Bilim ve Din

Bilim ve Din
SAĞLIK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
SAĞLIK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Mart 2017 Çarşamba

DOĞAL TUZUN YARARLARI



Tuz eskiden kötü bir üne sahipti, şimdi ise tuzun faydalı olup olmadığı hakkında bir kafa karışıklığı var. Kullanılan tuz cinsinin tuzun yararlı olup olmamasında büyük fark yarattığını söylemekte fayda var. Sodyum tüketimi üzerine yapılan pek çok çalışma, yanlış tuzlar üzerine  yapılmıştır.

Nasıl ki;
  • Yemle beslenmiş dananın etiyle tamamen otla beslenmiş olan dananın eti aynı değilse,
  • Geleneksel üretim sebze-meyveyle organik üretim sebze-meyve aynı değilse,
  • Çiftlikte yetiştirilmiş balıkla doğal olarak avlanmış balık aynı değilse,
  • Hidrojene trans yağla hindistan cevizi yağında bulunan orta zincir yağ asitleri de aynı değildir!
İnsan üretimi sofra tuzu da mineral yönünden zengin olan "gerçek doğal tuzla (kaya tuzuyla)" aynı özelliklere sahip değildir. "Gerçek tuz (Kaya tuzu)", vücutta pek çok önemli role sahiptir ve onu kullanmamak vücutta soruna yol açabilir. Daha önce de söylediğim gibi, 

Sofra Tuzu KÖTÜDÜR!
%97'si Sodyum Klorid'den meydana gelmiş olan Sofra Tuzu; kimyasal olarak üretilmiştir, beyazlatılmıştır ve diğer pek çok besin öğesinden yoksundur. Alüminyum da içerir, bu da Alzheimer hastalığı ve vücuttaki pek hastalıkla ilişkilidir.
Bu tür tuz, doğal olarak meydana gelmemiştir ve aslına bakılırsa; deniz balıkları sofra tuzuyla salamura edilmek istendiklerinde ölürler.
Bu tür tuz vücudun ihtiyacı olan pek çok minerale de sahip değildir, bu yüzden sofra tuzunu kullanmamak akıllıca verilmiş bir karardır.

"Gerçek Tuz (Kaya Tuzu)" İYİDİR!
Sofra Tuzu ne kadar  kötüyse, "gerçek tuz (kaya tuzu)" da o kadar sağlıklı ve iyidir.
Sofra tuzunun sağlık sorunlarına yol açmasıyla ilgili olan araştırma doğruyken, "gerçek tuzla (kaya tuzuyla)" ilgili söylenenler doğru değildir.
Şunu düşünün: Vücut pek çok yoğun minerali, besin maddesini içerirken ve suya da ihtiyaç duyarken; kemikler, kan ve organların düzgün çalışması için bu yoğun besin maddelerine de ihtiyaç duyar.

 Neden Daha Fazla Tuz Tüketmeliyiz?

