Bilim ve Din

Bilim ve Din

4 Nisan 2017 Salı

BEYNİMİZ ZAMAN VE MEKÂNIN KODLAYICISIDIR




Bir deneyimi hatırladığınızda o hatıranın üç önemli ana unsuru; ne, ne zaman ve nerede'dir. MIT nöro-bilim adamları, şimdilerde hatıranın "ne zaman" ve "nerede" öğelerini işlemden geçiren bir beyin devresini keşfettiler. 

"Hipokampus"  ve "Entorhinal Korteks" olarak bilinen bir bölgeyi bağlayan bu devre, mekân ve zamanlamayı iki ayrı bilgi olarak birbirinden ayırıyor. Araştırmacılar, Entorhinal Korteks'te bu bilgiyi yayan "okyanus hücreleri" ve "ada hücreleri" denilen iki nöron topluluğunu da keşfettiler.

Önceki hafıza modelleri, hafızanın oluşması için gerekli beyin yapısı olan Hipokampus'un zamanlama ve ortam bilgisini birbirinden ayırdığını ileri sürüyordu. Yeni yapılan çalışma ise bu bilginin Hipokampus'a bile erişmeden ayrıldığını ispatlıyor!

23 Eylül'de Neuron dergisinde yayınlanan tezin başyazarlarından biri olan  MIT'nin Beyin ve Kavramsal Bilimler dalı Master öğrencisi Chen Sun, "Bu, Hipokampus'un  yukarı akış bölünme fonksiyonunu ileri sürüyor.  Hipokampus'taki zamanla ilgili (temporal) bilgiyi besleyen bir patika var ve bir diğer patika da  Hipokampus'taki içeriksel ifadeleri besliyor" dedi.

Tezin bir diğer başyazarı ise MIT doktorasını yapmış olan Takashi Kitamura. Tezin kıdemli yazarı da Picower Biyoloji & Nörobilim Profesörü, MIT Picower Öğrenme ve Hafıza Enstitüsü'ndeki RIKEN-MIT Nöral Devre Genetik Merkezi Yöneticisi olan Susumu Tonegawa. 
  
Ne zaman ve Nerede?
Hipokampus'un tam dışında yerleşik olan Entorhinal Korteks, hatıraların oluştuğu Hipokampus'a diğer kortikal alanlardan gelen duyusal bilgiyi aktarıyor. Tonegawa ve çalışma arkadaşları, ada ve okyanus hücrelerini birkaç yıl önce tespit ettiler ve o zamandan beri de onların fonksiyonlarını keşfetmek için uğraşıyorlar.

Tonegawa'nın laboratuvarı; 2014 yılında okyanus hücreleri tarafından çevrilen, küçük kümeler oluşturan  ada hücrelerinin  hızlı şekilde meydana gelen birbirine bağlı iki olayla ilgili hatıraları oluşturmak için beyin tarafından gerekli olduklarını bildirdi. Ekip, yeni Neuron dergisi çalışmasında okyanus hücrelerinin olayın meydana geldiği yerde sunumlar oluşturmak zorunda olduğunu keşfetti. 

Sun, "Okyanus hücreleri içeriksel sunumlar için önemlidir. Kütüphanede olduğunuzda, caddede karşıdan karşıya geçerken ve metrodayken bu içeriklerin her biriyle ilişkili farklı hatıralara sahipsiniz" dedi.

Araştırmacılar, ada veya okyanus hücreleri susturulduğunda farelerin davranışlarının nasıl değiştiğini araştırmak için ışık kullanarak nöron aktivitesini denetlemelerine izin veren "Optogenetik" denilen bir tekniği de kullandılar.

Okyanus hücresinin aktivitesini engellediklerinde, hayvanlar ayaktan verilen şoku yedikten sonra artık belirli bir çevreyi korkuyla ilişkilendiremediler. Okyanus hücrelerini idare etmek; araştırmacıların farelerin hafızasıyla bağlantılı olabilecek olaylar arasındaki zaman boşluğunu uzatmaya veya kısaltmaya olanak sağladı.

