Bilim ve Din

Bilim ve Din

10 Haziran 2016 Cuma

ORUÇ TUTMAK SAĞLIĞA İYİ GELİYOR



Bir söylentiye göre yıllarca tuttuğu oruçtan sonra  'Buda'nın bacakları bambu çubukları gibi, omurgası ip gibi, göğsü ise bir evin tamamlanmamış çatısı gibiydi; gözleri derin bir kuyu gibi içine çöküktü'. Buda; Aydınlanma'yı tabii ki sadece bu yoğun oruç programıyla  elde etmedi  ama yeni bir araştırma, sizi yiyeceklerden hafif bir şekilde mahrum bırakan bir diyetin kilo kaybettirmekle kalmayıp, sağlığınıza da iyi geldiğini ileri sürüyor. Araştırmacılar; ayda sadece 5 gün uygulanan bu hafif diyetin kardiyovasküler hastalık riskini azaltması da dahil, pek çok konuda sağlığa iyi geldiğini bildiriyorlar.

Yemek yemek ömrü kısaltıyor; aşırı yemek yemek ise sadece şeker hastalığı gibi hastalıklara yol açmakla bile kalmıyor!
"Kalori kısıtlaması" adı verilen, vücuda giren gıdanın %40'ını kesen bir diyet şekli çeşitli organizmalarda yaşam süresini uzatıyor; kanseri, kalp hastalığını ve diğer yaşlılık hastalıklarını önlüyor. 

Los Angeles'taki Güney Kaliforniya Üniversitesi'nde yaşlanma üzerine araştırmalar yapan Valter Longo ve onun çalışma arkadaşları, oruç tutmanın kemoterapi görülürken yan etki olarak hissedilen yorgunluk ve zayıflık hissini hafiflettiğini ve hayvanlar üzerinde yapılan çalışmaların da "kalori kısıtlaması" programına benzer şekilde sağlığa iyi geldiğini kanıtladılar.

Longo ve arkadaşları, yeni araştırmaları için oruç tutmanın yararlarını tetikleyen daha az yorucu bir diyet geliştirdiler. Her ay iki kez 4-günlük dönemler halinde yapılan programda, orta yaşlı olan fareler düşük proteinli, düşük kalorili yemekle beslendiler. Ayın geri kalan kısmında ise istedikleri gibi beslendiler.

Araştırmacıların internetteki Cell Metabolism (Hücre Metabolizması) dergisine bugün verdiği rapora göre, fareler zayıfladı ve kansere yakalanma riskleri %45 azaldı. Fareler, yağsız yemekleri yerken kan şekeri seviyeleri %40 daha azaldı ve kanlarındaki insülin miktarı %90 oranında düştü. Beyin gücü yaşla birlikte azalsa da, fareler zihinsel becerilerini daha fazla koruyabildiler. Teste tabi tutulan fareler diğer denek hayvanlarını da iki tür hafıza testinde de geçtiler. Hafızadan sorumlu olan beyin bölgesi Hipokampus'larında da muhtemelen yeni nöronlar oluştu. 

Araştırmacılar aynı şeyin insanlar üzerinde de aynı etkiyi yapıp yapmadığına karar vermek için enerji veren atıştırmalıklar, çorbalar ve çaylardan oluşan bir menü yarattılar. Bir günlük kalori miktarları 725 ila 1090 kalori arasındaydı. Longo, “Bu, ravioli (İtalyan usulü mantı) yemek gibi bir şey değil ama hiç yemek yememekten daha iyi" dedi. Amerika'da sıradan bir kişinin günlük olarak 2000 ila 3000 arasında kaloriye ihtiyacı var, kalori sınırlaması uygulayan bir kişi 1200 kaloriye kadar aldığı kalori miktarını sınırlandırabilir.
Çalışmaya katılan gönüllüler farelere benzer bir şekilde 5 gün boyunca bu diyeti uyguladılar ve ayın geri kalan kısmında normal yemek alışkanlıklarına döndüler. Araştırmacılar, tezlerinde bu "oruç taklidi" olan rejimin ilk 19 denek üzerindeki sonuçlarını bildirdiler. 

