Bilim ve Din
4 Haziran 2018 Pazartesi
Duanın Gücü
Yeni bir araştırmanın eş yazarı olan Florida Devlet Üniversitesi'nden bir araştırmacıya göre, romantik partner veya çok yakın bir dost için edilen dua; dua eden kişiyi o kişiye karşı daha yardımsever ve bağışlayıcı olmaya yöneltiyor...
Florida Devlet Üniversitesi Aile Enstitüsü'nün bilim insanı ve direktörü olan Frank D. Fincham, araştırmanın bulgularının kayda değer olduğunu söyledi. Partnerleri için dua eden kişiler, dua ettikleri partnerlerinin davranışlarında pozitif değişim gördüklerini bildirdiler. Fincham, bunu kanıtlayan ilk bilim insanı olduğunu sözlerine ilave ederek şöyle dedi: "Yaptığımız çalışmalar, edilen duanın konusuna göre dua edilen kişinin davranışının olumlu yönde değiştiğini gösterdi."
Buna ilaveten; araştırmaya dışarıdan katılan tarafsız gözlemciler partnerleri için dua eden tarafların, dua etmeyen taraflara nazaran partnerlerine karşı daha pozitif bir davranış sergilediklerini keşfettiler.
Fincham, şu anda Brigham Young Üniversitesi'nde asistan profesör olarak görev yapan eski Florida Devlet Üniversitesi doktora öğrencisi olan Nathanial Lambert tarafından yürütülen araştırmanın yazarlarından bir tanesi. Tezleri, "İşbirlikçi ve Bağışlayıcı Eğilimlere Dönme: Partner odaklı dua etmek motivasyonu nasıl dönüştürüyor?" Personal Relationships (Kişisel İlişkiler) adlı dergide yayınlandı. Tezin yazarları arasında Lambert ve Fincham'dan başka Kentucky Üniversitesi'nden C.Nathan DeWall, Richard Pond ve Georgia Üniversitesi'nden Steven R.Beach de var. Çalışma, 5 ayrı araştırmanın sonuçlarını kapsadı. Bulgular şöyle:
•Partneri için daha sık dua eden katılımcılar, partneri ona üzücü veya sinirlendirici bir davranış yapsa bile daha az kinciydiler.
•Partnerleri için dua eden katılımcılar, partnerleri hakkında pozitif düşünceler düşünmeleri istenen katılımcılardan daha bağışlayıcı bir davranış içerisindeydiler.
•Partnerinin incitici davranışından sonra dua etmesi istenen katılımcılar, Tanrı'yı düşünmesi istenen katılımcılara nazaran partnerleriyle daha fazla işbirliği halindeydiler.
•Yakın ilişki partnerleri için dua eden katılımcılar, anlaşmazlığın dua ettikleri zaman dua etmedikleri zamana nazaran daha kolay çözümlendiğini bildirdiler. Daha işbirlikçi ve bağışlayıcıydılar.
Araştırmaya katılan katılımcılar, hem kendileri hem de başkaları için dua etmeyi seven üniversite öğrencileriydi. Araştırmacılar, ileride yapılacak çalışmaların daha olgun yaşta veya daha değişik ırklardan olan çiftler üzerinde de yapılması gerektiğini söylediler. Partner odaklı dua etme araştırması, sadece genç yetişkin ilişkiler için yapılmış bir araştırma değildi!
Fincham, sosyal bilim adamlarının bu zamana dek din, spiritüalite ve bilhassa da dua etme üzerinde araştırma yapmaktan çekindiklerini belirtti. Fincham'a göre, dünya üzerinde yaşayan 5 milyar insan ya da dünya nüfusunun yüzde 75'i dini bir inanca sahip. Fincham, sözlerine şöyle devam etti: "Amerika Birleşik Devletleri'ndeki insanların yüzde 90'ı en azından arada sırada dua ediyor ve dua etmek Musevilik, Hristiyanlık ve İslamiyet de dahil tüm İbrahimi dinlerde spiritüel aktivitenin bir şekli. Dua etmenin Budizm, Hinduizm ve Şintoizm gibi diğer dini geleneklerle de güçlü bir paralelliği var. Buna rağmen, dua etmenin romantik ilişkilerdeki rolü hakkında çok az bir bilgiye sahiptik. Duanın ilişkiler üzerindeki etkisini ilk kez tarafsız göstergelerle kanıtlamış olduk."