İşte her gün sağlıklı tuzu daha fazla kullanmanız için 5 neden:
  1. İnsülin Hassasiyeti İçin: Tuz kullanımı ve kardiyovasküler sorunlar arasındaki bağlantı son zamanlarda dikkatle incelenmektedir. Araştırma, aynı zamanda düşük seviyede tuz tüketimi ve insülin direnci arasındaki bağlantıyı göstermektedir.   
  2. Hidrasyon İçin: Suyla karıştırılmış tuzlu suyu enerjimi arttırmak, alerji semptomlarımı azaltmak ve hidrasyon için her sabah içiyorum. Tuz  ve doğal tuzlarda bulunan mineraller hidrasyon için gereklidir.
  3. Uzun Yaşam İçin: Düşük seviyedeki tuz tüketimi aslına bakılırsa kısa yaşamla ilişkilendiriliyor. Sağlık web sitesi yaratıcısı Chris Kresser bu konuda şöyle diyor: "Sıradan bir Amerikalı tüketici günde 3700 miligram sodyum tüketmektedir. Bu değer, yüksek kalp basıncı ve kalp hastalığı oranlarında artış olmasına rağmen sabit kalmıştır. Buna karşılık, dünyada en uzun yaşama oranına sahip olan ülke Japonya'da bir Japon her gün 4650 miligram sodyum tüketmektedir. Japonya, diğer gelişmiş ülkelerin hepsinden daha az kardiyovasküler hastalığı riskine sahiptir."
  4. Hormonlar İçin:  Mark’s Daily Apple sağlık web sitesi şöyle diyor: “Tuz ilk önce kandaki kortizolü ortadan kaldırmada hızlandırıcı olarak gösterildi. Kortizolü ne kadar çabuk ortadan kaldırırsanız, o kadar çabuk stres yaratıcısından iyileşirsiniz. Eğer kortizol gitmezse, "stresli" olursunuz. İkincisi, stresin tuzlu gıdaları yeme iştahını arttırdığına dair kanıt var. Fare laboratuvarında sempatik sinir sistemi stres yaratıcısı tarafından aktif hale getirildiğinde sıçanlarda stres gözlemlenmiştir.İnsanlarda güçlü stres krizleri tuzlu gıdaları yeme iştahını arttırıyor gözükmüyor fakat kronik stres tuzlu ve çöp gıdaların tüketimini arttırmaktadır.”
  5. Sindirim İçin: Kişisel görüşüme göre, her sabah suyla karıştırılmış tuzlu suyu içmeye başladıktan sonra sindirim sistemimde büyük gelişme gördüm. Yakın zamandaki bir haber de bu fikri destekliyor. Bu yazı şöyle diyor: "Tuz, sindirim ve emilim süreçlerinde temel rol oynar. Tuz, "tükürük amilazı" diye adlandırılan bir enzimi ağızda aktif hale getirir.  Bu noktada tuz, yemeği test etmeniz için tat alma organınıza izin verir. Tuz, sindirimde yemeği parçalamaya yardımcı olma rolünü de oynar. Tuz, Hidroklorik Asit'i de oluşturur. Hidroklorik Asit, mide duvarlarını kaplayan çok önemli bir sindirim salgısıdır."

Hangi Tuzu Tüketmeliyiz?

Sağlığa olan faydalarını söylerken, tüketilen tuzun türü gerçekten önemlidir. Laboratuarda geliştirilen ve sadece 2 minerali içeren sofra tuzuyla 93 minerali içeren Himalaya tuzu (kaya tuzu) arasında muazzam fark vardır.
 
Çeviren: Esin Tezer
https://wellnessmama.com/13164/eat-more-salt/'dan alıntı yapılarak çevrilmiştir.

4 Şubat 2017 Cumartesi

GÜLÜMSEMEK SAĞLIĞA İYİ GELİYOR!



Gülümsemek ruh halinizi değiştirebilir. Yüz ifadelerimiz o anki ruh halimizden daha fazlasını ifade ederler, ruh halimizi etkileme yetenekleri de vardır. Duygular beyinde oluşabilirler fakat yüzdeki kaslar o ifadeleri ya güçlendirirler ya da aynısını aktarırlar. Yakın zamanda yapılan araştırmalar; yüz ifadelerinin pozitif duyguların arttırılması veya negatif duyguların azaltılmasıyla bağlantılı olduğunu, kişinin ruh halinin yüz ifadesiyle aynı olmaya başladığını gözler önüne serdi.

Gülümsemek stresi azaltır. Psikolojik Bilim (Psychological Science) dergisinde 2012 yılında yayımlanan bir araştırmaya göre  Kansas Üniversitesi'nde psikolog bilim insanları olan Tara Kraft ve Sarah Pressman 170 katılımcı üzerinde çalıştı. Katılımcılardan Çinlilerin yemek yeme çubuğunu üç şekilde ağızlarında tutmaları istendi. Denekler stresli bir görevden sonra farkına varmadan gülümseyerek yemek çubuklarını ağızlarında tuttular. Deney; yemek yeme çubuğuyla en çok gülümseyen deneklerin yüz ifadelerinin nötr duran deneklerinkilerle  karşılaştırıldığında daha az kalp atışına sahip olduğunu ve stresten daha çabuk kurtulduğunu ispatladı.

