Bilim ve Din

Bilim ve Din
BEYİN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
BEYİN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Ekim 2020 Perşembe

Beynimiz Duygularımızı Ve Aklımızı Nasıl Dengeliyor?

 


JNeurosci dergisinde yayınlanan, maymunlar üzerinde yapılan yeni bir bilimsel çalışmaya göre "32.nci Bölge" olarak adlandırılan beynin Anteriyor Singulat Korteks Bölgesi duygularımızı ve aklımızı dengelememize yardımcı oluyor. Beynin bu bölgesi, bilişsel ve duygusal beyin bölgelerindeki bilgiyi biraraya getirerek duygusal dengeyi sağlıyor.

Depresyon gibi olan ruh hali bozukluklarında duygusal denge ortadan kalkar. Kontrol edilemeyen negatif duygular ve ruhsal çöküntü başlar. Aslına bakılırsa, depresyonlu olan kişilerin beyinlerinde de duygusal davranışları açığa çıkaran  "25.nci Bölge" diye adlandırılan kısım aktiftir. 

Beyinde sağlıklı bir duygusal düzenin olması için Dorsolateral Prefrontal Korteks, yani DLPFC ve 25.nci Bölge, yani Singulat Korteks'in devamlı  iletişim halinde olması gereklidir. Bu bölgeler birbirleriyle zayıf iletişimde bulunurlarsa, başka bir bölge aracı olarak araya girer.

Araştırmada; primat maymunlarda 25.nci Bölge, DLPFC ve araya giren aracı 32.nci Bölge arasındaki bağlantıları görüntülemek için çiftyönlü nöron izleyicileri kullanıldı. DLPFC, en güçlü inhibitör (engelleyici) nöronların bulunduğu 32.nci Bölge'nin en derin katmanlarına bağlandı. 32. Bölge, 25.nci Bölge'nin güçlü aktivite düzenleyicisi olarak onun her katmanına bağlanabiliyor. 

Sağlıklı beyinlerde, 32.nci Bölge'ye gönderilen DLPFC sinyalleri 25.nci Bölge'deki aktiviteyi dengelemek içindir. Bu durum duygusal dengenin oluşumuna müsaade eder. Fakat depresyon ânındaki DLPFC'nin sessizliği, 25.nci Bölge'deki aktivitenin çok olmasına ve kontrol dışı duygusal süreçlere  neden olur.

Çeviren: Esin Tezer
https://www.sciencedaily.com/releases/2020/09/200928133155.htm’den çevrilmiştir.

11 Ağustos 2020 Salı

“Küçük Beyin” Serebellum, o kadar da küçük değil!

 Latin tercümesindeki gibi bazen “ Küçük Beyin” diye adlandırılan Serebellum (Beyincik),  beyin sapına yakın bir yerdedir ve arka beyindeki korteksin altına bağlıdır. Amerika Birleşik Devletleri, Kaliforniya’daki San Diego Eyalet Üniversitesi’nde (SDSU’da) yeni yapılan bir araştırmaya göre ise Serebellum, sanılanın aksine hiç de küçük değil!

Serebellum, çok fonksiyonludur. Acı duymamız, hareketlerimiz, düşünce ve duygularımız da dahil olmak üzere 5 duyumuzu idare eder.

Serebellum; Serebral Korteks’in hacminin sekizde biri kadar olup, krepon kâğıdı kadar kalınlıkta olan düz bir kâğıdın yüzlerce kat büzüşmüş hali gibidir. Bu sebeple, Serebellum’un kapladığı yüzeyin Serebral Korteks’ten çok daha küçük olduğu düşünülmüştür.

Bir SDSU Nöroimajlama uzmanı beyni taramak ve beyin imajlarını işlemden geçirmek için yüksek alan 9.4 Tesla MRI makinesini kullanarak, sıkıca katlanmış katmanların aslında Serebral Korteks’in yüzeyinin yüzde 80’ine denk geldiğini keşfetti. Buna karşın, makak maymununun Serebellum’u ise Serebral Korteks’inin büyüklüğünün sadece yüzde 30’u kadardır.