Çeviren: Esin Tezer
https://www.sciencedaily.com/releases/2013/05/130514184139.htm'den alıntı yapılarak çevrilmiştir.
8 Mayıs 2018 Salı
Beyinde Korku & Cesaret Yer Değiştiriyor
Stanford
Üniversitesi Tıp Okulu'ndaki araştırmacılar; yaptıkları bir araştırmada görsel
bir tehdit karşısında ürkek, cesur ve hatta öfkeli tepkiler veren farelerin
beyinlerinde bitişik iki sinir hücresi kümesi tespit ettiler.
Beynin tam
ortasında yerleşik olan bu kümelerin veya çekirdeklerin her biri beynin her bir
farklı bölgesine sinyaller gönderiyor, görsel bir tehdide karşı zıt
davranışları ateşliyor. Araştırmacılar iki çekirdeğin aktivasyon seviyelerini
değiştirerek taklit yırtıcı hayvanlarla fareleri korkudan dondurabiliyorlar, ördeklerin
saklanmalarına neden olabiliyorlar veya onları saldırgan bir vaziyette
tutabiliyorlar.
Nöro-biyoloji
ve Oftalmoloji (Gözbilim) yardımcı profesörü olan Andrew Huberman PhD,
insanların beyinlerinin de muhtemelen buna eşdeğer bir devreye sahip olduğunu
söyledi. İki çekirdeğin sinyal verme
güçleri arasındaki dengeyi değiştirmenin yolları müdahalesiz bir şekilde
önceden bulunabilir ya da insanların
tehdit edici olarak algıladığı durumlar endişesiz bir şekilde, fobi veya
post-travmatik stres rahatsızlığı olmadan atlatılabilir. Kişiler normal yaşantılarına
dönebilirler.
Deney
sonuçlarını anlatan tezin uzman yazarı olan Huberman, "Bu çalışma, bize
gelecekte felci yenmenin ve yaşamlarımızı daha iyi hale getiren işlerle
yüzleşme korkusunu yenmenin kapılarını aralayan bir çalışma" şeklinde
konuştu. Tez sonuçlarını anlatan yazı 2 Mayıs'ta Nature dergisinde yayınlandı. Master öğrencisi olan Lindsey Salay,
tezin başyazarı.
Derleyip Çeviren: Esin Tezer
http://med.stanford.edu/news/all-news/2018/05/scientists-find-fear-courage-switches-in-brain.html
https://www.independent.co.uk/news/science/brain-fear-cause-mouse-switch-courage-vmt-a8333411.html
20 Mart 2018 Salı
Beyin Dalgalarımız
Araştırmalar; beynin sinir hücrelerinin aktivitesi tarafından oluşturulan "salınımların", kendine has rolleri olduğunu iddia ediyor...
Bizler göremeyiz, fakat beyinlerimiz elektriksel aktiviteyle vızır vızır çalışırlar. Beyin dalgaları, adeta tilt oyununun (yani pinball'un) muazzam bir örneği olan beynin etrafındaki sinir hücrelerinin koordineli şekilde ateşlenmesiyle oluşurlar. Dalgalar, beynin ön tarafından arka tarafına veya tüm derin yapılardan kafatasına ve oradan da tekrar diğer taraflara sekerek sıçrayabilirler.