Bilginin Akışı
Tonegawa'nın laboratuvarı yakın bir zamanda ada hücrelerinin ateşlenme oranlarının hayvanın ne kadar hızlı hareket ettiğine bağlı olarak değiştiğini keşfetti, bu da araştırmacıları ada hücrelerinin alanda hayvanın yolunu bulmasına yardımcı olduklarına inandırdı. Okyanus hücreleri ise her an hayvanın nerede olduğunu hatırlamasına yardımcı oluyorlar.

Araştırmacılar, bu iki bilgi akışının Entorhinal Korteks'ten Hipokampus'un farklı kısımlarına aktığını da keşfetti: Okyanus hücreleri içeriksel bilgiyi CA3 ve dişli gyrus'a (Dentate Gyrus'a) yollarlarken, ada hücreleri ise bunu CA1 hücrelerine yansıtıyorlar.

Tonegawa'nın laboratuvarı şimdi Entorhinal Korteks'in, beynin diğer kısımlarının zaman ve mekânı nasıl yansıttığı üzerinde çalışma yapıyor. Araştırmacılar, zamanlama ve mekânla ilgili bilginin beyinde bir olayın hatırasını oluşturmak için beyinde nasıl işlemden geçirildiği üzerine bir araştırma yapıyorlar. 

Kitamura, "Olaylara dayanan bir hafızayı oluşturmak için her bir tamamlayıcı bileşen birbiriyle yeniden birleşmek zorundadır. Bu da bir sonraki soruyu oluşturur" şeklinde konuştu.

Çeviren: Esin Tezer
https://www.sciencedaily.com/releases/2015/09/150923134112.htm'den alıntı yapılarak çevrilmiştir.

1 Mart 2017 Çarşamba

DOĞAL TUZUN YARARLARI



Tuz eskiden kötü bir üne sahipti, şimdi ise tuzun faydalı olup olmadığı hakkında bir kafa karışıklığı var. Kullanılan tuz cinsinin tuzun yararlı olup olmamasında büyük fark yarattığını söylemekte fayda var. Sodyum tüketimi üzerine yapılan pek çok çalışma, yanlış tuzlar üzerine  yapılmıştır.

Nasıl ki;
  • Yemle beslenmiş dananın etiyle tamamen otla beslenmiş olan dananın eti aynı değilse,
  • Geleneksel üretim sebze-meyveyle organik üretim sebze-meyve aynı değilse,
  • Çiftlikte yetiştirilmiş balıkla doğal olarak avlanmış balık aynı değilse,
  • Hidrojene trans yağla hindistan cevizi yağında bulunan orta zincir yağ asitleri de aynı değildir!
İnsan üretimi sofra tuzu da mineral yönünden zengin olan "gerçek doğal tuzla (kaya tuzuyla)" aynı özelliklere sahip değildir. "Gerçek tuz (Kaya tuzu)", vücutta pek çok önemli role sahiptir ve onu kullanmamak vücutta soruna yol açabilir. Daha önce de söylediğim gibi, 

Sofra Tuzu KÖTÜDÜR!
%97'si Sodyum Klorid'den meydana gelmiş olan Sofra Tuzu; kimyasal olarak üretilmiştir, beyazlatılmıştır ve diğer pek çok besin öğesinden yoksundur. Alüminyum da içerir, bu da Alzheimer hastalığı ve vücuttaki pek hastalıkla ilişkilidir.
Bu tür tuz, doğal olarak meydana gelmemiştir ve aslına bakılırsa; deniz balıkları sofra tuzuyla salamura edilmek istendiklerinde ölürler.
Bu tür tuz vücudun ihtiyacı olan pek çok minerale de sahip değildir, bu yüzden sofra tuzunu kullanmamak akıllıca verilmiş bir karardır.