SDSU’da Psikoloji Profesörü, Bilişsel Nörobilim adamı ve SDSU MRI İmajlama Merkezi Direktörü olan Martin Sereno, "Serebellum’un geniş bir alanı kaplaması, insana özel davranışların ve idrak etmenin evrimini belirtir. O kadar genişlemiş ki, katlanan modelleri çok karmaşık” şeklinde konuştu.

Eşi benzeri görülmemiş kavrayışlar

Sereno; Birleşik Krallık, Hollanda ve Kanada’dan imajlama ve Serebellum uzmanlarıyla işbirliği yaptı. Onlarla birlikte, SDSU’dayken çalışma arkadaşlarıyla geliştirdiği Serebellum’un katlanan yüzeyini hesaplayıp yeniden düzenleyen açık kaynak “FreeSurfer” adlı yazılımı kullandı. Yazılım, Serebellar Korteks’i açıp, düzleştirip ince bir yaprakmış gibi görüntülüyor.

Beyindeki görsel haritaları fonksiyonel MRI’ la imajlamada beyin imajlama öncüsü olan Sereno, Serebellum tamamen açıldığında tuhaf bir bürümcük oluşturduğunu ve bunun da dört inç genişliğinde ve 3 fit uzunluğunda olduğunu keşfetti.

Sereno, sözlerini şöyle tamamladı: "Serebellum’u haritalandırmayla, gelecek on yılın ilginç yeni sınırını oluşturulacak!"

Çeviren: Esin Tezer

https://www.sciencedaily.com/releases/2020/07/200731135558.htm ‘den alıntı yapılarak çevrilmiştir.

 


22 Temmuz 2017 Cumartesi

DENEYİMLERİMİZ DNA'MIZI ŞEKİLLENDİRİYOR

Kısa süreli beyin etkileşimleri bile beyindeki gen aktivitesinde kalıcı dalgalanmalara yolaçıyor...

"Dikenli balık" adını verdikleri bir çalışmayı yürüten araştırmacılar, yabancı bir kimseyle yapılan 5 dakikalık bir karşılaşmanın bile beyin gen aktivitesinde  saatler süren değişimlere yolaçtığını bildirdiler.

PLOS Genetik adlı dergide yayınlanan 3 yeni  araştırmaya göre,  (diğer 2 araştırma balarıları ve fareler üzerinde yapılmıştır) bir yabancıyla yapılan karşılaşmadan sonra beyinde 30 dakika ila 2 saat gen ifadesinde değişim dalgalanmaları görülmüştür.

Gözlemlenen değişimler; DNA'nın sadece bazı genlere izin verdiği DNA paketlerinin açılmasına neden olan, proteinlerin kopyasını çıkaran kromatin ulaşılabilirliğini de içeriyor.

Illinois Üniversitesi'nde Hayvan Biyolojisi profesörü olan Alison Bell, "DNA'nın çok sıkı bir şekilde paketli olduğunu ve paketinin açılmasının çok uzun zaman alacağını düşünürdük. Fakat çalışmamız DNA paketinin açılmasının çok hızlı olduğunu (dakikaları hatta saatleri bulduğunu) ve kromatin ulaşılabilirliğinde  sosyal etkileşim gibi dramatik değişimlere neden olabileceğini ispatladı" şeklinde konuştu.

Bell ve çalışma arkadaşları, yabancı bir kişiyle olan bir karşılaşmadan 30, 60 ve 120 dakika sonraki gen ifadesindeki değişimlerini izlediler. Beynin iki kısmına odaklandılar: Öğrenme ve hafıza için önemli olan Telensefalon, sosyal bilgi ve hormonel etkileri birleştiren Diyensefalon'a.

Bell, yabancı bir balıkla karşılaşan "deneysel balıkla" su haznesinde yalnız yaşayan "denek balığını" karşılaştırdıklarını söyledi. Deneysel ve denek balığında yüzlerce farklı gen ifadesi belirmişti. Bell; değişen genlerin benzer fonksiyonlara sahip olduğunu, bu fonksiyon gruplarının bağışıklık, hormon aktivitesi, metabolizma veya dengeleşim (homeostaz) grupları olduğunu açıkladı.

