Bilim ve Din

Bilim ve Din

13 Ekim 2019 Pazar

Gülümsemek Bulaşıcıdır



 
Beyindeki Ayna Nöronlar'ın varlığı ilk kez 1980'li yıllarda maymunlar üzerinde deneyler yapılırken keşfedilmiştir. Motor Nöronlar siz bir hareket yaparken ateşlenirler. Bilim adamları, deneyler esnasında bir primat maymunun nöronlarının bir diğer hareket eden maymuna bakarak aktif hale geldiğini keşfettiler. Ayna Nöronlar; konuşma, ilişki ve empati için önemlidir ve Ayna Nöronların yokluğu otizm hastalığına yol açabilir. Ayna Nöronlar dinamik insan ilişkileri için bu derece önemliyse, "Gülümse" sözüne de yepyeni bir mana katabilir. Siz gülümsediğiniz anda, dünya da size gülümser...  
   
Ayna Nöronlar Gülümsediğinizde Aktif Hale Gelirler  
Bilim adamları, bir başka kişi gülümsediğinde aktif hale gelen beyin bölgelerini incelediler. fMRI beyin imajlama tekniğini kullanarak görsel algı bölümlerinin aydınlandığını keşfettiler. Böylece, bilim adamları bu keşifle birlikte beynin diğer ilgi çekici bölümlerinin de aydınlandığını buldular. Bir diğer deyişle, gülümsemeyi oluşturan kasların olduğu Premotor Korteks aktif hale geldi. Beyin aktivitemiz, gülümsemenin hem fiziksel hem de duygusal halinde jet hızıyla çalışır. Zihnimizdeki uyarılma başka bir insanın nasıl hissettiğini anlamamıza katkıda bulunmaya yardımcı olur. 

Psikolog Paul Ekman bunu 1980'li yıllarda keşfetti. Üzgün ve stresli yüzler üzerinde çalışırken kendinin de kötü hissettiğini fark etti. Ekman ve çalışma arkadaşları, üzgün yüzler üzerinde çalışırlarken vücutlarının da değiştiğini görüntülediler. Üzgün yüzleri gördükçe sanki onlar da üzgünmüşler gibi otonom sinir sistemini değiştiren göstergeleri (marker'ları) keşfettiler.  

Gülümsemek Ruh Halinizi Değiştirir
Gülümsediğimizde veya bir başka insanın gülümsediğini gördüğümüzde, o hareket zihinsel olarak bizi uyarır ve kendimizi daha mutlu hissederiz. Basit bir gülümseme hareketi bile pozitif nörolojik aktiviteyi tetikler. Stresinizin azaldığına ve yeni, sevinçli bir ruh haline sahip olduğunuza şahit olursunuz. Gülümseme hareketi, dopamin seviyelerini ve mutluluk hissini arttırır. 

Nörolog  Dr. Isha Gupta, gülümsemenin beyinde kimyasal bir değişimi tetiklediğini teyit etti ve  şöyle dedi: "Dopamin hormonu mutluluk hissimizi arttırır. Serotonin hormonunun salgılanması, azalmış seviyedeki stresle bağlantılıdır. Düşük seviyedeki Serotonin hormonu, depresyon ve saldırganlıkla ilişkilidir. Ayna Nöron aktivitesinin azalması ise Otizm hastalığına yol açabilir, böyle durumdaki insanlar da sosyal olarak etkileşimde bulunmazlar." 

Otizm Ve Ayna Nöronlar
2006 yılında nöro-bilim adamı Marco Iacoboni, Nature Neuroscience dergisinde Ayna Nöron fonksiyon bozukluğu ile Otizm hastalığı bağlantısını anlatan bir tezi yayınladı. Araştırması; Ayna Nöronlar'ın yalnızca sosyal kavramanın bir unsuru olmadığını, bir çok zihinsel hastalığın temelinde yatan neden olduğunu kanıtladı.
Scientific American dergisine yaptığı röportajda Iacoboni şöyle konuştu:
"Azalmış nöron aktivitesi, bu hastaların diğer insanların ne yaşadıklarını anlamalarını güçleştiriyor. Sosyal etkileşimde de çok zorlanıyorlar. Ayna Nöronlar, başkalarının hareketleriyle kendimizi aktive ettiğimiz tek beyin hücresi türü. Bu yüzden de sosyal etkileşimde özel bir öneme sahip. Bir başkasının tam olarak ne hissettiğini anlamasak da, Ayna Nöron sistemimiz bize onun hareketlerini akıcı bir şekilde zihinsel olarak harekete geçirmemiz konusunda yardım ediyor. " 

Çeviren: Esin Tezer
https://bigthink.com/mind-brain/mirror-neurons-smiling'den alıntı yapılarak çevrilmiştir.

5 Eylül 2019 Perşembe

Alzheimer Hastalığına Yol Açan Gen Keşfedildi - Dr. Rudolph Tanzi


Alzheimer hastalığına yol açan nedenler tam olarak anlaşılamamış olsa da, genetiğin bu hastalığın oluşmasında önemli bir rol oynadığını biliyoruz. Yakın zamanda yapılan bir araştırmada araştırmacılar, Alzheimer hastalığına neden olan Alzheimer genini keşfettiler.