"Gerçek Tuz (Kaya Tuzu)" İYİDİR!
Sofra Tuzu ne kadar  kötüyse, "gerçek tuz (kaya tuzu)" da o kadar sağlıklı ve iyidir.
Sofra tuzunun sağlık sorunlarına yol açmasıyla ilgili olan araştırma doğruyken, "gerçek tuzla (kaya tuzuyla)" ilgili söylenenler doğru değildir.
Şunu düşünün: Vücut pek çok yoğun minerali, besin maddesini içerirken ve suya da ihtiyaç duyarken; kemikler, kan ve organların düzgün çalışması için bu yoğun besin maddelerine de ihtiyaç duyar.

 Neden Daha Fazla Tuz Tüketmeliyiz?

İşte her gün sağlıklı tuzu daha fazla kullanmanız için 5 neden:
  1. İnsülin Hassasiyeti İçin: Tuz kullanımı ve kardiyovasküler sorunlar arasındaki bağlantı son zamanlarda dikkatle incelenmektedir. Araştırma, aynı zamanda düşük seviyede tuz tüketimi ve insülin direnci arasındaki bağlantıyı göstermektedir.   
  2. Hidrasyon İçin: Suyla karıştırılmış tuzlu suyu enerjimi arttırmak, alerji semptomlarımı azaltmak ve hidrasyon için her sabah içiyorum. Tuz  ve doğal tuzlarda bulunan mineraller hidrasyon için gereklidir.
  3. Uzun Yaşam İçin: Düşük seviyedeki tuz tüketimi aslına bakılırsa kısa yaşamla ilişkilendiriliyor. Sağlık web sitesi yaratıcısı Chris Kresser bu konuda şöyle diyor: "Sıradan bir Amerikalı tüketici günde 3700 miligram sodyum tüketmektedir. Bu değer, yüksek kalp basıncı ve kalp hastalığı oranlarında artış olmasına rağmen sabit kalmıştır. Buna karşılık, dünyada en uzun yaşama oranına sahip olan ülke Japonya'da bir Japon her gün 4650 miligram sodyum tüketmektedir. Japonya, diğer gelişmiş ülkelerin hepsinden daha az kardiyovasküler hastalığı riskine sahiptir."
  4. Hormonlar İçin:  Mark’s Daily Apple sağlık web sitesi şöyle diyor: “Tuz ilk önce kandaki kortizolü ortadan kaldırmada hızlandırıcı olarak gösterildi. Kortizolü ne kadar çabuk ortadan kaldırırsanız, o kadar çabuk stres yaratıcısından iyileşirsiniz. Eğer kortizol gitmezse, "stresli" olursunuz. İkincisi, stresin tuzlu gıdaları yeme iştahını arttırdığına dair kanıt var. Fare laboratuvarında sempatik sinir sistemi stres yaratıcısı tarafından aktif hale getirildiğinde sıçanlarda stres gözlemlenmiştir.İnsanlarda güçlü stres krizleri tuzlu gıdaları yeme iştahını arttırıyor gözükmüyor fakat kronik stres tuzlu ve çöp gıdaların tüketimini arttırmaktadır.”
  5. Sindirim İçin: Kişisel görüşüme göre, her sabah suyla karıştırılmış tuzlu suyu içmeye başladıktan sonra sindirim sistemimde büyük gelişme gördüm. Yakın zamandaki bir haber de bu fikri destekliyor. Bu yazı şöyle diyor: "Tuz, sindirim ve emilim süreçlerinde temel rol oynar. Tuz, "tükürük amilazı" diye adlandırılan bir enzimi ağızda aktif hale getirir.  Bu noktada tuz, yemeği test etmeniz için tat alma organınıza izin verir. Tuz, sindirimde yemeği parçalamaya yardımcı olma rolünü de oynar. Tuz, Hidroklorik Asit'i de oluşturur. Hidroklorik Asit, mide duvarlarını kaplayan çok önemli bir sindirim salgısıdır."

Hangi Tuzu Tüketmeliyiz?

Sağlığa olan faydalarını söylerken, tüketilen tuzun türü gerçekten önemlidir. Laboratuarda geliştirilen ve sadece 2 minerali içeren sofra tuzuyla 93 minerali içeren Himalaya tuzu (kaya tuzu) arasında muazzam fark vardır.
 