"Nöral salınımlar" olarak adlandırılan bu sinyallerin zihinsel bazı halleri aynı anda yaptığı bilinmektedir. Dinginlik veren alfa dalgaları; meditasyon yapan rahiplerin beyinlerinde sakinleştirici bir şekilde dalgalanırlar. Beta dalgaları; konuşmaları yoğun bir şekilde yaptığımızda inişli çıkışlı bir şekilde dalgalanırlar. Hızla yayılan gama dalgaları ise bize keskin iç görü sağlarlar. Uyuşuk delta ritimleri mışıl mışıl uyuyanları yatıştırırlar, rüya görenler ise hızla yayılan teta ritimlerine geçerler. Beyin dalgaları; önemli sinyallerin çıktısı olmaktan ziyade beynin nasıl çalıştığı, birlikte çalışması gereken beyin bölgelerinin bilgiyi nasıl belirli bir yolla aktardıklarını anlamada anahtardırlar.
Massachusetts Teknoloji Enstitüsü'nden (MIT'den) Earl Miller, dalgaların beynin nasıl çalıştığını kanıtlamada önemli bir nokta olduğuna katılan nöro-bilim adamları arasında bulunuyor. Miller'ın yakın zamanda yaptığı çalışmaların tezine göre, beyin salınımları; beynimizin dünyadaki dikkat edilmesi ve göz ardı edilmesi gereken sinyalleri seçmesine izin veriyor. Böylelikle bilgi, ustaca bir kanaldan yollanıyor. Çalışmaların keşfine göre, bu dalgalar anormal bir şekilde çalıştıklarında beynin gücü sekteye uğruyor. Beynin bu dalgaları nasıl kullandığını inceleyen detaylı şemalar, sinyallerin elektriksel dürtülerle ayarlanma olasılığının olduğunu da gösterdi. Örneğin, hafıza problemleri ve zihinsel rahatsızlıkları iyileştiren terapiler geliştirilebilir. İlk yapılan çalışmalar, bu terapilerin kişilerin hafızasını geliştirebildiğini de gözler önüne serdi.
Beyin dalgaları hakkındaki bu iç görüler; nörolojideki beynin yalnızca sinir hücreleri veya nöronların davranışlarından ibaret olduğu görüşüyle de çatışıyor. Miller, bu çalışmanın beyni dev bir saate benzetmek gibi bir şey olduğunu ve her bir mekanizmayı çözdüğünüzde beyni de çözeceğinizi söylüyor. Yakın zamanda yapılan üç tezde Miller ve çalışma arkadaşları; beta ve gama adlı, işleyen hafızayı oluşturan bilgiyi seçmek için birlikte çalışan iki farklı beyin dalgası üzerinde çalışıyorlar. Saniyede 30 ila 80 defa salınım yapan Gama dalgaları (30 ila 80 Hertz) ne hissettiğimiz, ne gördüğümüz ve ne kokladığımızdan, yani algılamalarımızdan akan bilginin koordine olmasına yardımcı oluyorlar. Bunun zıttı olan 12 ila 30 Hz arasındaki yavaş yayılan beta dalgaları ise beynin duyusal sinyallere dikkatini vermesine kılavuzluk eden, yardımcı olan mesajları taşıyorlar. Gama ve beta dalgaları arasındaki etkileşim ise, beynin bu bilgi bombardımanını nasıl çözdüğüne işaret ediyor.
Çeviren: Esin Tezer
https://www.sciencenews.org/article/brain-waves-may-focus-attention-and-keep-information-flowing'den alıntı yapılarak çevrilmiştir.
2 Şubat 2018 Cuma
Beyindeki hatıraları ne oluşturuyor?
Bilim adamı olmayan birine beyindeki hatıraları neyin oluşturduğunu sorun. Alacağınız yanıt çok basittir: Akla hemen ya çocukluk hatıraları olan doğum günü partileri ya da düğünler gelir. Fakat Charles Hoeffer, hatıraları proteinlerin oluşturduğunu söylüyor.
Colorado'daki Boulder Üniversitesi'nde Bütünleştirici Fizyoloji bölümünde Asistan Profesör olan Hoeffer, 5 yıldır beyin dokusunda yeni deneyimlere adapte olmamızı sağlayan ve yeni hatıraları oluşturan "AKT" adlı protein üzerinde araştırmalar yapıyor. Bu konu hakkında şu ana kadar pek birşey bilinmemekteydi.