Araştırmada; "Spinoserebellar Ataksi (Kas Koordinasyon Bozukluğu) tip 1" diye bilinen, seyrek görülen bir nörolojik hastalıkla ilişkili olan "ATXN1" adlı genin Alzheimer hastalığıyla da ilişkili olduğu keşfedildi. 

Daha önce yapılan bir araştırmada, APOE geni gibi çeşitli genlerin Alzheimer hastalığının gelişimine yol açtığı bulunmuştu. Yeni yapılan araştırmada ise araştırmacılar, yeni terapilerin keşfi için ATXN1 adlı geni araştırıyorlar. 

Alzheimer Hastalığı ve ATXN1 Geni Fonksiyonu
Araştırmanın altyapısı, Massachusetts General Hastanesi'nde Genetik ve Yaşlanma Araştırma Birimi'nin Yöneticisi ve McCance Beyin Sağlığı Merkezi'nin Yardımcı Yöneticisi olan Nöro-bilim adamı Dr. Rudolph Tanzi'nin çalışmasıyla 2008 yılında başladı. Tanzi ve araştırma ekibi, ATXN1 genini ve onun Ataksi-1 adlı proteini yapmak için taşıdığı genetik koddaki rolünü saptadı. 

Daha önce araştırmacılar ATXN1 adlı gendeki bazı mutasyonların Spinoserebellar Ataksi tip 1'e (SCA1) yol açtığını biliyorlardı. SCA1; dengede, koordinasyonda, konuşmada problemler yaratan ve kas sertliğine yol açan, hareket bozukluğuyla ilgili bir hastalıktır. Spinoserebellar Ataksi tip 1 hastalığı ileri düzeyde olduğunda, bilişsel (kognitif) bozukluğa ve hafıza kaybına neden olmaktadır. 

Dr. Tanzi, Nöro-bilim adamı Dr. Jaehong Suh'la birlikte ATXN1 ve Ataksi-1 protenini ve Alzheimer hastalığına nasıl neden olduklarını araştırmak istedi. Basın açıklamasında Dr. Tanzi, " Denge bozukluğuyla ilgili olan bir gen, nasıl olur da Alzheimer hastalığı riskini nasıl arttırabilir?" şeklinde konuştu. 

Tanzi ve Suh, ATXN1 'i üreten protein Ataksi-1 üzerinde yoğunlaşmaya karar verdiler. Araştırmacılar, ATXN1 geni çıkarılmış fareleri yetiştirdiler. Dolayısıyla bu farelerde Ataksi-1 proteini de yoktu. Ataksi-1 proteinine sahip olmayan farelerde Beta Sekretaz 1 (BACE1) adıyla bilinen enzim yüksek seviyelerde bulundu.

Beta Sekretaz-1 (BACE1); Alzheimer hastalığına yol açan, sinir hücreleri kümesinin zarar görmesine neden olan Amyloid Beta Plakları'nın oluşumuna katkıda bulunuyor. Ataksi-1 proteinine sahip olmayan farelerde yüksek seviyede beyin dokusu iltihabı, öğrenme ve hafızadan sorumlu beyin bölgelerinde ise daha az yeni nöron olduğu görüldü. 

Alzheimer Hastalığı İçin Yeni Terapiler
Dr. Tanzi; Being Patient internet sitemize Alzheimer hastalığının erken teşhisi ve tedavisi  için yeni terapiler geliştirmeye çalıştıklarını belirtti. Tanzi; “Eğer Ataksi-1 proteininin işlevleri ortadan kaldırılırsa, ATXN1 geninin etkileşimini dengede tutan (stabilize eden) ilaçları bulmayı deneyebiliriz. Etkileşimi dengede tutan ilaç taramalarını inceleyebiliriz. Gen terapisiyle ATXN1 geni sınırlandırılabilir. Transkripsiyon faktörlerini inceleyebiliriz ve belki de Beta-Sekretaz 1 (BACE1) seviyelerini düşüren bir gen terapisi de tasarlayabiliriz” diyerek sözlerini tamamladı. 

Çeviren: Esin Tezer
https://www.beingpatient.com/researchers-pinpoint-alzheimers-gene-linked-to-rare-neurological-disorder/'dan alıntı yapılarak çevrilmiştir.

