Bilim ve Din

Bilim ve Din

8 Nisan 2026 Çarşamba

Bilim İnsanları Zekânızın Annenizden Geldiğini Teyit Ediyorlar

Cambridge Üniversitesi’ndeki bilim insanları, annenin X kromozomundaki genlerin beyninizin şekillenmesinde nasıl yönlendirici rol oynadığını keşfettiler

Zekânın şimdiye kadar hem baba hem de annenin genlerinden geldiğini sanıyorduk. Fakat yapılan yeni bir araştırmaya göre zekâ, annenin X kromozomundan geliyor. Zekâ genleri, annenin X kromozomunda yerleşik durumdalar. Zeki bir anne, babaları o kadar akıllı olmasa da zeki çocuklara sahip oluyor. Cambridge Üniversitesi’ndeki bilim insanları bu araştırmayı yürüttü.

“Şartlanmış Genler” adlı genler kaynağına göre farklı davranıyorlar. Bu genler, soylarının izini belirleyen kendine özgü biyokimyasal işaretleyiciye sahipler. Bundan başka bu genler, aktif olup olmadıklarını veya soy hücrelerinin içinde olup olmadıklarını gözler önüne seriyorlar. Eğer o aynı gen kalıtsal olarak babadan geldiyse aktif halde olmuyor. Diğer genler ise bunun tam tersi çalışıyorlar. Bu genler sadece babadan geldilerse aktif halde oluyorlar. 

Bu yeni yapılan araştırmaya göre, annenin genleri direkt olarak embriyodaki Serebral Korteks’e gidiyor. Bu genler; dikkat, hafıza, farkındalık, algılama, düşünce, lisan ve bilinçte önemli rolü oynuyorlar. Benzer bir şekilde, babanın genleri de Limbik Sistem’e gidiyor. Bu genler de dokuların büyümesi ve plasentanın oluşumundan sorumlular. Bilim insanları, sadece annenin genlerinin rahime transfer olduğunu ve daha sonra onlar öldüğünde embriyoların oluştuğunu keşfettiler. Babadan gelen “Şartlanmış Genler”in de sadece anneden geldiğinde aktif hale geldiğini kanıtladılar.  Bu önemli bir gelişmeydi; beynin evrimini, genomun şartlanmasını anlamak için bir anahtardı.  

Buna ilaveten bilim insanlarına göre, eğer bu genler bir embriyonun gelişimi için vazgeçilmezse hayvanların ve insanların hayatında da kayda değer rol oynamalıydılar. Fakat sorun embriyoların neden sadece bir ebeveynin genleriyle çabucak nasıl öldüğünü kanıtlamaktı. Bu da bize zekânın ebeveynler ve çocuklar arasındaki ilişkinin kalitesiyle uyuştuğunu da ispatlıyor.

Aslına bakılırsa zekâ, ebeveynler ve çocuklar arasındaki ilişkinin yüksek kalitesiyle çok yakından ilişkili. Yaşamının ilk yıllarında dikkate sahip olan çocuklar, sorunları daha fazla çözebiliyorlar. Onlar aynı zamanda tutkulular fakat annelerimizin müthiş olduklarını bilmek de mükemmel!       

https://www.techexplorist.com/scientists-confirm-intelligence-comes-mother/3785/’den çevrilmiştir.

Çeviren: Esin Tezer                                


24 Mart 2026 Salı

Bilim İnsanları, Egzersiz Yapmanın Alzheimer Hastalığından Nasıl Koruduğunu Gözler Önüne Serdi

 

Kaliforniya Üniversitesi, San Francisco’daki araştırmacılar; egzersiz yapmanın düşünmeyi ve hafızayı neden güçlendirdiğini açıklayan biyolojik süreci belirlediler. Onların bulguları; fiziksel aktivitenin beyinde inşa edilmiş savunma sistemini güçlendirdiğini, yaşa bağlı zarardan korumaya yardımcı olduğunu kanıtladı. (18 Şubat 2026)

İnsanlar yaşlandıkça, kan-beyin bariyeri daha hassas bir hale gelir. Bu sıkı bir şekilde olan kan damarı ağı, normalde beyni kan dolaşımında dolaşan zararlı maddelerden korur. Fakat zaman geçtikçe bu kan damarı ağı beyin dokusuna zararlı bileşiklerin girmesine izin verir, sızıntı yapar hale gelebilir. Bunun sonucu da, bilişsel azalmayla bağlantılı olan iltihaplanmadır. Bu iltihaplanmaya sıklıkla Alzheimer hastalığı gibi hastalıklarda rastlanır.