Deneysel balıktaki hormon geni ifadesi ilk 30 dakikada en yüksek seviyedeydi, metabolizma genleri 60 dakikada en yüksek seviyedeydi, bağışıklık fonksiyonu ve homeostazla  bağlantılı olan metabolizma genlerinin çalışması ise bir yabancıyla olan karşılaşmadan 2 saat sonra artış gösterdi.

Çeviren: Esin Tezer
http://www.brainhealthdaily.com/2017/07/18/science-daily-brief-interactions-spur-lasting-waves-of-gene-activity-in-the-brain'den alıntı yapılarak çevrilmiştir.

30 Kasım 2016 Çarşamba

HER BEYNİN "PARMAK İZİ" VAR



Araştırmacılar, yeni bir imajlama tekniğini kullanarak beyindeki yapısal bağlantıların kişiye özgü olduğunu teyit ettiler.


Carnegie Mellon Üniversitesi'nden bir ekip Difüzyon MR görüntüleme ile beynin temel bağlantılarının haritasını çıkardı ve her kişinin beyin bağlantılarının tamamen kendine özgü olduğunu keşfetti! Bilim adamları, bu haritalandırmayla mükemmele yakın bir doğrulukla kişinin beyin "parmak izini" tespit edebildiler. Sonuçlar PLOS Computational Biology dergisinde yayınlandı.


Çalışmanın ilk yazarı ve Pittsburgh Üniversitesi'nde Nörolojik Cerrahi Asistan Profesörü olan Fang-Cheng (Frank) Yeh, “En heyecan verici kısım, bu yeni metodu var olan veriye uygulayabilmemiz ve orada keşfedilmemiş olan yeni bilgiyi gözler önüne serebilmemiz. Yüksek spesifiklik;  genetik ve çevresel faktörlerin zaman içinde insan beynini nasıl şekillendirdiğini, insan beyninin fonksiyonlarını veya bozukluklarını anlamamız için kapıyı aralıyor ” dedi. Yeh, araştırmayı Carnegie Mello Üniversitesi'nde Psikoloji dalında Doktora sonrası Araştırma Görevlisiyken tamamladı.


Araştırmacılar çalışma için 5 veri setinden 699 beynin lokal konektomunu (beynin içerdiği tüm nöronları ve sinir yollarını gösteren diyagramını) ölçmek için difüzyon MR'ı kullandılar. Lokal konektom, beyin bölgeleri arasındaki bağlantıların aksine  beyindeki tüm beyaz madde yollarıyla beraber nokta bağlantılardan oluşuyor. Araştırmacılar, "Parmak izini" oluşturmak için difüzyon MR'dan veri aldılar ve o veriyi serebral beyaz maddenin lifleriyle birlikte su difüzyonunun dağılımını ölçmek için yeniden yaptılar.


Ölçümler lokal konektomun son derece kişiye özgü olduğunu ve insanı teşhis etmek için kişisel bir işaret olarak da kullanılabileceğini gözler önüne serdi. Her beynin kendine özgü olduğunu test etmek için, ekip 17,000'den fazla kimlik tespit testini inceledi. Neredeyse yüzde 100 doğrulukla, iki lokal konektomun veya beyin "parmak izlerinin" aynı kişiden gelip gelmediğini söyleyebildiler.

Buna ilaveten; tek yumurta ikizlerinin beyin yapısal bağlantı modellerinin sadece yüzde 12'sini paylaştıklarını, beynin kendine özgü olan lokal konektomunun zamanla şekillendiğini, her 100 günde bir ortalama yüzde 13'lük bir oranla değiştiğini keşfettiler. 


Carnegie Mellon Üniversitesi'nde Asistan Psikolog olan Timothy Verstynen, “Bu bize Nöro-bilimde beyindeki bağlantısal modellerin kişiye özgü olduğu tahminimizi doğrulayan bir şey. Bu da şu manaya geliyor: Yaşam deneyimlerinizin pek çoğunun her nasılsa beyninizin bağlantısına yansıdığına. Böylelikle, örneğin sefalet çeken ve aynı patolojik hastalığa sahip insanların paylaştıkları deneyimlerin beyin bağlantılarında nasıl yansıdığına bakmaya başlayabiliriz. Bazı sağlık sorunları için kuvvetli yeni medikal biyo-göstergelere yolu açabiliriz" şeklinde konuştu.  


https://www.eurekalert.org/pub_releases/2016-11/cmu-rdw111416.php'den alıntı yapılarak çevrilmiştir.

