amino asitlerde iz bırakır. Bu iyi bilinen yedek enerji göstergeleri (markers) ise oruç tutma esnasında artış gösterirler. 

Fakat oruç tutma yedek enerji kullanma etkisinden çok daha fazla etkilere sahip görünüyor. Araştırmacılar, insan kanının kapsamlı analizini yaptıklarında hem oruç tutma göstergelerini hem de daha fazlasını buldular. Örneğin, araştırmacılar   karbonhidratların, proteinlerin ve lipitlerin kimyasal bağlarında saklanan enerjiyi salgılayan organizmaların bir işlemini, sitrik asit döngüsü tarafından üretilen maddelerde toplu artışı keşfettiler. Gösterge artışı, oruç tutarken her hücreyi idare eden minik güç merkezlerinin (power house) yoğun çalışma halinde olduğunu ileri sürüyordu. 

Oruç tutmanın ayrıca gen ifadesi ve protein sentezinde anahtar rol oynayan kimyasal maddeler olan pürin ve pirimidin metabolizmasını iyileştirdiği gözükmüştür. Bulgular, oruç tutmanın proteinlerin inşa ettiklerini ve onların fonksiyonlarını yeniden programlayabileceğini ileri sürüyor. Değişim, hücrelerdeki dengeleşimi (homeostaz) arttırabilir veya çevresel etkilere tepki olarak onların gen ifadelerini yeniden düzenleyebilir. 

Metabolize edilmiş olduğunda, pürin ve pirimidin de vücudun antioksidan üretimini arttırabilir. Ergotiyonein ve karnosin gibi birçok antioksidanın 58-saatlik çalışma süresi boyunca önemli ölçüde artış gösterdiği keşfedilmiştir. Antioksidanlar hücreleri metabolizma esnasında üretilen serbest radikallerden korur. "Heksoz monofosfat yolu" diye adlandırılan metabolik yol ürünleri de oksitlenmenin (oksidasyon) zararlı etkilerini alırlar ve oruç tutma esnasında sadece plazmada arttıkları gözlemlenmiştir. 

Çeviren: Esin Tezer
https://www.sciencedaily.com/releases/2019/01/190131113934.htm'den alıntı yapılarak çevrilmiştir.

31 Ocak 2019 Perşembe

Konuşan Beyin Sinyalleri


Bilim dünyasında bir ilk! Columbia Üniversitesi'ndeki nöro-mühendisler düşünceyi açık, anlaşılır bir şekilde konuşmaya çeviren bir sistemi keşfettiler. Sistem bir insanın beyin aktivitesini monitörleyerek, kelimeleri bir kişinin net şekilde duyacağı bir biçimde yeniden düzenleyebiliyor. Konuşma gücünü sentezör ve yapay zekayla birleştiren bilim dünyasındaki bu büyük buluş, bilgisayarların beyinle direkt iletişim kurmasında öncülük edebilir. Bu sistem aynı zamanda konuşamayan, ALS hastası olan veya felçli olup da dış dünyayla bağlantı kurmak isteyen insanlara da yardımcı olabilir.

Keşifler bugünkü (yani 29.01.2019 tarihli) Scientific Reports'da yayınlandı.

Araştırma tezinin baş yazarı ve Columbia Üniversitesi Mortimer B. Zuckerman Zihin Beyin Davranış Enstitüsü baş araştırmacısı olan Dr. Nima Mesgarani PhD, "Seslerimiz bize dostlarımız, ailemiz ve tüm dünyadaki insanlarla iletişim kurdurur. Bir kişi kaza veya bir hastalığa bağlı olarak ses gücünü yitirdiğinde, bu onun için çok üzüntü verici bir durumdur.  Bugünkü yaptığımız araştırmayla, o gücü yeniden canlandırıyoruz. Doğru teknolojiyle, insanların düşünceleri çözülebilir ve dinleyen tarafından da anlaşılabilir" şeklinde konuştu.
   
Dr. Mesgarani ve ekibi, beyin sinyallerini çözmek için yaptıkları ilk denemelerde ses frekanslarının görsel  temsilcisi olan ses yazılımını (spektrogram) analiz eden basit bilgisayar modellerini kullandılar. Bu yöntem açık şekilde konuşmaları çözemeyince, Dr. Mesgarani ve ekibi kişilerin konuşmalarının kayıtlarını sentezleyebilen bir bilgisayar algoritması olan ses kodlayıcı tekniğine (vocoder'a) yöneldi. 
  