GPLD1, Beyin İltihaplanmasını Nasıl Azaltıyor?

Bilim insanları, GPLD1 adlı enzimin “TNAP” adlı diğer proteini de etkilediğini keşfettiler.  *GPLD1,egzersizle karaciğerden salgılanan ve yaşlanan beyni gençleştirerek bilişsel işlevleri iyileştiren bir enzimdir.

Araştırmada fareler yaşlanmaya başladıkça, TNAP kan-beyin bariyerini oluşturan hücreleri biriktirdi. Bu birikim, bariyeri zayıflattı ve sızma durumunu arttırdı. Fareler egzersiz yapmaya başlayınca, karaciğerleri kan dolaşımına GPLD1 enzimini salgıladı. Enzim, beyini çevreleyen kan damarlarına doğru seyahat etti ve o hücrelerin yüzeyinden TNAP proteinini kaldırdı, bariyeri onarmaya yardımcı oldu.

Kaliforniya Üniversitesi, San Francisco (UCSF) Bakar Yaşlanma Araştırma Enstitüsü’nde Yardımcı Yönetici olan Dr. Saul Villeda konuyla ilgili şunları söyledi: "Bu keşif bizlere beyin yaşlandıkça vücudu anlamanın nasıl bağlantılı olduğunu gösterdi. Villeda, 18 Şubat 2026’da Hücre Dergisi’nde (Cell Journal) yayınlanan tezin kıdemli yazarıdır. 

https://www.sciencedaily.com/releases/2026/02/260219040752.htm’den alıntı yapılarak çevrilmiştir.

Çeviren: Esin Tezer


28 Şubat 2026 Cumartesi

İnsanlara Yardım Etmek Beyninizi Nasıl Etkiliyor? Araştırma, Sosyal Desteğin Nörobiyolojik Etkilerini Kanıtladı

 

İhtiyaç sahibi olan insanlara “hedeflenmiş” sosyal desteği sağlamak; Amerikan Psikiyatri Birliği’nin Biyo-Davranışsal Tıp adlı dergisinde yayınlanan bir araştırmada bildirilene göre, beynin ebeveyn bakımıyla ilişkili olan bölgelerini aktif hale getiriyor. Bu da, araştırmacıların sosyal bağlantıların sağlık üzerine olan pozitif etkilerini anlamalarına yardımcı oldu.

Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Pittsburgh Üniversitesi’nden Dr. Tristen K. Inagaki ve üniversite öğrencisi Lauren P. Ross’un yaptığı yeni bir araştırma, bağış yapmak gibi “hedeflenmemiş” bir destekle, ihtiyaç sahibi olan insanlara yapılan direkt “hedeflenmiş” desteğin aynı nörobiyolojik etkilere sahip olmadığını ispatladı. Araştırmacılar, konuyla ilgili şunları yazdı: "Sonuçlarımız, hedeflenmiş desteği vermenin özgün yararlarını vurgulamış oldu ve sosyal desteği vermenin sağlığa iyi geldiğini gösteren nöral yolları gözler önüne sermiş oldu.”  

Araştırma, Sosyal Desteği Vermenin Sağlığa İyi Geldiğini Gösteren “Nöral Yolu” Gösterdi

Yeni araştırma, hedeflenmiş desteği vermenin özgün bir şekilde faydalı olduğunun ek ispatını da sundu. Hem hedeflenmiş hem de hedeflenmemiş destek, beynin artan Septal Bölge’yle ilişkili olan aktivitesiydi. Bağış yapmanın verdiği “hoş duygu” teorisini de destekliyordu. Başkalarına direkt veya dolaylı yoldan kendimizi iyi hissettirdiği için yardım ederiz. *Septal Bölge; beynin gri madde yapısını oluşturan bölgedir. Bu bölge, beynin Hipokampüs bölgesiyle de bağlantılıdır.*

Çalışmanın yazarları Dr. Inagaki ve Ross konuyla ilgili son olarak şunları yazdı: “Artan Septal Bölge aktivasyonu ve azalan Amigdala aktivitesi arasındaki bağ; ihtiyacı olduğunu bildiğimiz insanlara vermek gibi sosyal desteği vermenin hedeflenmiş biçimlerinde sağlığı etkilediğini, bununla ilgili bir nöral ağın bulunduğunu ispatlamış oldu.

https://www.sciencedaily.com/releases/2018/08/180830125128.htm’den alıntı yapılarak çevrilmiştir.