Çeviren: Esin Tezer

5 Ekim 2016 Çarşamba

İç Huzurunuz Beyninizde!



Bir beyin bilim adamı, beynin sağ kısmının iç huzuruyla bağlantılı olduğunu keşfetti

Dr. Jill Bolte Taylor, 1996 yılında henüz 37 yaşındayken beyninin sol yarıküresi felç geçiren Harvard eğitimli bir beyin bilim adamı. Yaşadıklarını 2008 yılı TED konferans konuşmasında ve "Bir Beyin Bilim Adamının Kişisel Deneyimi: Beyin Felcimin Öğrettikleri" adlı biyografi kitabında paylaştı. Dr. Taylor, 2008 yılında TIME dergisinin en etkili isimlerinden biri seçildi.
Dr. Taylor, TED konferans konuşmasında ve yazdığı kitabında  felçten etkilenmeyen beyninin sağ yarıküresinin iç huzuruyla bağlantılı olduğunu keşfettiğini açıkladı.  

Beynin Sağ Yarıküresi 

Beynimizin sağ yarıküresi sadece şimdiki zamanla ilgilidir; onda sadece 'tam şurada', 'şu anda' algısı vardır.Enerji formundaki bilgi aynı anda tüm duyu sistemimize akın eder ve sonra da bu ânın neye benzediği, nasıl koktuğu, tat verdiği, ses verdiği ve nasıl hissedildiği bir kolaja dönüşür.
Dr. Taylor, bizlerin sağ beyin yarıkürelerimizle bilincimiz aracılığıyla etrafımızdaki enerji ile bağlantı kuran "enerji varlıkları" olduğumuzu söyledi.

Beynin Sol Yarıküresi

Beynimizin sol yarıküresi çok farklı bir yerdir. Doğrusal ve metotsal olarak düşünür. O, geçmiş ve gelecekle alakalıdır.
Şimdiki ânın kolajını oluşturmak her bir detayı yakalamak için dizayn edilmiştir. Daha sonra o bilgiyi kategorize ve organize eder, geçmişte öğrendiğimiz her şeyle ilişkilendirir ve tüm olasılıklarımızın geleceğine yansıtır.

Beynimizin sol tarafı, lisanla ilgilidir. O, bizi dış dünyaya bağlayan "iç geveze beynimizdir". Eve dönerken çamaşırları yıkamamızı ve muz almamızı hatırlatan hesaplayıcı zekâdır. En önemlisi de beynin sol tarafının "benlik hissiyle" bağlantılı olmasıdır. O bunu bize söyler söylemez her birimiz etrafımızdaki enerjiden ve insanlardan ayrılırız.
Dr.Taylor'ın felç geçirdiği beyin kısmı burasıydı.

Beynimizin sağ yarı küresine nasıl egzersiz  yaptırtabiliriz?

Dr. Taylor, TED.com'daki konuşmasını şunları söyleyerek tamamladı:

“Tam burada, şu anda evrenin yaşam gücü olan sağ yarı küremin bilincine adım atabilirim. TEK'liği yaşayabilirim. Ya da kendimi akıştan, ayrı bir kişi olarak hissettiğim sol yarı küremin bilincine adım atmayı seçebilirim. Sağ yarı kürelerimizin derin iç huzur devresini ne kadar çok seçersek, dünyaya o kadar fazla huzuru yansıtırız ve gezegenimiz de daha huzurlu hale gelir."

Dr. Taylor beyninde sol beyin bölgelerinden daha iyi işleyen sağ beyin bölgelerinin hakimiyetini sağlamaya karar verdi.

Dr. Jill Bolte Taylor; zihinde sabırsızlık, endişe, eleştirme ya da şefkatsizliğin yaşandığı belirli bölgelerden bilinçli olarak kaçınıyor. Bilinci her ne zaman oraya dalsa, şefkatin ve öznel zaman algısının ortaya çıktığı sağ beyin bölgesine  adım atmaya çalışıyor.  