Gülümsemeyle daha güvenilir biri haline gelirsiniz. Psikolojik bakış açısına göre, gülümseyen bir insan somurtan veya nötr bir ifadeyle duran insandan daha güvenilir gözükmektedir. Pittsburgh Üniversitesi'nde yapılan bir çalışmada araştırmacılar bir deneğin çekicilik seviyesi, gülümsemesinin çarpıcılığı ve onun algılanan güvenirlik seviyesi arasında potansiyel bir bağlantı olduğunu keşfettiler. Çalışmaya katılan 45 katılımcıdan en fazla gülümseyenlerin daha güvenilir oldukları ortaya çıktı. 

Gülümsemek beyninizi eğitir. Beyin savunma mekanizması olarak negatif koşullarda düşünmeye eğilimliyken, sürekli gülümseme zihnin daha pozitif bir alana yerleşmesine yardımcı olur. Ne kadar çok gülümserseniz o kadar o halde kalırsınız. "Mutluluk Avantajı" kitabının yazarı olan Shawn Achor'a göre, gülümsemeyi her gün yaptığımız bir şey haline getirirsek beyinlerimizin daha pozitif düşünce modellerine cesaret veren mutluluk halkalarını yaratmalarına yardımcı oluruz. Mutluluk, iş ahlakıdır. Mutluluk, tıpkı bir atletin idman yapması gibi beyinlerimizin de idman yapmaya ihtiyaç duyduğu bir şeydir! 
      
Gülümsemek bulaşıcıdır. Bir arkadaşınızın ya da bir çalışma arkadaşınızın siz gülümsedikten sonra gülümsediğinin farkına vardınız mı? Bu olayın bilimsel bir açıklaması var. Nöro-bilim adamı olan Marco Iacoboni'ye göre hepimizde verilen bir görevi yerine getirirken veya o görevi yapan birine şahit olduğumuzda aktif hale gelen, Premotor Korteks'te ve Alt Paryetal Korteks'te yer alan "Ayna Nöronlar" adlı hücreler var. Ve, gülümsediğimizde de Ayna Nöronlar hem görme hem de yapma hareketlerine tepki veriyorlar. Iacoboni, Scientific American dergisine yaptığı açıklamada şöyle dedi: “Ayna Nöronlar diğer insanları anlamamızı  onların hareketlerini gizlice taklit etmemizi sağlarlar. O hareketle alakalı olan niyetleri ve duyguları taklit ederiz. Birini gülümserken gördüğümde benim Ayna Nöronlarım da gülümsemek için ateşleme yaparlar; ardı ardına gelen, gülümsemeyle alakalı olan duyguyu tahrik eden nöral aktiviteyi başlatırlar.

Gülümsemek vücudunuzu hücresel seviyede güçlendirir. Biyo-kimyager ve ressam Sondra Barrett'a göre mutlu yüz ifadesinin vücudu stresten arındırdığı gibi, gülümsemek de vücudu hücresel seviyedeki gerilimden arındırıyor. Barrett, "Hücrelerinizin Sırları" adlı kitabında hücrelerin güvenlik ve tehlikeyi nasıl ayırabildiğini, problemleri nasıl bulup onardıklarını ve vücutta nasıl dengeyi sağladıklarını açıklıyor. Barrett, kişinin düşüncelerinin hücre fonksiyonunda direkt etkiye sahip olduğunun da altını çiziyor. Gülümsediğimiz zaman hücrelerimizin sinirliliğini azaltıyoruz ve bu fiziksel rahatlama, çeşitli kanserlerin oluşumuna veya kalıcılığına yol açabilen stresle-uyarılmış hücre mutasyonları riskine karşı savaş açmaya yardımcı olabiliyor.

Gülümsemek sizi daha yaratıcı hale getirir. San Francisco, California'daki California Üniversitesi'nde 2013 yılında yapılan bir araştırma bu özelliği erkekler üzerinde araştırdı ve daha mutlu olanların, sorunlara karşı daha anlayışla yaklaşanların negatif düşünen meslektaşlarına karşı sorunların çözümlerini düşünme yeteneklerini geliştirdiğini keşfetti. Araştırmacılar bu bulguyu öğrenme, işlemden geçirme ve karar vermeden sorumlu olan nörotransmitter'ın mutlulukla tetiklenen Dopamin hormonunu salgılamasına bağlıyorlar.