Dr.Mesgarani sözlerine şöyle devam etti: "Bu teknoloji, sorularımıza cevap vermesi için Amazon Echo ve Apple Siri tarafından kullanılan aynı teknolojidir." Dr. Mesgarani, aynı zamanda Columbia Üniversitesi'nin Kung  Fu Vakfı Mühendislik ve Uygulamalı Bilimler Okulu'nda bir Doçent Doktor.
Vocoder'a beyin aktivitesini yorumlamayı öğretmek için, Dr. Mesgarani ve ekibi bugünkü tezi yazan ve Northwell Health Physician Partners Nörobilim Enstitüsü'nde bir nörocerrah olan Dr. Ashesh Dinesh Mehta, MD, PhD ile birlikte çalıştılar. Dr. Mehta, ameliyatlar geçirmesi gereken epilepsi hastası insanları tedavi ediyor.

Dr. Mesgarani şöyle dedi: "Dr. Mehta ile çalışırken beyin ameliyatı geçiren epilepsi hastalarından farklı insanlar tarafından kurulan cümleleri dinlemelerini istedik. Bunu yaparken de onların beyin aktivitelerinin modellerini ölçtük. Bu nöral modeller, vocoder'ı eğitti."

Bundan sonraki adımda da araştırmacılar aynı hastalardan 0 dan 9'a kadar sayan kulaklıkları dinlemelerini istedi. Bunları yaparken de vocoder'dan geçebilecek beyin sinyallerini de kaydettiler. Bu sinyallere yanıt veren vocoder'dan çıkan ses nöral ağlar tarafından analiz edildi ve temizlendi. Bunu yapan "nöral ağlar", biyolojik beyindeki nöronların yapısını taklit eden bir tür yapay zekaydı!
Sonuç, robota benzer bir sesin bir dizi rakamı saymasıydı. Kayıtın doğruluğunu test etmek için, Dr. Mesgarani ve ekibi kişilerden kaydı dinlemelerini ve ne duyduklarını bildirmelerini istedi.

Dr. Mesgarani sözlerini şöyle tamamladı: "Bu testi yaparken insanların sesin yüzde 75'ini anlayabildiğini ve tekrar edebildiklerini keşfettik. Bu da önceki yapılan denemelere göre büyük bir başarıdır. Daha önce denediğimiz spektrogram kaynaklı denemelerle yeni kaydettiklerimizi karşılaştırınca anlaşılabilirlikteki gelişme çok bariz bir şekilde açığa çıktı. Hassas vocoder ve güçlü nöral ağlar, kesin ve tam doğrulukla dinleyen hastaların seslerini yansıtıyordu."

Çeviren: Esin Tezer
https://www.sciencedaily.com/releases/2019/01/190129081919.htm'den alıntı yapılarak çevrilmiştir.