Sadece diyet ve normal yemek yeme arasındaki üç seferlik değişim; katılımcıların fiziksel durumunu iyileştirdi, kan şekerlerini düşürdü, karın yağlarını azalttı ve kardiyovasküler sistem hastalıklarıyla ilişkilendirilen yüksek protein seviyelerini indirdi. Longo ve çalışma arkadaşları, kandaki bazı kök hücrelerin biraz fazlalaştığını da gözlemlediler. Bu diyetin insanlarda da rejenerasyona (vücudu yenilemeye) yol açabileceğini iddia ettiler. Longo, “Oruç taklidi olan diyetin vücudu gençleştirdiğine inanıyoruz" şeklinde konuştu. 

Diğer araştırmacılar  sonuçları cesaretlendirici bulduklarını söylediler. Boston'daki Harvard Halk Sağlığı Okulu'nda moleküler biyolog olan Christopher Hine, “Bu diyet yaşlanmaya karşı gelebilir ve bana göre çok etkileyici" dedi. Aynı okulda biyokimyager olan James Mitchell da çalışmanın kalorileri her zaman kısmanın gerekli olmadığını gösterdiğini söyledi. Mitchell, sözlerine şöyle devam etti: "Sürekli olmayan periyotlar kalıcı etkilere sahip olabiliyorlar."    

http://www.sciencemag.org/news/2015/06/short-term-fasting-may-improve-health'den alıntı yapılarak çevrilmiştir.
Çeviren: Esin Tezer



26 Mayıs 2016 Perşembe

Aydınlanmanın Sırrı Çözüldü!



SPECT, fMRI ve EEG gibi beyin imajlama tekniklerini kullanan yakın zamandaki beyin araştırma teknikleri insan beyninin zaten Aydınlanma için bir donanıma sahip olduğuna işaret ediyor. Görünen o ki beyin, milyonlarca yıllık evriminde kozmosla olan BİR'liğini ya da Tanrı'yla olan TEK'liğini deneyimlemek için hazırlanmış! 


*"Uyanış", Paryetal lob bölgesinden Frontal lob bölgesi beyin fonksiyonlarına geçişe verilen isimdir.


Frontal loblar:

- İrade gücü,

-Dikkate/enerjiye odaklanma,

-TEK'liği yaşama deneyimi.

Paryetal loblar:

-Kendini uzay-zamanda konumlandırma,

-Kendini ÖZ'den ve dünyadan ayırma,

- Zihin ve Ego'nun merkezi.


Andrew Newberg, Pennsylvania Üniversitesi'nde nükleer tıp profesörü ve satış rekorları kıran "Tanrı Sizi Terketmeyecek (Why God Won't Go Away?)" adlı kitabın yazarı. Newberg, bilimi ve insanı bir araya getirmek için SPECT tarama tekniğini kullanarak 8 Tibetli Budist rahibin üzerinde onlar tefekkür (meditasyon) yaparlarken çalıştı. Yakaladığı imajlar, beynin derin tefekkür esnasında kırmızı renkle aydınlandığını gösterdi. Bu, beynin o bölgesindeki kan akışında ve nöral aktivitede bir artış olduğuna işaret ediyordu. Aynı zamanda da hayret verici bir şekilde, beynin "Paryetal bölge" olarak adlandırılan üst arka kısmı, yani Newberg'in "Yöneliş Bağlantı Bölgesi (OAA)" olarak adlandırdığı bölge de beynin âni aktivite düşüşüne işaret eden koyu mavi renge dönüşmüştü.

Newberg, yönelen kişi dış dünyayı bıraktığında Yöneliş Bağlantı Bölgesi'ne olan duyusal girdinin bloke olduğunu ve o bölgedeki nöral aktivitenin durduğu teorisini ortaya atıyor. Aynı zamanda yoğun konsantrasyona bağlı olarak da Prefrontal Korteks veya Newberg'in adlandırdığı gibi "Dikkat Bağlantı Bölgesi" kuvvetli bir şekilde aktive oluyor ve beynin yeni deneyimsel merkezi rolünü oynuyor.