Çeviren: Esin Tezer

http://www.huffingtonpost.com/2015/02/08/smiling-benefits_n_6598840.html'den alıntı yapılarak çevrilmiştir.

21 Eylül 2016 Çarşamba

Oruç, kanseri defediyor!

Güney Kaliforniya Üniversitesi'nde (USC) fareler üzerinde yürütülen yeni bir çalışmaya göre; kemoterapiyle beraber yapılan oruca benzer bir diyet, göğüs kanseri ve cilt kanseri hücrelerini bağışıklık sistemine karşı koruyan koruyucuyu yok ediyor!


Bu çalışma; BMC Cancer'ın üç günlük oruca benzer bir diyetin kemoterapi gören 18 hasta üzerinde "güvenli ve uygulanabilir" olduğunu kanıtlayan araştırmayı yayınlamasından sonra, 11 Temmuz'da Cancer Cell dergisinde yayınlandı.

Her iki çalışma da oruca benzer diyetlerin kilo kaybetme ve yaşlanma karşıtı gibi pek çok sağlığa yararlı özelliğini keşfeden USC Leonard Davis Jerontoloji (Yaşlılık Bilimi) Okulu'nun Profesörü ve Yöneticisi olan Valter Longo tarafından yürütüldü. Kliniksel çalışmaya USC'nin Keck Tıp Okulu'ndaki Norris Genel Kanser Merkezi'nin onkoloğu (kanser bilimcisi) olan David Quinn eşlik etti.

Longo, “Cilt kanseri ve meme kanseri üzerine yapılan fareler üzerindeki çalışma, orucu taklit eden bir diyetin bağışıklık sistemini aktif hale getirdiğini ve kanser hücrelerini bağışıklık sisteminin etkisine maruz bıraktığını kanıtlayan bir araştırmaydı. Bu, kanser hücrelerini bağışıklık hücrelerine karşı zayıf hale düşürmenin ve kanseri de kemoterapiden etkilenir hale getirmenin masrafsız yolu" dedi.

İki çalışmanın bulguları, kısa-devre orucun kanser hücrelerini öldürdüğünü ve kemo ilaç terapilerine karşı kanseri yenmesi için yardım ettiğini kanıtlayan daha önceki bir araştırmaya dayanıyor. Önceki çalışma da düşük kalorili, orucu taklit eden bir diyetin multipl sklerosis hastalığını kötü hücreleri öldürerek yavaşlattığını ve yeni sağlıklı hücreleri oluşturduğunu kanıtlamıştı. 

Bu en son fareler üzerinde yapılan çalışmanın sonuçları gerçekten de etkileyici, çünkü kemoterapinin yan etkileri bağışıklık sistemini baskılayıcı tedavidir (immunosüpresyondur). Araştırmacılar orucu taklit eden bir diyetin  kemoterapi ilaçlarıyla beraber uygulandığında T hücreler, B hücreler ve tümörlerin içine sızan "doğal öldürücü" hücreler gibi bağışıklık sistemi hücrelerini oluşturan kemik iliği hücrelerinin seviyesini arttırdığını keşfettiler.
   
Aldatıcı T hücreleri

Bilim adamları fareler üzerinde yapılan çalışmada diyetin bir başka kayda değer etkisini daha gördüler: Kanser hücrelerini koruyan "düzenleyici T" hücreleri defedilmişlerdi! Bilim adamları bu etkinin zayıflamış bir enzime, düzenleyici T hücrelerinin mitokondrisinin içindeki HO-1'e bağlıyorlar.

Daha önceki araştırma, HO-1 seviyelerinin tümörlerde yükseldiğini ve pek çok kanser türüyle bağlantılı olduğuna işaret ediyor.

Longo, “Bu mekanizma daha çok T hücreleri uzaklaştırmak için olan bir mekanizma olsa da; bazı durumlarda HO-1 bağışıklık sistemini kötü hücrelerin öldürülmemesi düşüncesine inandırır. Longo, HO-1'i kaldırarak bu düzenleyici T hücrelerini de kanserli bölgeden uzaklaştırmış oluruz" şeklinde konuştu.  