19 Aralık 2018 Çarşamba

Beyninizi %100 Olarak Kullanın! - Dr. Bruce Lipton


Daha önce yapılan bir araştırmaya göre, beynimizin sadece %10'unu kullandığımız düşünüldü. Çünkü, beynin sadece %10'u nöronlardan oluşuyordu. Diğer %90'lık kısmı destek veren ya da bağlayan dokular olarak kabul edilen 'Gliyal hücreler' olarak adlandırılıyordu. Nöron Doktrini'ne göre de Gliyal hücreler destek hücreleri olarak görülmekteydi. Yani, bu kabule göre beynimizin sadece %10'unu kullanıyorduk!  Fakat aradan geçen onlarca yılın sonunda Gliyal hücrelerin önemi çok daha iyi anlaşılmaya başlandı. Onlar sadece destek hücresi değildiler, nöral fonksiyonları onlar gerçekleştiriyorlardı! Gliyal hücreler nöron hücrelerini durdurabilir ya da onları aktif hale getirebilirler; nöron hücrelerine bağlanabilir ve onların aktivitelerini oluşturabilirler. Bu sebeple, Gliyal hücreler aniden pasif  hücreler olarak kabul edilmekten çıkıp beynin fonksiyonel ve bütünleştirici hücreleri olarak kabul edilmeye başlandılar. Bu nedenle basit bir benzetme yaparsak, nöronları bir cümledeki isme benzetebiliriz. Fakat Gliyal hücreler ise o cümledeki fiildir, sıfattır, zarftır; o cümledeki nöronların düzenleyicisidirler. Öyleyse, bizler beynimizin %100'ünü kullanabilme şansına sahibiz! Fakat, onu %100 kullanıyor muyuz? Cevap, hayır! Keşfettiğimiz şey; belirli bir örnek ve alışkanlıklara göre yaşanılmaya başlanıldıkça, sadece sürekli kullanılan nöral yolların aktif hale gelmesiydi. Fakat tüm beyin aktivitesini devreye geçirirseniz; bilincinizi, farkındalığınızı ve hayatınızı kontrol etme yeteneğinizi geliştirebilirsiniz. Devamlı aynı nöral yolları aktif hale getirmek yerine, basitçe söylemek gerekirse holistik bir biçimde 'tüm beynini kullanan' bir insan haline gelebiliriz. 
Beyninizi % 100 kullanmanın pek çok farklı yolu var. Bu yollardan bir tanesi  'beyin jimnastiği' olarak adlandırılan, beden ve sinir sistemini bütünleştiren bedensel hareketleri yapmaktır. Sağ elim, beynimin sol yarıküresi tarafından denetlenmekte. Sol elim ise beynimin sağ yarıküresi tarafından denetleniyor. Fakat burada ilginç olan bir şey var, eğer beynimin sol yarıküresi tarafından denetlenen sağ elim beynimin orta hattı tarafından denetlenirse o zaman beynimin diğer yarıküresi tarafından da denetlenir. Kollarınızı birbirine bağlarsanız ve bacak bacak üzerine atıp oturursanız  beyninizin uyum içinde çalışmasını sağlarsınız. Beyindeki sağ ve sol yarıkürenin bütünleştiği beyin senkronizasyonunu sağladığımız zaman, beynin süper nöral fonsiyonlarından olan "Süper Öğrenme" gibi bir durumu aktif hale getirmiş oluruz. 
Yedi-sekiz yaşlarından itibaren  'Beyni etki altına alma (Brain Dominance)' diye adlandırılan, beynin sadece tek yarıküresini kullandığımız, dalga formu  biçimi yaşama başlarız. Bazen beynimizin sağ yarıküresini, bazen de sol yarıküresini kullanırız. Bir yarıküreyi daha fazla kullanmaya başlarız. Bu şekilde beyin bütünlüğü olmadan yaşamak da yaşamlarımızı zorlaştırır. Beyinlerimizin sol yarıküresi mantıksal ve analitiktir. Beyinlerimizin sağ yarıküresi ise sezgisel ve bütünseldir (holistiktir). Eğer beyninizin sol yarıküresiyle olaylara bakarsanız, o olayın mantığınıza uygun geldiğini düşünürsünüz ve o olaya duygusal açıdan yaklaşmazsınız. Beynimizin sağ yarıküresiyle olaya baktığımızda da bunun tam tersi olur. Eğer beynin iki yarıküresini de senkronize ederseniz (hemi-sync), aynı anda hem mantıksal hem de sezgisel beyninizi kullanırsınız. Böylece de bir bilgiyi çok çabuk bir şekilde öğrendiğiniz 'Süper Öğrenme' fırsatını yakalamış olursunuz ve tüm resmi gözünüzde daha kolay canlandırırsınız. Beynimizin her iki yarıküresini senkronize ettiğimizde çok daha sakin olur ve nörolojik fonksiyonlarımızı daha iyi kullanırız. Akşam eve gittiğinizde bazen farkında olmadan ayak bileklerinizi birbirinin üstüne koyduğunuzu görürsünüz. Kollarınızı birbirine bağlamak, bacak bacak üzerine atmak ve ayak bileklerinizi birbirinin üzerine koymak her iki beyin kürenizi kullanmanıza yardımcı olur. Bu hareketler beyin sisteminizi sakinleştirir ve sizin rahatlamış halde olmanıza rağmen beyninizin daha etkili olmasına yol açar. Gün içerisinde zor bir an yaşıyorsanız, kollarınızı birbirine bağlayın ve bacak bacak üzerine atıp oturun. Bu, sizi sakinleştirecektir. Bu sakinlikte nörolojik fonksiyonlarınız tamamen gelişmiş olur. Benim tavsiyem, beyninizin iki yarıküresini de senkronize etmeniz ve bilinçli olmanız. Bu şekilde, beyin aktivitenizi %100 olarak gerçekleştirmiş olursunuz. Bunları yaptığınız zaman yaşamınızın daha kolay ve daha uyumlu hale geldiğini, daha sağlıklı olduğunuzu keşfedeceksiniz. Tüm sinir sisteminizi kullandığınızda, bu sizin yaşamınıza katkıda bulunacak ve gelişiminizi arttıracak. 
'Beynimin yalnızca %10'unu kullanıyorum' hikayesine inanmayın! Bu hikaye gerçek değil! Beyninizi %100 olarak kullanabilirsiniz, bu hepimiz için mümkün. Temel olarak yapmanız gereken tek şey bilinçli olmak, dikkatli olmak ve bir şeyi sürekli aynı şekilde yapmaktan vazgeçmek...
      