Yöneliş Bağlantı Bölgesi kendimize uzay-zamanda konumlandırma yeteneğini veren ve bedenlerimize fiziksel sınırlamalar, evrenin geri kalanından ayrı olduğumuz algısını veren bir bölgedir. Yöneliş Bağlantı Bölgesi aktif halde olmayınca, bedenin fiziksel sınırlamaları ve evrenin geri kalanından ayrı olduğunuz algısı ortadan kalkar. Beyin artık kendi ÖZ'ü ve dış dünya arasına sınır koymaz veya kendisini fiziksel realite içerisine yerleştirmez. Bunun sonucu olarak da Newberg'in dediği gibi beynin; ÖZ'ü sınırsız, herkesle ve her şeyle iç içe görmekten başka bir çaresi yoktur. Bu hal, Newberg'in "Mutlak Tek Varlık" dediği halidir. Bunu "TEK'lik hali" olarak da adlandırabiliriz.

Newberg’in araştırması, "uyanış sürecinin" sadece psikolojik değişime ya da filozofideki ve değerlerdeki değişime bağlı olmadığını ileri sürüyor.Hayır o, beyin hakimiyetinin Paryetal lobdan Prefrontal lob bölgesine geçişiyle olan temel değişime dayanıyor. Paryetal loblardaki aşırı çalışma azalınca ve Frontal loblardaki aktivite azlığı artınca, beynin emir merkezinde bir değişim meydana geliyor; kişi daha yüksek seviyedeki bilincin ve eskisinden daha hakiki olan yeni realitenin farkındalığına eriyor (kendini o bilinçte uyanmış buluyor).  


Newberg'in bazı bulguları Wisconsin Üniversitesi'nde nöro-bilim adamı olan Richard David­son tarafından doğrulandı. Davidson, Tibetli Dalai Lama'yla işbirliği yaptı. Lama, bu bilimsel çalışma için Davidson'a grubundaki en başarılı sekiz tefekkür eden rahibini yolladı. 


Davidson, hem EEG hem de fMRI taramalarını kullanarak onlar derin tefekkür halindeyken rahipler üzerinde çalıştı. Onların Prefrontal Korteks bölgelerinde; bilhassa neşe, mutluluk ve merhamet duygularını veren sol tarafta çok yüksek bir aktiviteye rastladı. Derin tefekkür halindeki EEG kayıtları, beynin aynı bölgesinde son derece güçlü Gama dalgaları olduğunu kanıtladı. 


http://www.newbrainnewworld.com/?Science_of_Awakening'den alıntı yapılarak çevrilmiştir.

Çeviren: Esin Tezer

29 Nisan 2016 Cuma

HER BEYNİN İMZASI VAR



Hiçbir şey yapmayan bir kişinin beyin taramaları bile, aynı kişi poker oynadığında veya kitap okuduğunda nöral devrelerin nasıl aydınlanacağını tahmin edebiliyor...

BEYİN, DİNLENME HALİNDE DAHİ AKTİF!

Her beyin birbirinden farklıdır. Beyin üzerine çalışan araştırmacılar, üzerinde çalıştıkları  büyük araştırmayla kişilerin beyinlerinin birbirinden nasıl farklılıklar gösterdiğini kanıtlamaya başladılar. Bu gibi farklılıkların olduğu konusu başlangıçta pek ilgi çekici görünmüyordu, fakat çalışmalar onların insanların beyinlerindeki doğuştan gelen özellikler olduğunu kanıtlamaya başladı. Bu farklılıkların ne olduğunu iyi bir şekilde bilmek, nörolojik rahatsızlıkların tedavi edilmesine de yardımcı olacaktır.

8 Nisan 2016'da Science'da yayınlanan yeni bir araştırma, beyin taramalarında bir şeyin gerçek olması için uygun anı kollayan insanların beyin aktivitelerinin bile beyinlerin çeşitli sıradan aktivitelerde nasıl davranacağının tahmin edilmesi için gerekli bilgiyi sağladığını keşfetti. Araştırmacılar; bu dinlenme halindeki "beyin imzalarını" kişiler poker oynarken, kitap okurken ve diğer görevleri gerçekleştirirken beyinde hangi bölgenin aydınlanacağını, hangi beyin hücresi grubunun devreye gireceğini tahmin etmek için kullandılar. Yazarlar, tekniğin felç olmuş ya da koma halindeki beyinlerin belirli alanlarının hâlâ işe yarayıp yaramadığını tahmin etmek için de kullanılabileceğini söylüyorlar. 