Çeviren: Esin Tezer


31 Ocak 2026 Cumartesi

Yeni Yapılan Bir Araştırma, Gülümsemenin Yüzlerde Mutluluk İfadesini Görmenin Sırrı Olduğunu Gözler Önüne Serdi

 


İngiltere‘deki Essex Üniversitesi’nde yapılan yeni bir araştırma, bir salise gülümsemenin bile ifadesiz yüzlerde dahi mutluluk görülmesine neden olduğunu gözler önüne serdi!

Essex Üniversitesi, Psikoloji Bölümü’ndeki Dr. Sebastian Korb tarafından yürütülen çalışma; çok kısa süreli bir gülümsemenin dahi yüzlerin daha neşeli gözükmesine neden olduğunu ispatladı.

Elektriksel uyarı kullanılarak yüzlerde gülümseme yaratan ve fotoğraflara ilham veren bu öncü deney ilk kez Charles Darwin tarafından gerçekleştirilmiş, ünlendirilmiştir.

Acı vermeyen elektrik akımını almış, ayarlanmış yüz kasları kısa ve kontrol edilemez gülümseme yaratıyorlardı. Bu da, ilk kez yüz elektriksel uyarısının duygusal algılamayı etkilediğini kanıtlıyordu. 

Dr. Korb, araştırmanın Depresyon veya Parkinson ve Otizm gibi yüz ifadesini etkileyen rahatsızlıklar için tedaviler geliştirmeye yardımcı olacağını umuyor.

Dr. Korb, konuyla ilgili şunları söyledi: "Yüz kaslarının kontrol altına alınmış kısa süreli ve zayıf aktivasyonunun nötür veya biraz üzgün duran bir yüzde mutluluk yanılsamasını yaratabilmesi gerçekten de çığır açan bir bulgudur.”

Araştırma ekibi bilgisayarları kullanarak gülümsemelerin başlangıcını milisaniye keskinliğiyle kontrol altına alabildi.

Bu Essex Üniversitesi’nde yapılan çalışmaya 47 kişi katıldı. Çalışma, Social Cognitive and Affective Neuroscience (Sosyal Kognitif ve Etkili Nörobilim) adlı bilim dergisinde yayınlandı.

Katılımcılara dijital avatarlar gösterildi ve mutlu veya üzgün gözüküp gözükmedikleri soruldu. Denemelerin yarısında yüzde gülümseyen yüz kasları aktif hale getirildi.

500 salise (8.33 saniye) için üretilen zayıf bir gülümseme bile mutluluk algısını tetiklemek için yeterliydi!

Çeviren: Esin Tezer

https://www.sciencedaily.com/releases/2024/02/240220144340.htm’den alıntı yapılarak çevrilmiştir. 


8 Ocak 2026 Perşembe

Japon Bilim İnsanları Laboratuvarda İnsan Beyninin Devrelerini Üretti

 

Japonya’daki bir araştırma ekibi (Nagoya Üniversitesi) “Assembloid” adı verilen, çok bölgeli minik beyin bölgeleri modellerini kullanarak laboratuvarda başarılı bir şekilde temel insan beyni nöral devrelerini yarattı. Bu yapılar, birden fazla etkiye sahip olabilen (Pluripotent) uyarılmış kök hücrelerden yetiştirildi ve insan beyninin farklı bölgelerinin nasıl bağlantı ve iletişim kurduğunu taklit etmek için tasarlandı. Bilim insanları, bu sistemi kullanarak Talamus’un insan beyninin Serebral Korteks’inin içerisindeki özelleşmiş nöral devrelerin şekillenmesinde temel rol oynadığını ispat ettiler.  Çalışma, Amerika Birleşik Devletleri Ulusal Bilimler Akademisi Bildirileri dergisinde yayınlandı (7 Ocak 2026).