Çeviren: Esin Tezer
https://www.youtube.com/watch?v=4ZNi68xVDWU'dan alıntı yapılarak çevrilmiştir.

27 Ekim 2018 Cumartesi

Deepak Chopra & Rudolph Tanzi ile Süper Beyin üzerine bir Röportaj


Beyniniz inanılmaz bir iyileştirme ve şekillendirme gücüne sahip. Beyninizle kurduğunuz yeni bir ilişkiyle, yaşam biçiminizi değiştirebilirsiniz. 'Süper Beyin' adlı kitapta;  Deepak Chopra & Rudolph Tanzi, insan gelişimindeki sıçramaları gözler önüne seren büyüleyici bir yolculuğa kılavuzluk ediyorlar...

Soru: Süper beyni nasıl tanımlarsınız?  
Cevap: Süper beyin, şu an kullandığınız fakat en mükemmel halde kullandığınız beyindir. Herkes her an beynini kullanır fakat şuursuzca kullanır.  Beynimizi onu yeniden şekillendirebileceğimiz güce sahip olduğumuzun farkına varmadan geçmiş deneyimlerimize dayanarak kullanırız. Gücünüzün farkına varıp onu kullanmaya başladığınızda, 'ana beyniniz' yani, her gün aynı şekilde kullandığınız beyniniz 'süper beyin' olma yönünde ilerlemeye başlar. 

Soru: Beyni yeniden şekillendirme gücü ne demek? Biraz daha açıklayabilir misiniz?
Cevap: Bu; kendi düşüncelerinize, duygularınıza dikkat etmeniz ve beyninizi kontrol altına almak için daha proaktif olmanız manasına geliyor. Her birimiz beyinle bağlantılı dört rolü üstleniriz: Beyinlerimizle liderlik ederiz, ilham veririz, keşfederiz; beynimizi kullanırız. Pek çok insan beynini aktif bir şekilde kullanmaz. Duygularının ve düşüncelerinin hayatlarını pasif bir şekilde etkilemesine izin verirler. Ya da, beyinlerini fazla ilham vermeden veya liderlik etmeden kullanırlar. Onlar beyinlerini kullanmak için yeni yollar keşfetmezler, bunun yerine aynı rutine ve tekrarlayıp duran düşüncelerine takılı kalırlar. Fakat tüm bu dört rolün üstesinden gelirseniz, 'süper beyninizi' yaratırsınız. Uzun lafın kısası; duygularınızın ve düşüncelerinizin aktif gözlemcisi olduğunuz zaman, beyninizin kullanıcısı haline gelirsiniz. O zaman; süper beyniniz size hizmet eder, siz ona değil! 