Teknik, şu anda New Jersey Teknoloji Enstitüsü'nde çalışan biyomedikal mühendis Bharat Biswal'in 1990'lı yılların ortalarından gelen bir tasarımıdır. Biswal, katılımcıların dinlenme halindeki fonksiyonel manyetik rezonans imajlama beyin taramalarının (fMRI) düzgün bir şekilde düşük frekanslı salınımlar gösterdiğini fark etti. O, fMRI sinyallerindeki arka plan gürültüsünü kaldırmanın yollarını arıyordu, fakat bu dalgalanmaların gürültü olmadığının farkına vardı. Çalışması, dinlenme halindeki fMRI beyin taramasına yeni bir yaklaşım getirdi.

Bu tür yapılan bir tarama, bir beyin hakkında pek çok şeyi gözler önüne serebilir! Senkronize olmuş bir şekilde dalgalanan beyin hücrelerinin ağlarını oluşturan nöral sinyallemenin sıradan  yavaş dalgalanmalarını analiz eder. Ve bu ağlar sıklıkla aktif halde olan ağları andırmaktadır. Yale Üniversitesi nöro-bilim doktora öğrencisi olan Emily Finn, “Dinlenme halindeki beyinlerin verilerinin aktivite halindeki beyinlerin haritalarına benzer şekilde olduğunu bir süredir biliyorduk" dedi. Finn ve çalışma arkadaşları, geçen Ekim ayında beyin ağlarının kişilerin her birinin kendine has özelliklere sahip olduğunu yüzde 99 doğrulukla tanıtan yeterli bilgiyi elde ettiğini gösteren bir çalışmayı yayınladı. Finn, “Bu çalışma, bunu bir adım daha da öteye taşıyor" dedi.

Oxford Üniversitesi'nden olan nöro-bilim adamları Ido Tavor ve Saad Jbabdi, Ulusal Sağlık Enstitüsü'nün katkılarıyla olan ve şu anda Saint Louis'deki Washington Üniversitesi, Minnesota Üniversitesi ve Oxford Üniversitesi tarafından yürütülen insan beyninin tellenmesinin haritasını çıkarmaya çalışan İnsan Konektom Projesi için toplanan veriyi kullandılar. Ekip 98 sağlıklı genç yetişkinle hafızayla, motor fonksiyonlarla, karar vermeyle (poker oynama) ve lisanla (okuma) ilgili görevleri yerine getirirken onların beyin taramalarını ve dinlenme halindeki beyin taramalarının verilerini topladı. Katılımcıların dinlenme halindeki beyin aktivitelerini ve çeşitli görevleri yerine getirdikleri anda ortaya çıkan beyin salınımları arasındaki ilişkiyi analiz etti. Daha sonra da kişinin sadece dinlenme halindeki beyin taramasını kullanarak katılımcının her bir görevdeki beyin aktivite profillerini tahmin etmeye çalıştı. Tahminler o kişinin beyin aktivitesiyle (beyin imzasıyla) bire bir uyuştu!  

Bu araştırmanın çabalarından bir tanesi de bu bulguların sadece bu araştırmada kullanılan sağlıklı katılımcılarda değil, çeşitli hastalıkları olan hastalarda da olduğuna karar vermektir. Tavor, ameliyattan önce tümörlü beyine sahip olan hastaları incelediklerini söylüyor. Eğer bu çalışma başarılı olursa, bir cerrahın tümörü yok etme stratejisini etkileyip ona yardımcı da olabilir. 

Araştırmadan çıkan sonuç her ne olursa olsun araştırma, dinlenen beyinin dinlenmeden başka her şeyi yaptığını ispat ediyor! Tavor, "Beyin dinlenme hali olarak adlandırılan halde  gerçekten dinlenmiyor! O, aslında her an her şeyi yapıyor!" diye konuştu.    
    
http://www.scientificamerican.com/section/news/new-evidence-points-to-personal-brain-signatures1/'dan alıntı yapılarak çevrilmiştir.
Çeviren: Esin Tezer