Araştırmacılar diyetin göğüs kanseri üzerindeki etkilerini incelerken fareleri 4 günlük düşük kalorili orucu taklit eden diyete soktular. Bu kısa-süreli "açlıktan kıvranma diyetinin" kemo ilaçlar doksurubisin ve siklofosfamitle vücuda sadece iki günlük su sağladığını keşfettiler. İlaçlarla birlikte yapılan her iki diyet de sağlıklı, normal hücreleri korurken; tümör oluşumunu yavaşlattı. Bilim adamları benzer etkileri melanom (deri kanseri türü) üzerinde de keşfettiler.
Bilim adamları, oruca benzer diyetin doksurubisin kemo ilacıyla olan üç devresinin beyaz kan hücrelerindeki kanserle savaşma seviyesini yüzde 33 arttırdığını ve kemik iliğindeki öncül hücrelerin sayısını ikiye katladığını da keşfettiler. Kanseri öldüren hücreler de tümörlere saldırma ve onları küçültmede daha etkiliydiler.

Bilim adamları, kısa-süreli aç kalmanın (2 günlük, sadece su içilen bir diyet) ve fareler üzerinde yapılan düşük kalorili oruca benzer diyetin düzenleyici T hücrelerindeki HO-1 geninin dışavurumunu azalttığını keşfettiler.

Doğal mekanizma mı?

Longo, bağışıklık sistemindeki diyeti hatırlatan tepkinin bizi hastalıktan koruyan zaman içinde evrimleşmiş bir mekanizma olup olmadığından emin olmadıklarını söyledi. Longo sözlerine şöyle devam etti: "Belki de çok fazla yemek yiyerek vücudun kanser hücrelerini öldürmesine izin veren doğal koruyucu sistemlerden yararlanmıyoruz. Fakat orucu taklit eden bir diyetle, vücudun gelişmiş mekanizmaları tanımasına izin veriyorsunuz ve iyi hücreleri değil; kötü hücreleri doğal şekilde yok ettiriyorsunuz."

Deneme araştırmanın sonuçları, kemoterapiyle beraber yapılan sadece suyun içildiği orucun bile insanlar için güvenli olduğunu ispatladı. Araştırma ekibi ayrıca 72 saat tutulan orucun 24 saat tutulan oruçtan daha az yan etkilere sahip olduğunu keşfetti. Bu da, doktor tarafından izlenen oruca benzer bir diyetin kanser türlerinin pek çoğunda bağışıklığı arttırıcı tedavisinin (immünoterapisinin) etkili olduğu olasılığını arttırıyor.

http://gero.usc.edu/2016/07/11/fasting-like-diet-turns-the-immune-system-against-cancer'dan alıntı yapılarak çevrilmiştir.
Çeviren: Esin Tezer

28 Haziran 2016 Salı

ŞÜKREDEN İNSANLARIN KALPLERİ DAHA SAĞLIKLI OLUYOR



"Allah'a şükreden bir kul olmayayım mı?" Rasulullah Efendimiz (sav)

Amerikan Psikoloji Birliği'nin yayınladığı bir araştırmaya göre, hayatta sahip olduğumuz şeyler için şükretmek; asemptomatik (herhangi bir belirti ve bulgu göstermeyen) kalp rahatsızlığı olan kişilerin zihinsel ve fiziksel sağlığına iyi geliyor.   

San Diego'daki Kaliforniya Üniversitesi'nde Aile Tıbbı ve Halk Sağlığı profesörü olan, önde gelen yazar Paul J. Mills; “Şükreden hastaların daha iyi ruh haline sahip olduklarını, daha iyi uyuduklarını, kalp sağlığıyla bağlantılı olarak da kalplerinin daha az yorgun olduğunu, daha az seviyede iltihaba neden olan biyo-işaretleyicilere sahip olduğunu keşfettik” dedi. Araştırma,  Spirituality in Clinical Practice® (Klinik Uygulamalarda Maneviyatın Yeri) dergisinde yayınlandı.