Kortikal Nöral Devreler Neden Önem Taşımaktadır?

Serebral Korteks, birbirleriyle ve diğer beyin bölgeleriyle etkili bir şekilde iletişim kurması gereken birçok farklı nöron türünü içerir. Bu bağlantılar; algılama, düşünme ve biliş de dâhil olmak üzere temel beyin fonksiyonları için hayati öneme sahiptir. Otizm Spektrum Bozukluğu (ASD) gibi nöro-gelişimsel rahatsızlıkları olan kişilerde, bu kortikal devreler genellikle anormal şekilde gelişir veya işlev görür. Bu nedenle, sinir devrelerinin nasıl oluştuğunu ve olgunlaştığını anlamak, bu bozuklukların biyolojik kökenlerini ortaya çıkarmak ve yeni tedavileri geliştirmek için kritik bir öneme sahiptir.

Talamus Ve Beyin Bağlantılarındaki Rolü

Kemirgenler üzerinde yapılan daha önceki araştırma, Talamus’un korteksteki nöral devreleri organize etmede önemli rol oynadığını kanıtlamıştır. Bununla beraber, insan beyninde devre oluşumu sırasında Talamus ve Korteks’in nasıl etkileşimde bulunduğu büyük ölçüde bilinmemektedir. Bu süreci insanlarda doğrudan incelemek, beyin dokusu elde etmedeki etik ve teknik sınırlamalar nedeniyle zordur. Bilim insanları, bu zorluklarla başa çıkabilmek için gerçek organlara benzeyen kök hücrelerden yetiştirilen üç boyutlu yapılar olan “Organoidler”e yöneldiler.

Beyin Rahatsızlıklarını Araştırmak İçin Yeni Bir Alet

Assembloid’leri kullanarak başarılı bir şekilde insan beyni nöral devrelerini yaratan araştırmacılar; insan beyni devrelerinin nasıl oluştuklarını, nasıl fonksiyon gösterdiklerini ve diğer hücre tipleri arasında nasıl farklı oldukları üzerinde çalışmak için yeni güçlü bir platform kurdular.

https://www.sciencedaily.com/releases/2026/01/260106224630.htm’den alıntı yapılarak çevrilmiştir.

Çeviren: Esin Tezer


23 Aralık 2025 Salı

Bu Beyin Keşfi, Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğunun (ADHD’nin) Nasıl Tedavi Edildiğini Değiştirebilir

 

ADHD gibi olan dikkat eksikliği bozuklukları, beyin alakasız bir gürültüden önemli sinyalleri ayırmak için uğraştığında ortaya çıkar. Beyine her ân bilgi akışı gelmektedir ve beyinde odaklanmış olarak kalmanın yolu, önemli bir şeye tepki gösterirken o dikkati dağıtan şeyleri beyinden ayıklamaktan geçer. En yeni tedaviler bu sorunu dikkatle ilişkili olan beyin devrelerini, bilhassa Prefrontal Korteks’te olanları uyararak tedavi etmektedir. Bu tedavide kullanılan ilaçlar nöral aktiviteyi arttırarak işe yaramaktadır.

Yeni yapılan araştırma, çok farklı bir stratejiye işaret etmektedir. Araştırma, beyindeki nöral aktiviteyi arttırmak yerine, arka plandaki beyin aktivitesini azaltmanın zihin gürültüsünü kısarak odaklanmayı arttırdığını ispatlamıştır.

Beyni Sakinleştiren Gen

Nature Neuroscience dergisinde bugün yayınlanan (22 Aralık 2025) araştırmada, bilim insanları “Homer1” adlı genin bu daha sessiz yaklaşımda dikkat bozukluğunu düzenlemede anahtar rol oynadığını bildirdiler.  

Araştırma beklenenden daha fazla ilgi uyandırdı çünkü Homer1 geni otizm ve şizofreni de dâhil ilk duyusal işlemden geçirme farklılıkları durumuyla da alakalıydı.