Ulusal Sağlık Enstitüsü tarafından fonu sağlanan araştırmayla ilgili tezde Hoeffer ve çalışma arkadaşları; ilk kez AKT adlı proteinin 3 çeşit türünün olduğunu, onun beyindeki çeşitli hücrelerde bulunduğunu ve beyin sağlığını değişik şekillerde etkilediğini belirttiler. Araştırmanın sonuçları; bir çeşit beyin kanseri olan ve Amerikalı Senatör John McCain'de de bulunan Gliyoblastom, Alzheimer hastalığı ve Şizofreninin tedavisinde yeni tedavi türlerine de ışık tutabilir. Hoeffer, AKT adlı proteinin önemli bir protein olduğunu ve yazdıkları tezin bu konuyla ilgili şimdiye kadarki yazılmış en kapsamlı tez olduğunu savunuyor.
1970'li yıllarda keşfedilen ve 'Onkojen' adıyla da bilinen AKT adlı protein, beynin sinaptik elastisite yetisini oluşturmasında da anahtar rolü oynuyor. Diyelim ki; iri, beyaz bir köpekbalığı gördünüz. Beyninizin o hatırayı oluşturabilmesi için proteinlere ihtiyacı vardır. AKT, adeta bir protein fabrikası gibi çalışır ve o hatırayı beyninize kaydeder.
Hoeffer ve çalışma arkadaşları, araştırma için farelerdeki AKT'nin üç çeşidini durdurdular ve farelerin beyin aktivitelerini gözlemlediler. Şaşılacak sonuçlarla karşılaştılar: AKT2; yıldız şeklindeki destek beyin hücresi olan Astroglia'da ve beyin kanserleri, beyin yaralanmalarında etkili olan Omurilik'te vardı. Araştırmacılar AKT1'i de nöronlarda buldular ve onun beyin sinapslarının güçlenmesi, hatıra oluşumu için önemli bir forma sahip olduğunu keşfettiler. AKT3 ise beyin gelişimi için etkiliydi. Beyninde AKT 3 geni durdurulan farelerin beyin büyüklükleri küçüldü.
Çeviren: Esin Tezer
www.sciencedaily.com'dan alıntı yapılarak çevrilmiştir.
25 Aralık 2017 Pazartesi
Zekâ ve DNA devrimi

Zekâ ve DNA devrimi
Bilim adamları, zekâyla ilişkili 22 geni keşfetti...
Francis Crick ve James Watson'ın "DNA" adıyla bilinen çift-helisel yapıyı keşfetmesi 60 yıldan fazla oldu.
Nature Genetics adlı dergide yakın zamanda yayınlanan, GWAS (Genom Birliği Araştırmaları) tarafından tüm dünyadan bir grup bilim adamının 78,308 kişi üzerinde yaptığı araştırmada IQ testi kullanıldı. Çalışmada, genel zekânın DNA dizisiyle ilişkili olup olmadığı analiz edildi.
Çalışmanın ana amacı, zekâ testlerinin skorlarıyla yakından bağlantılı olan tek nükleotid polimorfizmileri, yanı (SNP)leri teşhis etmekti.
Vücuttaki pek çok hücrede keşfedilen DNA, nükleotid adı verilen 4 molekülden oluşur: Sitozin (C), Timin (T) ve Adenin (A), Guanin (G). Hücredeki DNA kromozomlar adı verilen yapıları oluşturur. İnsanlar normalde 23 çift kromozoma sahiptirler; bunun bir çifti anneden, bir çifti de babadan gelmektedir.