Şükür, yaşamınızın pozitif yönlerini takdir etmektir. Bu şükür duygusu bir evcil hayvan için de olabilir, bir kişi için de olabilir, Tanrı'ya şükretmemiz de olabilir. Bu duygu, maneviyatla da bağlantılıdır; çünkü daha önce yapılan bir araştırma, maneviyata bağlı  olan insanların fiziksel sağlıkları da dahil kendilerini daha iyi hissettiklerini ortaya çıkarmıştır. Mills ve onun çalışma arkadaşları, hem maneviyatın hem de şükür duygusunun hastalardaki olası sağlık işaretleyicileri üzerindeki rolünü incelediler. 

Araştırmacılar, standart uygulanan psikolojik testleri uygulayarak şükür ve manevi huzur puanlarını saptadılar. Daha sonra da onları şiddetli  duygusal çöküntü semptomu, uyuma kalitesi, yorgunluk, sorunlarla başa çıkabilme ve iltihaplı işaretleyiciler puanlarıyla karşılaştırdılar. Daha iyi ruh haliyle, daha iyi uykuyla, sorunlarla daha iyi başa çıkabilmeyle ve daha az iltihaplanmayla; kısacası ŞÜKÜR ve maneviyatın daha yüksek puan almakta olduğunu keşfettiler! İltihaplanma, çoğu zaman kalp yetmezliğini daha kötü bir hale getirir. 

Araştırmacıları bulgular hakkında şoke eden şey, şükürün ruhsal huzura tamamen ya da kısmen katkıda bulunmasıydı!

Paul J. Mills, konuyla ilgili olarak “Ruhsal huzurun daha iyi ruh hali ve uykuyla ilişkili olduğunu biliyorduk fakat bunları sağlayan şey ise maneviyatın şükür bakış açısıydı, sadece maneviyat değil," şeklinde konuştu.

Araştırmacılar bulgularını daha da fazla test etmek için, bazı hastaların sekiz hafta süre zarfında hafta boyunca şükrettikleri 3 şeyi kağıda yazmalarını istedi. Her iki grup da o zaman zarfı boyunca düzenli olarak klinik bakıma devam etti.

Mills, “Sekiz hafta boyunca şükür yazıları yazan hastaların yazı yazarlarken kalp hızı değişkenliği de dahil, bir çok önemli iltihaplanma biyo-işaretleyicilerinin dolaşım seviyelerinde azalmalar olduğunu keşfettik. Gelişmiş kalp atış değişkenliği, azalmış kardiyak riski olarak kabul edilir. Daha fazla şükür dolu olan kalp daha sağlıklı bir kalptir ve o şükür yazısı da kardiyak sağlığını desteklemenin kolay bir yoluydu" dedi.  

Bu yazı http://www.apa.org/news/press/releases/2015/04/grateful-heart.aspx'dn alıntı yapılarak çevrilmiştir.
Çeviren: Esin Tezer

10 Haziran 2016 Cuma

ORUÇ TUTMAK SAĞLIĞA İYİ GELİYOR



Bir söylentiye göre yıllarca tuttuğu oruçtan sonra  'Buda'nın bacakları bambu çubukları gibi, omurgası ip gibi, göğsü ise bir evin tamamlanmamış çatısı gibiydi; gözleri derin bir kuyu gibi içine çöküktü'. Buda; Aydınlanma'yı tabii ki sadece bu yoğun oruç programıyla  elde etmedi  ama yeni bir araştırma, sizi yiyeceklerden hafif bir şekilde mahrum bırakan bir diyetin kilo kaybettirmekle kalmayıp, sağlığınıza da iyi geldiğini ileri sürüyor. Araştırmacılar; ayda sadece 5 gün uygulanan bu hafif diyetin kardiyovasküler hastalık riskini azaltması da dahil, pek çok konuda sağlığa iyi geldiğini bildiriyorlar.

Yemek yemek ömrü kısaltıyor; aşırı yemek yemek ise sadece şeker hastalığı gibi hastalıklara yol açmakla bile kalmıyor!
"Kalori kısıtlaması" adı verilen, vücuda giren gıdanın %40'ını kesen bir diyet şekli çeşitli organizmalarda yaşam süresini uzatıyor; kanseri, kalp hastalığını ve diğer yaşlılık hastalıklarını önlüyor. 