Amerika Birleşik Devletleri, New York’taki Rockefeller Üniversitesi’nde Nöral Dinamik ve Kavrama Bölümü Skoler Horbach Ailesi Laboratuvarı’nın Başkanı olan Priya Rajasethupathy, konuyla ilgili şunları söyledi: “Keşfettiğimiz genin beyindeki dikkat üzerinde çarpıcı bir etkisi var ve insanlarla ilişkili bir gen.”

Beklenmedik Genetik Keşif

Araştırma ekibi, dikkatin ardındaki genetiği keşfetmeye başladı. Homer1 geni onların bekledikleri hedef değildi.

En beklenmeyen bulgular, ekip Homer1 geninin beyin hücrelerini nasıl etkilediğini araştırmaya başladığında ortaya çıktı. Homer1 geninin seviyelerini azaltmak, Prefrontal Korteks’teki nöronların sinir sisteminde moleküler frenler olan GABA reseptörlerinin sayısını arttırmasına yol açtı.

Bu değişim; beynin güçlü olmasını sağlarken arka plandaki gereksiz aktiviteyi azalttı, gerekli fikirler ortaya çıkınca aktivite patlamasına odaklandırdı. Nöronlar sürekli ateşleme yapmak yerine aktivitelerini doğru zamanlara sakladılar, daha keskin ve daha güvenilir tepkilere yöneldiler.

Dikkat Bozukluğunu Tedavi Etmede Daha Sakin Bir Yaklaşım

Araştırmaya öncülük eden Doktora öğrencisi Zachary Gershon’a göre sonuçlar sezgisel. Gershon, Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu’na sahip ve projenin kişisel olarak kendisi için anlamlı bir proje olduğunu söyledi. Gershon şöyle konuştu: “Bu, bende de olan bir bozukluk ve dikkat bozukluğu için genetik haritalandırmayı uygulamayı istememe ilham verenlerden bir tanesi. İnsanlar bana sürekli olarak derin nefes alma, farkındalık, meditasyon, sinir sistemini sakinleştirme aktivitelerini uyguladıktan sonra beyinlerinin daha iyi odaklandıklarını bildiriyorlar.”

https://scitechdaily.com/this-brain-discovery-could-change-how-adhd-is-treated/ ‘den alıntı yapılarak çevrilmiştir.

Çeviren: Esin Tezer

 

 


9 Aralık 2025 Salı

Bilim İnsanları, Beynin Hafıza Merkezindeki Gizli Katmanları Keşfetti


 Hipokampüste yeni keşfedilen dört katmanlı bir plan, bilim insanlarının hafıza ve nörolojik hastalıklara ilişkin anlayışlarını değiştiriyor…

Bilim insanları, beynin hafıza, yön bulma ve duygu merkezlerinden biri olan hipokampal CA1 bölgesinin içinde gizlenmiş şaşırtıcı dört katmanlı bir yapıyı keşfettiler. Gelişmiş RNA görüntüleme teknikleri kullanan ekip, on binlerce nörondan 330.000'den fazla genetik sinyali haritalayarak, hipokampüs boyunca uzanan net ve değişken hücre tipi bantlarını meydana çıkardı. Bu katmanlı organizasyon, CA1'in farklı bölümlerinin neden farklı davranışları desteklediğini ve Alzheimer hastalığı ve epilepsi gibi hastalıklarda bazı nöronların neden daha kolay parçalandığını açıklamaya yardımcı olabilir.

Amerika Birleşik Devletleri, USC Keck Tıp Fakültesi'ndeki Mark ve Mary Stevens Nörogörüntüleme ve Bilişim Enstitüsü'ndeki (Stevens INI) araştırmacılar; beynin öğrenme ve hafıza için önemli bölgelerinden birinde daha önce hiç fark edilmemiş bir organizasyonel örüntüyü (Örüntü: Belli bir kurala göre devam eden sayı ya da şekil dizisi) ortaya çıkardılar. Nature Communications (6 Aralık 2025) dergisinde bildirilen bulgulara göre, bir farenin hipokampüsünün CA1 bölümü dört ayrı özel hücre tipi katmanından oluşuyor. Hipokampüs; hafıza oluşturmada, mekansal navigasyonu yönlendirmede ve duyguları etkilemede önemli bir rol oynuyor ve bu katmanların keşfi, bilginin beynin bu bölümünde nasıl hareket ettiğine dair yeni bilgiler sağlıyor. Ayrıca, bazı hücre tiplerinin Alzheimer hastalığı ve epilepsi gibi durumlarda neden özellikle savunmasız olduğuna dair ipuçlarını da sunuyor.