SNP, kromozomal bölgede insandan insana farklılık gösteren bir nükleotiddir. Örneğin; bir kişide üçlü TAC nükleotidi varsa, bir diğerinde bu TCC olabilir. Ve bu varyasyon, insanlar arasındaki zekâ farklılıklarını göstermektedir. Genler çok daha uzun nükleotid dizilerinden oluşurlar ve yaşamın temel yapı taşları olan proteinleri oluşturmak için gerekli olan talimatları verirler.
Analizi yapılan 12 milyon SNP'den 336'sının zekâyla bağlantılı olduğu meydana çıkmıştır, bu da 22 farklı gene işaret etmektedir.
Çeviren: Esin Tezer
www.scientificamerican.com'dan alıntı yapılarak çevrilmiştir.
14 Kasım 2017 Salı
Beyniniz Evrendir
Temel noktamız; 100 yıl önce başlayan kuantum devrimle fiziksel
dünyanın gerçek olmadığının bir tartışma olmaktan çıkıp, artık
ispatlanmış olmasıdır. Peki, ya beynin kuantum bir aygıt olduğunun ve
onun dizaynının şans eseri olmayan bir biçimde kozmosu yansıttığının
fiziksel bir kanıtı varsa? Hindistan'daki Vedik geleneğinde şöyle
denilir: "En küçük nasılsa, en büyük de öyledir." (Zerre, Küllün
aynasıdır. Hadis-i Şerif) Mikrokozmos nasılsa, makrokozmos da öyledir.
Modern terminolojiyi kullanıyoruz belki ama kavram, zamansızdır.
Fizikçi Dimitri Krioukov, Nature's Scientific Reports Dergisi' ne şöyle demiştir: Evren, dev bir beynin büyümesi gibi büyüyüp genişliyor. Beyin hücreleri arasındaki ateşlenme, genişleyen galaksilerin şeklini tıpkı beyindeki ayna nöronların yaptığı gibi aynalamaktadır.
Erken evrendeki galaksi ara bağlantılarının ve beyindeki ara bağlantılarının simülasyonlarına (canlandırmalarına) baktığımızda ise ikisinin de ayırt edilemeyecek kadar aynı olduğunu görüyoruz. Beyin ve kozmos, internet ve onun bağlantıları gibi aynı şekilde evrimleşmektedir.
Bilim insanı yazarlar, evrenin gerçekten de bir beyin gibi gelişip büyüdüğünü tartışıyorlar. Saygın Journal Science dergisinde bu konuyla ilgili olan bir yazıda araştırmacılar; beyindeki bağlantıların son derece mükemmel bir şekilde organize olduğunu, beynin yapısının bir şehrin kablolama sistemi gibi olduğunu ve nöronların her yönden geçtiğini keşfettiklerini söylüyorlar.
Yazan: Dr. Deepak Chopra
Çeviren: Esin Tezer
https://m.huffpost.com'dan alıntı yapılarak çevrilmiştir.
Fizikçi Dimitri Krioukov, Nature's Scientific Reports Dergisi' ne şöyle demiştir: Evren, dev bir beynin büyümesi gibi büyüyüp genişliyor. Beyin hücreleri arasındaki ateşlenme, genişleyen galaksilerin şeklini tıpkı beyindeki ayna nöronların yaptığı gibi aynalamaktadır.
Erken evrendeki galaksi ara bağlantılarının ve beyindeki ara bağlantılarının simülasyonlarına (canlandırmalarına) baktığımızda ise ikisinin de ayırt edilemeyecek kadar aynı olduğunu görüyoruz. Beyin ve kozmos, internet ve onun bağlantıları gibi aynı şekilde evrimleşmektedir.
Bilim insanı yazarlar, evrenin gerçekten de bir beyin gibi gelişip büyüdüğünü tartışıyorlar. Saygın Journal Science dergisinde bu konuyla ilgili olan bir yazıda araştırmacılar; beyindeki bağlantıların son derece mükemmel bir şekilde organize olduğunu, beynin yapısının bir şehrin kablolama sistemi gibi olduğunu ve nöronların her yönden geçtiğini keşfettiklerini söylüyorlar.