Dr. Taylor; mavi gökyüzünün her zaman sağ yarı kürede olduğunu ve "mavi gökyüzünün sağ yarı küreyi temsil ettiğini söyledi. Sol yarı küre ise beynin gevezeliğini temsil eden "bulutları" temsil ediyor. Onun deyişiyle, mavi gökyüzü her zaman orada olsa bile bulutlar ortaya çıkıp mavi gökyüzünün görüntüsünü kapatmaya çalışıyorlar. Daha sonra beynin gevezeliği devreye giriyor ve dış dünyadaki tüm yaşamlarımızı organize, kategorize ve dramatize ediyor.
Fakat düşünceleri yatıştırdığınız zaman bulutlardan kurtuluyorsunuz, hep orada olan bir şeyi ortaya çıkarıyorsunuz: Bu şey de sağ yarı kürenin varlığı, huzurluluk hali ve her şeyin TEK olduğu, birbiriyle bağlantılı olduğu bilinç. Bu, "mutluluktan uçma" halinin deneyimlenmesi oluyor. 

Dr. Taylor,"beynin gevezeliğini" yapanın küçük bir hücre grubu olduğunu belirtti. O devrenin devreye girip girmemesi ise kendisine bağlı. Ona göre tek yapması gereken şey, o ânda o düşüncelere sahip olup olmayacağına karar vermek. Taylor; bu düşüncelere sahip olmamayı, beyninde o devreyi devreye sokmamayı istiyor. Dr. Taylor; zihnini büyük resme odaklandırıyor, diğer şeyler hakkında düşünüyor ve bulutları oradan uzaklaştırıyor!   

Sağ beyin yarı kürenize daha fazla zaman ayırıp, yaşamınızı en iyi halde yaşayın! 

https://daringtolivefully.com/jill-bolte-taylor'dan alıntı yapılarak çevrilmiştir.
Çeviren: Esin Tezer

25 Ağustos 2016 Perşembe

SAVAŞ BEYNİNİZİ ETKİLİYOR



Çocuğa kötü muamelede bulunulmasını görmek, tecavüz ve cinsel tacize uğramak, acımasızca saldırıya uğramak, savaşta olmak, şiddete tanıklık etmek, katliamı ve yakın mesafelerdeki ölümleri görmek, ölüme yakın deneyimleri yaşamak... Bunların hepsi de olağanüstü travmatik olaylar ve bu olayların  bazı kurbanları da bu izleri tüm yaşamları boyunca taşıyorlar!

Fiziksel yaralar kapanıyor fakat bazı duygusal yaralar bu insanların yaşamlarını altüst ediyor. İnsanlarla yakınlaşmaktan ve yeni ilişkiler kurmaktan korkuyorlar. Değişim onları dehşete düşürüyor ve ihtiyaçlarını ifade etmekte veya yaratıcı potansiyellerini açığa çıkarmakta güçlük çekiyorlar. Bu her zaman apaçık gözükmeyebilir fakat Post-Travmatik Stres Bozukluğu (PTSB), kurbanlarının yaşam gücünü azaltıyor. Onlara "olayların etkisinden kurtul" demek faydasız çünkü PTSB rahatsızlığı beynin temel yapısını ve fonksiyonlarını değiştiriyor. 

PTSB rahatsızlığı bulunan insanların beyinlerinde neler meydana geliyor?
PTSB, acı verici ve ürkütücü bir rahatsızlıktır. Olayların hatıraları gitmek bilmez ve kurbanlar çoğunlukla "canlı bir anımsama"ya sahiplerdir. Korkmuş ve travma geçirmiş bir halde, neredeyse her zaman sinirlidirler ve en ufak bir olayda koruyucu kalkanlarına sığınırlar. Kurbanlar genellikle kendilerine acı dolu deneyimleri hatırlatan insanlardan, objelerden ve durumlardan kaçarlar. Bu davranış onları güçten düşürür ve yaşamlarını anlamlı bir şekilde yaşamalarına engel olur. Gerçeği kabullenip, bu duruma razı olmadıkları için de "parçalanmış ruhlara" dönüşürler. 