Çalışmanın kıdemli yazarı ve Fizyoloji, Sinirbilim ve Biyomedikal Mühendisliği Yardımcı Doçenti Dr. Michael S. Bienkowski, konuyla ilgili şunları söyledi: "Araştırmacılar uzun zamandır hipokampüsün CA1 bölgesinin farklı kısımlarının öğrenme ve hafızanın farklı yönlerini yönettiğinden şüpheleniyorlardı, ancak altta yatan hücrelerin nasıl düzenlendiği net değildi" dedi. Bienkowski, sözlerini şöyle tamamladı: “Çalışmamız, CA1 nöronlarının, her biri benzersiz bir moleküler imzayla tanımlanan farklı bir nöron tipini temsil eden dört ince, kesintisiz bant halinde düzenlendiğini gösteriyor. Bu katmanlar sabit değil; bunun yerine, hipokampüs boyunca ince bir şekilde kayıyor ve kalınlıkları değişiyor. Bu kayma örüntüsü, CA1'in her bir bölümünün kendi nöron tipi karışımını içerdiği anlamına geliyor ve bu da farklı bölgelerin neden farklı davranışları desteklediğini açıklıyor. Bu aynı zamanda, Alzheimer hastalığı ve epilepsi gibi durumlarda belirli CA1 nöronlarının neden daha savunmasız olduğunu da açıklayabilir: Bir hastalık belirli bir katmanın hücre tipini hedef alıyorsa, etkiler CA1'de o katmanın hangi hücre tipini en belirgin olarak etkilediğine bağlı olarak değişecektir.”

https://www.sciencedaily.com/releases/2025/12/251206030752.htm’den alıntı yapılarak çevrilmiştir.

Çeviren: Esin Tezer

 

5 Kasım 2025 Çarşamba

Yürüyüş Yapmak Beynin Alzheimer Hastalığına Karşı En İyi Savunması Olabilir

Yeni yapılan bir araştırmaya göre, günlük rutininize biraz daha adım sayısı eklemek bile Alzheimer hastalığına karşı savunmasız olanlar için dahi hastalığın gelişimini geciktirebilir. Nature Medicine dergisinde yayınlanan bir çalışmaya göre, Harvard Üniversitesi’nin sağlık araştırma sistemi olan Mass General Brigham’daki bilim insanları Alzheimer hastalığıyla bağlantılı olan amiloid-beta adlı proteinin yüksek seviyelerine sahip yaşlı yetişkinlerde fiziksel aktivitenin onların bilişsel zayıflamalarını azalttığını keşfetti.

Günde ortalama 3,000 ila 5,000 adım atan insanlarda bilişsel zayıflama 3 yıl gecikti. 5,000 ila 7,500 adım atan insanlarda ise bu gecikme 7 yıla kadar uzadı. Aksine, yürüyüş yapmayan katılımcılarda ise Alzheimer hastalığının gelişimiyle ilişkili olan beyindeki tau proteinleri daha hızlı birikti. Bu da onların düşünme yeteneklerinde ve beyinlerinin günlük fonksiyonlarında hızlı düşüşe sebep oldu.  Araştırmanın kıdemli yazarı olan, Mass General Brigham Nöroloji Departmanı’nda görev yapan Dr. Jasmeer Chhatwal konuyla ilgili şöyle konuştu: "Bu araştırma, Alzheimer hastalığına sahip olan fakat diğer hastalar gibi hızlı bir şekilde bilişsel düşüşe sahip olmayan insanların neden öyle olduğuna açıklık getirdi. Araştırma; eğer erken harekete geçersek, yaşam stili faktörlerinin Alzheimer hastalığının erken evrelerinin bilişsel belirtilerinin ortaya çıkmasını yavaşlatmada etkisinin olduğunu ispatlamış oldu."

Çeviren: Esin Tezer

https://www.sciencedaily.com/releases/2025/11/251104013008.htm’den alıntı yapılarak çevrilmiştir.