7 Ağustos 2019 Çarşamba

Epifiz Bezi'nin Gizemli Gücü



Son yıllarda Hollywood, Silikon Vadisi'nden ve başka yerlerden heyecan arayan birçok insan 'Ayahuasca inzivası' diye anılan bir ayinde yer almak için Güney Amerika'ya seyahat ediyor.  Amaçları ise, 'Banisteriopsis caapi' adlı sarmaşıktan yapılan demlenmiş karışımı içme seremonisine katılmak. Bu karışım, yerel halk tarafından geleneksel olarak kutsal dini seremonilerde kullanılıyor. Ayahuasca bitkisinden içen kişilerin birçoğu 'yaşam değiştirici' olarak tasvir ettikleri kısa-süreli halüsinojik olayları yaşıyorlar. Bu hayal gördüren (psikedelik) görüntülerden sorumlu olan aktif madde ise DMT (Dimetiltriptamin) olarak adlandırılan bir molekül.  İlk kez Michigan Üniversitesi Tıp Fakültesi ekibi tarafından yönetilen bir araştırmada DMT'nin memeli beyninde doğal olarak oluşan bir molekül olduğu keşfedildi. Bu buluş, DMT molekülünün insan beyni üzerindeki rolünü keşfetmek için atılan ilk adımdı.

17.yüzyıl filozoflarından Rene Descartes; beynin merkezinde yer alan küçük çam-kozalağı şeklindeki organ olan Epifiz Bezi'ni "Ruhun oturduğu yer" olarak adlandırdı. Bazıları tarafından "Üçüncü Göz" olarak bilinen Epifiz Bezi, keşfedildiğinden beri gizemini korumaktadır. Bilim adamları, şimdi onun  günlük ritim (sirkadiyen saat) veya bedenin içsel saatini ayarlamada önemli rol oynayan melatonin hormonunun üretiminden sorumlu olduğunu biliyorlar. Moleküler ve Bütünleştirici Fizyoloji Departmanı'nda doktor olan Jimo Borjigin'in öğrettiği kurstaki notlarını incelemesi bir konuda onu aydınlattı: Pek çok kişi hâlâ Epifiz Bezi'nin gizemli gücüne inanıyordu! Bu fikre, New Mexico Üniversitesi Tıp Okulu'nda doktor olan araştırmacı Rick Strassman'ın çalışmalarından hazırlanan bir belgesel film ilham verdi. 1990'lı yılların ortalarında araştırmacı Strassman, insanlar üzerinde bir dizi deney yaptı. İnsan denekler üzerine şırıngayla DMT molekülü enjekte edildi ve daha sonra da onlara vücutlarında ne hissettikleri soruldu. Bu deney hakkında hazırlanan belgesel filmde Strassman, Epifiz Bezi'nin DMT'yi ürettiğini ve salgıladığını iddia etti. Dr. Strassman, Dr. Borjigin'e deneyinin hâlâ bir hipotez olduğunu söyleyince de birlikte çalışmaya karar verdiler.  

Araştırmacılar; Epifiz Bezi vasıtasıyla farelerin beyinlerine yerleştirilen mikrodiyaliz boru sistemi işlemini kullanıp, üzerinde analiz yapılan örneği topladılar ve DMT'nin varlığını teyit ettiler. Deneyin sonuçlarını 2013 yılındaki bir tezde açıkladılar. Fakat, Borjigin bu sonuçtan tam tatmin olmamıştı. Bir sonraki deneyinde DMT'nin nasıl ve nerede sentezlenmiş olduğunu keşfetmeye karar verdi. Onun Master öğrencisi olan, tezin baş yazarı Jon Dean; 'Hücre İçi Hibridizasyon' diye bilinen bir işlemle deneyi gerçekleştirdi. İşlem, doku bölümündeki belirli RNA dizisinin yerini saptayan işaretlenmiş bütünleştirici DNA zincirini kullandı. Borjigin, sözlerine şöyle devam etti: "Bu teknikle, DMT'yi üretmesi gerekli olan iki enzimli beyin nöronlarını da keşfetmiş olduk! Ve onlar, sadece Epifiz Bezi'nde de değiller! Bu nöronlar, öğrenme ve hafıza da dahil üst seviye beyin fonksiyonları için önemli olan beynin diğer kısımları Neokorteks ve Hipokampus'ta da keşfedildiler!" Deneyin sonuçları Scientific Reports dergisinde yayınlandı.

Borjigin'in ekibinin çalışması, Ani Kalp Durması (Kardiyak Arest) yaşayan bazı farelerde DMT seviyelerinin arttığını gözler önüne serdi. İngiltere'deki araştırmacılar tarafından hazırlanan 2018 yılında yayınlanan bir tezde, DMT'nin insan bedenlerinin ruhlarından ayrıldığı ve başka bir âleme geçtiği algısını yaşatan  ölüme yakın deneyimlerin bir benzerine yol açtığı rapor edildi. Borjigin, beyinde doğal şekilde oluşan DMT seviyelerini ve bunun normal beyin fonksiyonlarındaki rolünü de araştırmak istiyor. Borjigin, sözlerini şöyle tamamladı: "DMT'nin beyne tam olarak ne yaptığını bilmiyoruz. Tek bildiğimiz şey, beyinde bu kimyasalı yapan nöronları keşfetmiş olmamız ve bunu da diğer monoamin sinir ileticilerinin (nörotransmiterların) seviyelerine benzer seviyelerde yapıyor olmaları." 

Çeviren: Esin Tezer
https://medicalxpress.com/news/2019-06-mystical-psychedelic-compound-brains.html'den alıntı yapılarak çevrilmiştir.