Yazan: Dr. Deepak Chopra
Çeviren: Esin Tezer
https://m.huffpost.com'dan alıntı yapılarak çevrilmiştir.
6 Ekim 2017 Cuma
AH! ŞU BEYNİMİZ
AH! ŞU BEYNİMİZ
Beyine Yararlı Olan Gıdalar
Beslenmenin bilişsel performansı etkilediği biliniyordu; fakat araştırmacılar onların sadece birbiriyle etkili değil, hatta tamamen bağlantılı olduğunu keşfettiler. Illinois Üniversitesi araştırmacıları tarafından yapılan yeni bir çalışmada; zeytinyağı, kuruyemiş ve avokadoda bulunan bir grup besin maddesinin, bir başka deyişle, tekli doymamış yağın; genel zekâyı etkilediğini keşfettiler. Bu ilişki, MUFAlar (Tekli Doymamış Yağlar) ile beynin dikkat ağı arasındaki korelasyondan kaynaklanıyordu.
Urbana'daki Carle Foundation Hastanesi'nde 99 sağlıklı yaşlı yetişkin üzerinde yapılan çalışmada; kan örneklerinde bulunan yağlı asit besin örnekleri karşılaştırıldı, beyin ağlarının etkinliğini ölçen fonksiyonel MRI veri ve genel zekâ testinin sonuçları incelendi. Çalışmanın sonuçları, NeuroImage dergisinde yayınlandı.
Araştırmacılar genel zekânın, dikkat gerektiren işlerde ve hergünkü problem çözmede ana rol oynayan beynin Dorsal Dikkat Ağı'yla tamamen ilişkili olduğunu keşfettiler.
MUFAların yüksek seviyesiyle genel zekâ arasında bir korelasyon vardı. Araştırmayı yürüten Psikoloji profesörü olan Dr.Barbey, bulguların beslenmenin idrak ve zekâyı nasıl etkilediğini keşfeden bir sonraki araştırmaya da kılavuzluk edeceğini umuyor. Bir sonraki adım, uzun-süre kullanılan MUFAların beyin ağ organizasyonu ve zekâyı etkileyip etkilemediğini araştırmak olacak...
https://www.sciencedaily.com/
Çeviren: Esin Tezer
11 Ağustos 2017 Cuma
Çağın Hastalığı Alzheimer
Alzheimer, gerçekten de bir enfeksiyondan mı kaynaklanıyor? İki bilim adamı ve bir grup araştırmacı bunu keşfetmeye çalışıyor.
Harvard Üniversitesi'nden olan araştırmacılar Dr. Rudolph Tanzi ve Robert D. Moir, PhD, Alzheimer'ı İyileştirme Fonu ve Good Ventures Kuruluşu tarafından finanse edilen proje için bir ekip oluşturdular. Projede, mikroorganizmalar kitlesi olan kimi yararlı kimi de patolojik mikrobiyomun haritasını çıkarıyorlar. Bu muazzam görev, Beyin Mikrobiyom Projesi, onlara Alzheimer hastalığının bulgusu olarak bilinen Amyloid Beta Plakları'nın beyni korumak için mi, yoksa başka bir nedenden mi oluştuğunu gösterecek.
Daha önceki çalışmalarda, Tanzi ve Moir Alzheimer'lı hastaların beyinlerindeki amyloid plaklarının ana bileşeninin amyloid beta protein olduğunu ispatladılar. Bu protein, beynin bağışıklık sistemini enfeksiyona karşı koruyan antimikrobiyal bir peptit. Tanzi, "Amyloid plakları tetikleyen mikropların hangi mikroplar olduklarını keşfedersek, o mikropları aşıyla yok etmeyi hedef alabiliriz" şeklinde konuştu.
Tanzi, Massachusetts General Hospital'da Nöroloji bölümünün Başkan yardımcısı, Genetik ve Yaşlanma Araştırma bölümünün direktörü ve Harvard Tıp Okulu'nda Joseph-Rose Kennedy Nöroloji bölümünde profesör. Tanzi, erken başlangıçlı üç aileye ait Alzheimer hastalığı genini keşfetti ve Alzheimer'ı Tedavi Etme Fonu Alzheimer Genom Projesi'nin başkanlığını yürütüyor.