20 Ekim 2025 Pazartesi

Bilim İnsanları İnsan Beyninin En Güçlü Olduğu O Şaşırtıcı Yaşı Ortaya Çıkardı

 


Avustralya’daki bilim insanları, insan beyninin en yüksek zihinsel performansa 55-60 yaş aralığında ulaştığını meydana çıkardı! (16 Ekim 2025)  

Avustralya’daki Batı Avustralya Üniversitesi’nde Psikoloji Profesörü ve bu araştırmanın yazarı olan Gilles Gignac konuyla ilgili şunları söyledi: “Pek çoğumuz için beynimizin en yüksek genel psikolojik bilişsel performansı 55-60 yaş aralığında görülüyor.”  

Gignac ve ekibi, daha önceki araştırmalarının değerlendirmesinde detaylı olarak hazırlanmış yaşa bağlı 16 farklı bilişsel performans ve kişiliği belirledi.

Bilim insanları; mantıksal düşünme, hafıza, bilgi birikimi ve işlem hızının yanı sıra duygusal zekâ gibi 16 farklı psikolojik boyutu ele aldı. Bunlar arasında “Büyük Beşli” olarak bilinen kişilik özellikleri de yer alıyor. Bunlar dışa dönüklülük, duygusal istikrar, vicdanlılık, deneyime açıklık ve uyumluluk.   

Profesör Gignac konuşmasına şöyle devam etti: 'En yüksek zihinsel fonksiyon 55 ile 60 yaş aralığında oluşuyor. 65 yaştan itibaren ise bu azalmaya başlıyor.”

Araştırmanın uzmanlarına göre, vicdanlılık 65 yaşında doruk noktasına ulaşıyor.  

Gignac, araştırmayı şu sözlerle özetledi: “Orta yaş bir gerileme devresi değildir, insan zihninin psikolojik olarak olgunluk ve mantığa dayalı roller açısından eriştiği zirve noktasıdır.”

https://www.dailymail.co.uk/sciencetech/article-15197463/Scientists-reveal-age-brain-reaches-peak.html’ den alıntı yapılarak çevrilmiştir.

Çeviren Esin Tezer


29 Eylül 2025 Pazartesi

Beyninize Şükrettiği İçin Teşekkür Edin

 


Beyninize Şükrettiği İçin Teşekkür Edin

Nörobilim dergisinde (JNeurosci) yayınlanan yeni bir araştırmaya göre, şükür duygularını tetikleyen bir beyin ağının gizemi çözüldü. Çalışma, gelecekte bu “temel yapılar”ın sosyal bilgiyi karmaşık duygulara nasıl dönüştürdüğünü araştırmaya teşvik edebilir.

Yabancılardan gıda, barınma ve kıyafet kabul eden soykırımdan kurtulanlar olarak kendilerini hayal eden katılımcılarla yakın zamanda yapılan bir nöroimajlama araştırması; şükür duymayla ilişkili beyin bölgelerinin Medial Prefrontal Korteks ve Ön Singulat Korteks olduğunu belirledi. Bununla birlikte, bu beyin kısımlarının böyle bir yardımseverliği nasıl şükre çevirdiği hala bilinmemektedir.

Klinik Araştırmacı Xiaolin Zhou ve çalışma arkadaşları, bu soruya sosyal etkileşimli bir oyunu katılımcılara oynatarak cevap aradılar. Oyunda, katılımcının ağrı dürtüsünü önlemek için arkadaşı onun için farklı miktarlardaki parayı ödeyip ödememesi hakkında karar veriyordu. Araştırmacılar, arkadaş maliyetli aktive olmuş beyin bölgelerinin ödül sunumuyla ilişkili bölgelerde ağrı azalımı seviyelerini oluşturmaya kodlanmış olduklarını keşfettiler.

 Bağlantı analizleri, bu bölgelerin şükür duygularını izleyen Ön Singulat Korteks’e bilgi verdiklerini gözler önüne serdi. Zhou ve çalışma arkadaşlarının bulguları, şükrün Ön Singulat Korteks’teki ilişkili sosyal bilgiden meydana gelebileceğine işaret ediyor.

https://www.sciencedaily.com/releases/20tt18/05/180507134649.htm’den çevrilmiştir.

Çeviren: Esin Tezer