Çeviren: Esin Tezer
https://wellnessmama.com/13164/eat-more-salt/'dan alıntı yapılarak çevrilmiştir.

4 Şubat 2017 Cumartesi

GÜLÜMSEMEK SAĞLIĞA İYİ GELİYOR!



Gülümsemek ruh halinizi değiştirebilir. Yüz ifadelerimiz o anki ruh halimizden daha fazlasını ifade ederler, ruh halimizi etkileme yetenekleri de vardır. Duygular beyinde oluşabilirler fakat yüzdeki kaslar o ifadeleri ya güçlendirirler ya da aynısını aktarırlar. Yakın zamanda yapılan araştırmalar; yüz ifadelerinin pozitif duyguların arttırılması veya negatif duyguların azaltılmasıyla bağlantılı olduğunu, kişinin ruh halinin yüz ifadesiyle aynı olmaya başladığını gözler önüne serdi.

Gülümsemek stresi azaltır. Psikolojik Bilim (Psychological Science) dergisinde 2012 yılında yayımlanan bir araştırmaya göre  Kansas Üniversitesi'nde psikolog bilim insanları olan Tara Kraft ve Sarah Pressman 170 katılımcı üzerinde çalıştı. Katılımcılardan Çinlilerin yemek yeme çubuğunu üç şekilde ağızlarında tutmaları istendi. Denekler stresli bir görevden sonra farkına varmadan gülümseyerek yemek çubuklarını ağızlarında tuttular. Deney; yemek yeme çubuğuyla en çok gülümseyen deneklerin yüz ifadelerinin nötr duran deneklerinkilerle  karşılaştırıldığında daha az kalp atışına sahip olduğunu ve stresten daha çabuk kurtulduğunu ispatladı.

Gülümsemeyle daha güvenilir biri haline gelirsiniz. Psikolojik bakış açısına göre, gülümseyen bir insan somurtan veya nötr bir ifadeyle duran insandan daha güvenilir gözükmektedir. Pittsburgh Üniversitesi'nde yapılan bir çalışmada araştırmacılar bir deneğin çekicilik seviyesi, gülümsemesinin çarpıcılığı ve onun algılanan güvenirlik seviyesi arasında potansiyel bir bağlantı olduğunu keşfettiler. Çalışmaya katılan 45 katılımcıdan en fazla gülümseyenlerin daha güvenilir oldukları ortaya çıktı. 

Gülümsemek beyninizi eğitir. Beyin savunma mekanizması olarak negatif koşullarda düşünmeye eğilimliyken, sürekli gülümseme zihnin daha pozitif bir alana yerleşmesine yardımcı olur. Ne kadar çok gülümserseniz o kadar o halde kalırsınız. "Mutluluk Avantajı" kitabının yazarı olan Shawn Achor'a göre, gülümsemeyi her gün yaptığımız bir şey haline getirirsek beyinlerimizin daha pozitif düşünce modellerine cesaret veren mutluluk halkalarını yaratmalarına yardımcı oluruz. Mutluluk, iş ahlakıdır. Mutluluk, tıpkı bir atletin idman yapması gibi beyinlerimizin de idman yapmaya ihtiyaç duyduğu bir şeydir! 
      
Gülümsemek bulaşıcıdır. Bir arkadaşınızın ya da bir çalışma arkadaşınızın siz gülümsedikten sonra gülümsediğinin farkına vardınız mı? Bu olayın bilimsel bir açıklaması var. Nöro-bilim adamı olan Marco Iacoboni'ye göre hepimizde verilen bir görevi yerine getirirken veya o görevi yapan birine şahit olduğumuzda aktif hale gelen, Premotor Korteks'te ve Alt Paryetal Korteks'te yer alan "Ayna Nöronlar" adlı hücreler var. Ve, gülümsediğimizde de Ayna Nöronlar hem görme hem de yapma hareketlerine tepki veriyorlar. Iacoboni, Scientific American dergisine yaptığı açıklamada şöyle dedi: “Ayna Nöronlar diğer insanları anlamamızı  onların hareketlerini gizlice taklit etmemizi sağlarlar. O hareketle alakalı olan niyetleri ve duyguları taklit ederiz. Birini gülümserken gördüğümde benim Ayna Nöronlarım da gülümsemek için ateşleme yaparlar; ardı ardına gelen, gülümsemeyle alakalı olan duyguyu tahrik eden nöral aktiviteyi başlatırlar.