Soru: Süper Beyni yaratma gücü fikri de nereden çıktı?
Cevap: Bu fikir direkt olarak Nöro-bilimdeki çığır açan buluşlardan çıktı. Modern beyin-tarama teknolojisi her kişinin tamamen kendine özgü bir beyni şekillendirdiğini gözler önüne serdi.  Diğer çalışmalar da beynin istediğiniz hologram dünyanızı oluşturmak için zihninizin gücüyle yeniden şekillenebilen hayret verici yenileyici yeteneğini rapor etti. Bunu öğrenince akıllara şu soru geldi: İstediğin beyni yaratmak için bilinçli seçim yaparak zihnini neden kullanmayasın ki?  
   
Soru: Pratik anlamda bu ne manaya geliyor?
Cevap: Kitapta bunun için pek çok öneri sunuyoruz fakat en kestirme yoldan cevap verirsek, şöyle cevap veririz: Tüm deneyimler beyniniz için ya pozitiftir ya da negatiftir. Eğer pozitif olanları çoğaltırsanız , olmak istediğiniz hologram dünyaya beyninizi şekillendirmiş olursunuz. 

Soru:Beyin için 'pozitif yaşam stili' diye adlandırdığınız şeylerden birkaç örnek verebilir misiniz?  
Cevap: Biz bunu 'içsel çalışma' ve 'dışsal çalışma' diye ikiye ayırıyoruz. Dışsal çalışma; diyet, egzersiz, stres yönetimi, sosyal etkileşim, zihinsel harekete geçirici aktivite ve iyi bir uykuyu kapsıyor. Bunlar çok bilindik tavsiyeler gibi gelebilirler fakat beyinle özdeşleşmiş şeyler. İçsel çalışma ise aslında daha da önemli olanı ve şu ana kadar çok az anlaşılmış olan bir şey. 

Soru: 'İçsel çalışmayı' izah edebilir misiniz?
Cevap: Beyin sürekli işlemden geçiren ve realitenizi yaratan dinamik bir sistem. Eğer beynin başarılı olduğu şeyleri dengelerseniz, o en iyi şekilde işler. Beyin; adapte olmak, esnek olmak, yaratıcı olmak ve zeki olmakta başarılıdır. Fakat o, işlevini yürütme ve sadece öyle olmada da başarılıdır. Dengeli bir yaşam, eğer mümkünse her gün aynı dengede olmalıdır. Böylelikle beynin her bir fonksiyonu canlanır ve gelişir. 

Soru: Bu çalışmayı pek çok insanın uygulamak istemeyeceği hakkında ne dersiniz?
Cevap: Çalışma diyerek, kendiniz için yapabileceğiniz en iyi şeyi kastediyoruz. Eğer yaşam boyu sürecek iyi bir sağlık, zarar  görmemiş bir hafıza, Alzheimer riskinin azalması ve içsel doygunluğun verdiği mutluluk istiyorsanız; beyniniz bunların hepsinde merkezi rolünü oynar. Eski bir atasözü olan “kullanın veya kaybedin” beyin için uygun bir atasözüdür. Çalışma aslında gayet basittir fakat süreklilik gerektirir. Bir kişi beynine gelen düşüncelerin ve duyguların gözlemcisi olmayı seçmeli ve onları  ona en uygun olan pozitif ve yapıcı hologram dünyayı yaratmak için kullanmalı.

Soru: Süper beyne gelecekte neler olacak?
Cevap:Süper beynin insan beyninin gelecek evrimsel sıçrayışı olduğuna inanıyoruz.  Son sıçrayış, yüksek entellektüel beyin kısmı olan neokorteksti. Neokorteks; insanlara mantıklı şekilde düşünme yeteneği, plan yapma, sevme, şefkat dolu olma, empati kurma ve dünyaya anlam yükleme yeteneğini verir. Şimdi bunun üzerine oturtturabiliriz. Seçim anahtardır; çünkü biz insanlar evrim geçirmeyi seçebilen, kaderini şekillendirebilen tek yaratıklarız.  Daha da fazlası, özfarkındalık hediyesi bizlere verilmiş. Özfarkındalık ; gerçek özümüzü gözlemlememize olanak tanır ve beyinlerimizi içinde yaşamak istediği hologram dünyayı yaratmak için kullanır. Bizim için, Süper Beyin bir gelecek ve o şimdi başlıyor.... 

Çeviren: Esin Tezer
http://crownpublishing.com/archives/feature/interview-with-deepak-chopra-and-rudolph-tanzi-on-super-brain#.W8zYWPloTIV