PTSB rahatsızlığına sahip hastalar üzerinde yoğun olarak yapılmış nöro-imajlama çalışmaları, beynin bazı bölgelerinin sağlıklı hastalardan yapısal ve fonksiyonel olarak daha farklı olduğunu göstermiştir. Amigdala, Hipokampus ve  Alt Orta Prefrontal Korteks PTSB'nin tipik semptomlarını tetiklemede rol oynar. Beynin bu bölgeleri insanlardaki strese tepki verme mekanizmasını etkiler, dolayısıyla PTSB'li hastalar strese olaylardan uzun zaman sonra bile bu travmayı yaşamamış insanlardan daha farklı tepki gösterirler.

Travmanın Hipokampus üzerindeki etkisi
Travmanın en önemli nörolojik etkisi Hipokampus üzerinde görülmüştür. Posttravmatik Stres Bozukluğu'na sahip olan hastalarda Hipokampus'un hacminde önemli miktarda bir azalma görülmüştür. Beynin bu bölgesi hafıza fonksiyonlarından sorumludur. Kişinin yeni hatıraları kaydetmesine ve onları daha sonra bazı konuya  ilişkin çevresel uyarıcıyla geri kazanmasına yardımcı olur. Hipokampus ayrıca geçmiş ve şimdiki hatıraları ayırmamıza  yardımcı olur.

Cinsel saldırıya uğramış olan kurban park yerlerine dehşetle bakmaktadır çünkü daha önce orada tecavüze uğramıştır. Savaş gazisi hâlâ daha şiddet içeren filmleri izleyemez çünkü onlar ona siperdeki günlerini hatırlatır; Hipokampus'u, geçmiş hatıraların etkileşimini azaltamaz.  

Travmanın Alt Orta Prefrontal Korteks üzerindeki etkisi
Şiddetli duygusal travma, Amigdala tarafından tetiklenen duygusal tepkilerden sorumlu olan beynin Alt Orta Prefrontal Korteks bölgesinde kalıcı değişimlere neden olur. Bu bölge, belirli bir uyarıyla yüzleştiği zaman korku gibi negatif duyguların işleyişini düzenler. PTSB'li hastalarda Alt Orta Prefrontal Korteks'in hacminde ve bu bölgenin işlevselliğinde göze çarpan bir azalma görülmüştür. 

Travmanın Amigdala üzerindeki etkisi
Travmanın Amigdala'daki aktiviteyi arttırdığı gözükmektedir. Beynin bu bölgesi duyguları yönlendirmemize yardım eder ve korku tepkileriyle bağlantılıdır. PTSB'li hastaların travmatik deneyimleriyle bağlantılı uyarıya tepki olarak Amigdala'larında hiperaktivite meydana gelir.   
Hipokampus, Alt Orta Prefrontal Korteks ve Amigdala stresin nöral devresini tamamlarlar. Hipokampus, çevresel uyarıcıya uygun tepkileri verir böylelikle Amigdala stres moduna geçmez. Alt Orta Prefrontal Korteks, Amigdala'nın fonksiyonlarını kontrol altına alarak duygusal tepkileri ayarlar. Amigdala'nın hiperaktivitesi PTSB semptomlarının şiddetiyle  bağlantılıdır. 

Araştırmacılar, PTSB'nin yol açtığı beyin değişimlerinin kişinin diğer psikotik ve ruh hali hastalıklarına yakalanmasını arttıracağına inanıyorlar. PTSB rahatsızlığının beyin kimyasını nasıl değiştirdiğini anlamak; kurbanların durumlarına anlayış göstermek, onların hayatı dolu dolu yaşamalarına ve gerçek potansiyellerini ortaya koymalarına olanak tanıyacak tedavi metodlarını geliştirmektir.

Fakat bilim adamları bu ümitsiz bulguların tam ortasında, PTSB'li hastalar ve onların sevdikleri için ümit besliyorlar. Onlara göre, PTSB'nin fizyopatolojisini derinlemesine araştırmakla hastalık iyileştirilebilir. İnsan beyni yeniden yapılandırılabilir. Aslına bakılırsa, ilaçlar ve davranışsal terapilerin PTSB hastalarının beyinlerindeki hacmi arttırdığı gösterilmiştir. Beyin ince ayarlanmış bir enstrümandır. O hassas bir organdır fakat onun iyileşmek için inanılmaz bir kapasiteye sahip olduğunu bilmek de cesaret vericidir.

http://brainblogger.com/2015/01/24/how-does-post-traumatic-stress-disorder-change-the-brain/'den alıntı yapılarak çevrilmiştir.
Çeviren: Esin Tezer

28 Temmuz 2016 Perşembe

AYDINLANMA BEYNİNİZİ NASIL DEĞİŞTİRİYOR?