Los Angeles'taki Güney Kaliforniya Üniversitesi'nde yaşlanma üzerine araştırmalar yapan Valter Longo ve onun çalışma arkadaşları, oruç tutmanın kemoterapi görülürken yan etki olarak hissedilen yorgunluk ve zayıflık hissini hafiflettiğini ve hayvanlar üzerinde yapılan çalışmaların da "kalori kısıtlaması" programına benzer şekilde sağlığa iyi geldiğini kanıtladılar.

Longo ve arkadaşları, yeni araştırmaları için oruç tutmanın yararlarını tetikleyen daha az yorucu bir diyet geliştirdiler. Her ay iki kez 4-günlük dönemler halinde yapılan programda, orta yaşlı olan fareler düşük proteinli, düşük kalorili yemekle beslendiler. Ayın geri kalan kısmında ise istedikleri gibi beslendiler.

Araştırmacıların internetteki Cell Metabolism (Hücre Metabolizması) dergisine bugün verdiği rapora göre, fareler zayıfladı ve kansere yakalanma riskleri %45 azaldı. Fareler, yağsız yemekleri yerken kan şekeri seviyeleri %40 daha azaldı ve kanlarındaki insülin miktarı %90 oranında düştü. Beyin gücü yaşla birlikte azalsa da, fareler zihinsel becerilerini daha fazla koruyabildiler. Teste tabi tutulan fareler diğer denek hayvanlarını da iki tür hafıza testinde de geçtiler. Hafızadan sorumlu olan beyin bölgesi Hipokampus'larında da muhtemelen yeni nöronlar oluştu. 

Araştırmacılar aynı şeyin insanlar üzerinde de aynı etkiyi yapıp yapmadığına karar vermek için enerji veren atıştırmalıklar, çorbalar ve çaylardan oluşan bir menü yarattılar. Bir günlük kalori miktarları 725 ila 1090 kalori arasındaydı. Longo, “Bu, ravioli (İtalyan usulü mantı) yemek gibi bir şey değil ama hiç yemek yememekten daha iyi" dedi. Amerika'da sıradan bir kişinin günlük olarak 2000 ila 3000 arasında kaloriye ihtiyacı var, kalori sınırlaması uygulayan bir kişi 1200 kaloriye kadar aldığı kalori miktarını sınırlandırabilir.
Çalışmaya katılan gönüllüler farelere benzer bir şekilde 5 gün boyunca bu diyeti uyguladılar ve ayın geri kalan kısmında normal yemek alışkanlıklarına döndüler. Araştırmacılar, tezlerinde bu "oruç taklidi" olan rejimin ilk 19 denek üzerindeki sonuçlarını bildirdiler. 

Sadece diyet ve normal yemek yeme arasındaki üç seferlik değişim; katılımcıların fiziksel durumunu iyileştirdi, kan şekerlerini düşürdü, karın yağlarını azalttı ve kardiyovasküler sistem hastalıklarıyla ilişkilendirilen yüksek protein seviyelerini indirdi. Longo ve çalışma arkadaşları, kandaki bazı kök hücrelerin biraz fazlalaştığını da gözlemlediler. Bu diyetin insanlarda da rejenerasyona (vücudu yenilemeye) yol açabileceğini iddia ettiler. Longo, “Oruç taklidi olan diyetin vücudu gençleştirdiğine inanıyoruz" şeklinde konuştu. 

Diğer araştırmacılar  sonuçları cesaretlendirici bulduklarını söylediler. Boston'daki Harvard Halk Sağlığı Okulu'nda moleküler biyolog olan Christopher Hine, “Bu diyet yaşlanmaya karşı gelebilir ve bana göre çok etkileyici" dedi. Aynı okulda biyokimyager olan James Mitchell da çalışmanın kalorileri her zaman kısmanın gerekli olmadığını gösterdiğini söyledi. Mitchell, sözlerine şöyle devam etti: "Sürekli olmayan periyotlar kalıcı etkilere sahip olabiliyorlar."    

http://www.sciencemag.org/news/2015/06/short-term-fasting-may-improve-health'den alıntı yapılarak çevrilmiştir.
Çeviren: Esin Tezer