Gülümsemek vücudunuzu hücresel seviyede güçlendirir. Biyo-kimyager ve ressam Sondra Barrett'a göre mutlu yüz ifadesinin vücudu stresten arındırdığı gibi, gülümsemek de vücudu hücresel seviyedeki gerilimden arındırıyor. Barrett, "Hücrelerinizin Sırları" adlı kitabında hücrelerin güvenlik ve tehlikeyi nasıl ayırabildiğini, problemleri nasıl bulup onardıklarını ve vücutta nasıl dengeyi sağladıklarını açıklıyor. Barrett, kişinin düşüncelerinin hücre fonksiyonunda direkt etkiye sahip olduğunun da altını çiziyor. Gülümsediğimiz zaman hücrelerimizin sinirliliğini azaltıyoruz ve bu fiziksel rahatlama, çeşitli kanserlerin oluşumuna veya kalıcılığına yol açabilen stresle-uyarılmış hücre mutasyonları riskine karşı savaş açmaya yardımcı olabiliyor.

Gülümsemek sizi daha yaratıcı hale getirir. San Francisco, California'daki California Üniversitesi'nde 2013 yılında yapılan bir araştırma bu özelliği erkekler üzerinde araştırdı ve daha mutlu olanların, sorunlara karşı daha anlayışla yaklaşanların negatif düşünen meslektaşlarına karşı sorunların çözümlerini düşünme yeteneklerini geliştirdiğini keşfetti. Araştırmacılar bu bulguyu öğrenme, işlemden geçirme ve karar vermeden sorumlu olan nörotransmitter'ın mutlulukla tetiklenen Dopamin hormonunu salgılamasına bağlıyorlar.


Çeviren: Esin Tezer

http://www.huffingtonpost.com/2015/02/08/smiling-benefits_n_6598840.html'den alıntı yapılarak çevrilmiştir.

14 Ocak 2017 Cumartesi

YALAN SÖYLEYEN BEYNİNİZ



Arkadaşınızın eteği size göre iğrenç gözükürken, ona ufak bir yalan söyleyip eteğine bayıldığınızı söylediniz. Geç kalmışken, patronunuza büyük bir yalan söyleyip teklifi zamanında yaptığınızı söylediniz. Ve yalan söylediğinizden dolayı da, şirketiniz o ihaleden çekilmek zorunda kaldı!
Bunları söyleyen insanlar gibi, yalanlar da türlü şekillerde ve büyüklüktedirler. Ve sözler ağzınızdan çıkar çıkmaz, onların beyniniz ve bedeniniz üzerindeki yoğun etkileri görülmeye başlanır... 

Yalan söylemenizden bir dakika sonra: Cognitive Science dergisinin Genel Yayın Yönetmeni olan  Dr. Arthur Markman, yalan söylediğiniz an kurguladığınız hikayenin stresinin sinir sisteminizde Kortizol hormonunun salgılanmasına yol açtığını söylüyor. Eğer yalan büyükse, bir "adrenalin patlamasını" yaşıyorsunuz: Kalbiniz daha hızlı atıyor, göz bebekleriniz büyüyor ve terlemeye başlıyorsunuz. Beyniniz yalanın sizi tehlikeye soktuğunu hatırlıyor, böylelikle de kendinizi savunmaya hazırlanırken  "savaş-veya-kaç tepkisi" devreye giriyor. 