Aydınlanma, gizemli ve zor anlaşılır bir kavram ama deneysel bir analizle beyinlerimiz ve kendimiz hakkında çok şey öğrenebiliriz. Aydınlanma konusunda pek çok bilimsel test yapmış olan Dr. Andrew Newberg, insanların aydınlanma sürecinde “ben kavramından” arındıklarını söylüyor. Yapılan bilimsel analiz de beyin aktivitesinin bu algıya neden olduğunu teyit ediyor. Newberg, sözlerine şöyle devam ediyor: “Belki de Aydınlanma deneyimleri bir tür gözlük gibi: Numaralı gözlük camlarını kullanana kadar dünyayı hatalı bir görüşle görmeye devam ediyoruz.” 

“Aydınlanma Beyninizi Nasıl Değiştiriyor?” kitabının eş yazarı olan Dr. Andrew Newberg, bigthink videosuna şu açıklamaları yaptı: “Hayatımızda neyin önemli olduğuna karar vermemize yardım eden beynimizin duygusal bölgesi Limbik Sistem’dir. Bilhassa beyin taramalarında aydınlanan Amigdala ve Hipokampus alanları çok önemlidir. Hayatımızda gerçekten önemli bir şey olduğunda deliye dönerler! Limbik Sistem, olayları hafızamıza kaydetmemize yardımcı olur. Hayatımızda her gün binlerce şey olduğu için pek çok şeyi hatırlamayız çünkü beynimiz o türden tepkiyi tetiklemez. Fakat biriyle kavga edersek onu bir süre için hatırlamaya devam ederiz, çünkü o bizim için duygusal bir durumdur. İnsanlar yoğun türden aydınlanma deneyimlerini yaşadıkları zaman bunu neredeyse bir ömür boyu hatırlarlar. Bu deneyim onlar için yaşam değiştirici bir deneyim haline gelir. O noktadan sonra hayatlarındaki her şey farklıdır. Örneğin, bu deneyimlerin temel öğesi “TEKlik” hissini, evrenle olan bağlantıyı yaşamaktır. Kişiler Aydınlanma sürecinde “Kendimi evrendeki her şeyle bağlantılı hissediyorum. Sadece Tanrı var” derler. 

Beynimizin arkasında olan Paryetal Lob denilen bir alan tüm duyusal bilgiyi alır, “benlik algısını” yeniden inşa etmemize ve o benliği mekânsal şekilde dünyayla nasıl ilişkilendireceğimize yardım eder. Beynin bu alanının TEKlik deneyimleri yaşayanlarda sakinleştiğini keşfettik. Bu, mantığa uygun bir şey. Benlik algınızı ve mekân algınızı oluşturmaya çalışıyorsanız, bu algılar durduysa; benlik algınızı yitiriyorsunuz! Mekân algınız da artık kalmıyor! Bence Aydınlanma deneyiminin en önemli özelliklerinden bir tanesi de kalıcı olması, beyinlerimizi bu şekilde yeniden düzenlemesidir. Beynin pek çok bölgesinde inanılmaz bir değişim meydana gelmekte ve bu değişim kişinin düşünme, hissetme ve davranma şeklini yeniden düzenlemektedir. 

Son söyleyeceğim beyindeki anahtar alanlardan bir tanesi de Talamus adı verilen merkezî yapıdır. Talamus, beynin en derininde yer alıyor. Bazıları onu “bilincin merkezi” olarak görüyor. Talamus pek çok duyusal bilgiyi alıyor ve beynin farklı kısımlarına gönderiyor. Beynin farklı bölgelerinin birbiriyle iletişim kurmasına da yardımcı oluyor. Bu bölge, aydınlanmayla ilgili uygulamalar ve deneyimlerden en çok etkilenen bölge. Eğer Talamus değişim geçirdiyse,  kişinin tüm realite algıları değişiyor, realite hakkında düşündükleri değişiyor ve en sonunda da beyni o realiteyle etkileşim içinde oluyor!"

Çeviren: Esin Tezer