Doktora yapmış olan Robert D.Moir ise Harvard Tıp Okulu Nöroloji bölümünde yardımcı profesör. Araştırması, Alzheimer hastalığı ve yaşlanmada görülen nörodejenerasyonla ilişkili biyokimyasal ve hücresel mekanizmalara odaklı.
Ekibin teorisi; virüsler, bakteri ve mantarla çevrili olan amyloid beta proteinlerinin hücre katili olmak yerine kurtarıcıymış gibi davranmaları. Bu proteinler,beyin hücrelerini rahatsız eden patojenleri de bir top haline dönüştürüp bir tarafa yığıyorlar. Proteinlerin bu davranışı zararlı olmaktan çok, yararlı gibi gözükebilir. Fakat bir sorun var: Bu top halinde olan yığınlar daha sonra iltihaba, sinir hücrelerinin ölümüne ve Alzheimer hastalığına yolaçan nörotoksik kıvrımların oluşumuna neden oluyorlar. Amyloid beta proteini belki de beyni bakteri, maya, mantar ve virüslerin saldırısından korumada önemli bir rol oynamakta. Ve amyloid beta proteini mikrop kapmaya karşı birikiyorsa, bu yeni teori Alzheimer hastalığını tedavi etmede veya önlemede çığır açan yeni terapileri geliştirebilir.
Dr.Tanzi; beyine bir virüs, mantar ya da bakteri girdiğinde onlara yapışan Amyloid Beta proteinlerini aktive ettiğini, bu proteinlerin de onları beyin hücrelerinden uzak tutmak için savaştığını söyledi. Tanzi, sözlerine şöyle devam etti: "Bu hareket, bulaşıcı mikropların birbirine yapışıp top haline gelmesini sağlıyor, plakları oluşturuyor. Bu plaklar daha sonra ağ biçimindeki dokuları oluşturuyorlar. Bu dokular, ağı hücreye zarar vermesin diye mikropları çevreliyorlar. Daha sonra da bir plağı oluşturuyorlar."
Tanzi, GSM adı verilen bir ilacın Alzheimer hastalığının semptomlarına yönlendiren plak patolojosini durdurmada yardımcı olabileceğini de belirtti. GSM adlı bu ilaç, San Diego'daki Kaliforniya Üniversitesi'nde Dr.Tanzi'nin çalışma arkadaşı olan Steve Wagner tarafından geliştiriliyor. Ulusal Sağlık Enstitüsü Mavi İz Nöroterapi Ağı, ilacın klinik güvenlik denemelerinin Ulusal Sağlık Enstitüsü tarafından yıl sonunda tamamlanacağını umuyor.
Çeviren:Esin Tezer
https://www.forbes.com/sites/ robinseatonjefferson/2017/07/ 28/mapping-the-brains- microbiome-can-studying-germs- in-the-brain-lead-to-a-cure- for-alzheimers/#3784a6dd50da' dan alıntı yapılarak çevrilmiştir.
Harvard Üniversitesi'nden olan araştırmacılar Dr. Rudolph Tanzi ve Robert D. Moir, PhD, Alzheimer'ı İyileştirme Fonu ve Good Ventures Kuruluşu tarafından finanse edilen proje için bir ekip oluşturdular. Projede, mikroorganizmalar kitlesi olan kimi yararlı kimi de patolojik mikrobiyomun haritasını çıkarıyorlar. Bu muazzam görev, Beyin Mikrobiyom Projesi, onlara Alzheimer hastalığının bulgusu olarak bilinen Amyloid Beta Plakları'nın beyni korumak için mi, yoksa başka bir nedenden mi oluştuğunu gösterecek.