Yalan söylemenizden beş dakika sonra: Bir kaç dakika sonra ise beyniniz neyi bildiğiniz ve diğer insana ne söylediğinizin kaydını tutmak zorunda kalıyor. Markman, bunun bilhassa karar verme ve problem çözmeyle alakalı olarak işleyen hafızamız için çok yorucu olduğunu söyledi. Artan iş yükünden dolayı, beyninizin akıllıca kararlar verme yeteneği zarar görüyor. Dr. Markman, sözlerine şöyle devam etti: "Bu; bazı yalancıların ilk, küçük yalanı neden büyük bir uydurmayla söylediğini açıklayabilir. Yalan söyleyen insanların beyinleri yaptıkları yalancılığın etkilerini çözümlemekle o kadar çok mücadele ediyor ki; yalan söylemenin daha basit, daha akıllıca alternatiflerini görmezden geliyorlar!"

Yalan söylemenizden on dakika sonra: Bir müddet sonra kızmaya başlayabilirsiniz, bilhassa da yalan söylediğiniz insana karşı. Dürüst olmayan  davranışınızı örtbas etmek için sert ve ani bir tepki gösterirsiniz (onun her işe burnunu soktuğunu düşünürsünüz). Daha 20'li yaşlarınızda bile değilken, yalan söylediğiniz anlaşıldığında kapıları çarpmanızı veya çığlık atmanızı hatırlayın. Yetişkinler yalanın altından daha kolay kalkarlar fakat hâlâ kendilerini savunurlar. Markman, sözlerine şöyle devam etti:"Beyniniz abartılı hikayeniz yerine farklı alternatifler bulunduğunu hatırlar (gerçek, mesela). Davranışlarınızı açıklamak zorunda kaldığınızı hissedebilirsiniz."

Yalan söylemenizden yarım saat sonra: Markman, stres hormonlarınızın dağıldığını ve kendinizi endişeli hissedebileceğinizi açıkladı. Bu duygulara karşı koymak için de yalan söylediğiniz insandan ya özür dilersiniz ya da ona nazik davranırsınız. Öte taraftan, kendinizi üstün hissetmek için o kişiyi ya da kişileri şeytan gibi gösterebilirsiniz. Bu, beyninizin yalan söylediğiniz kişiye karşı kendi kendini savunmaya çalışmasıdır.

Yalan söylemenizden yirmi dört saat sonra: Âdet haline gelmiş yalanlarınızla, gerçeği yirmi dört saat boyunca bir kenara attınız ve "yalanı yaşamaya" odaklandınız. Markman, zamanla gerçeği bile unutabileceğinizi söyledi. Fakat yalan söylemeye alışık olmayan insanların beyinleri dürüst olmamanın negatif duygularının kalıntısını taşırlar. Markman sözlerine "negatif etki" adı verilen bir şeyi de hissedebileceğinizi ekledi. Çünkü yalan söylediğiniz insanı görmek size yalanınızı hatırlatır, ondan kaçınır veya ona soğuk davranırsınız. Markman, sözlerini şöyle tamamladı: “Beynimiz kendimizi kötü hissettiren olaylar ya da insanlardan kaçınmak için şebekelenmiştir."

Yalan söylemenizden yetmiş iki saat sonra: Palavranızın ağırlığıyla yaşamak kronik endişeye neden olabilir. Kortizol gibi stres hormonunun beyninizdeki sürekli dolaşımı sağlıklı düşünmenize zarar verir ve bağışıklık sisteminizi kuvvetten düşürür. Bunun sonucu olarak da daha sık soğuk algınlığına yakalanırsınız.  Uyumakta da güçlük çekebilirsiniz; bu, durumu daha da kötüleştirir. Markman sözlerine şöyle devam etti: “Uyku, hatıralarınızın duygusal tonunu ortadan kaldırır. Eğer uykunuzu iyi uyuyamıyorsanız, zaman geçse de negatif duyguları deneyimlemeye devam edersiniz. Bu zarar verici tepkiler sonunda unutulup gitseler de yalanınızın ortaya çıktığını hissederseniz aniden tekrar ortaya çıkabilirler. Doğruyu söylemek başınızı derde sokabilir ama uzun vadede her şeyin apaçık ortada olması sizi daha iyi hissettirecektir." 

Çeviren: Esin Tezer
http://www.shape.com/lifestyle/mind-and-body/your-brain-lying