Daha önceki çalışmalarda, Tanzi ve Moir Alzheimer'lı hastaların beyinlerindeki amyloid plaklarının ana bileşeninin amyloid beta protein olduğunu ispatladılar. Bu protein, beynin bağışıklık sistemini enfeksiyona karşı koruyan antimikrobiyal bir peptit. Tanzi, "Amyloid plakları tetikleyen mikropların hangi mikroplar olduklarını keşfedersek, o mikropları aşıyla yok etmeyi hedef alabiliriz" şeklinde konuştu.
Tanzi, Massachusetts General Hospital'da Nöroloji bölümünün Başkan yardımcısı, Genetik ve Yaşlanma Araştırma bölümünün direktörü ve Harvard Tıp Okulu'nda Joseph-Rose Kennedy Nöroloji bölümünde profesör. Tanzi, erken başlangıçlı üç aileye ait Alzheimer hastalığı genini keşfetti ve Alzheimer'ı Tedavi Etme Fonu Alzheimer Genom Projesi'nin başkanlığını yürütüyor.
Doktora yapmış olan Robert D.Moir ise Harvard Tıp Okulu Nöroloji bölümünde yardımcı profesör. Araştırması, Alzheimer hastalığı ve yaşlanmada görülen nörodejenerasyonla ilişkili biyokimyasal ve hücresel mekanizmalara odaklı.
Ekibin teorisi; virüsler, bakteri ve mantarla çevrili olan amyloid beta proteinlerinin hücre katili olmak yerine kurtarıcıymış gibi davranmaları. Bu proteinler,beyin hücrelerini rahatsız eden patojenleri de bir top haline dönüştürüp bir tarafa yığıyorlar. Proteinlerin bu davranışı zararlı olmaktan çok, yararlı gibi gözükebilir. Fakat bir sorun var: Bu top halinde olan yığınlar daha sonra iltihaba, sinir hücrelerinin ölümüne ve Alzheimer hastalığına yolaçan nörotoksik kıvrımların oluşumuna neden oluyorlar. Amyloid beta proteini belki de beyni bakteri, maya, mantar ve virüslerin saldırısından korumada önemli bir rol oynamakta. Ve amyloid beta proteini mikrop kapmaya karşı birikiyorsa, bu yeni teori Alzheimer hastalığını tedavi etmede veya önlemede çığır açan yeni terapileri geliştirebilir.
Dr.Tanzi; beyine bir virüs, mantar ya da bakteri girdiğinde onlara yapışan Amyloid Beta proteinlerini aktive ettiğini, bu proteinlerin de onları beyin hücrelerinden uzak tutmak için savaştığını söyledi. Tanzi, sözlerine şöyle devam etti: "Bu hareket, bulaşıcı mikropların birbirine yapışıp top haline gelmesini sağlıyor, plakları oluşturuyor. Bu plaklar daha sonra ağ biçimindeki dokuları oluşturuyorlar. Bu dokular, ağı hücreye zarar vermesin diye mikropları çevreliyorlar. Daha sonra da bir plağı oluşturuyorlar."
Tanzi, GSM adı verilen bir ilacın Alzheimer hastalığının semptomlarına yönlendiren plak patolojosini durdurmada yardımcı olabileceğini de belirtti. GSM adlı bu ilaç, San Diego'daki Kaliforniya Üniversitesi'nde Dr.Tanzi'nin çalışma arkadaşı olan Steve Wagner tarafından geliştiriliyor. Ulusal Sağlık Enstitüsü Mavi İz Nöroterapi Ağı, ilacın klinik güvenlik denemelerinin Ulusal Sağlık Enstitüsü tarafından yıl sonunda tamamlanacağını umuyor.
Çeviren:Esin Tezer
https://www.forbes.com/sites/
22 Temmuz 2017 Cumartesi
DENEYİMLERİMİZ DNA'MIZI ŞEKİLLENDİRİYOR
Kısa süreli beyin etkileşimleri bile beyindeki gen aktivitesinde kalıcı dalgalanmalara yolaçıyor...
"Dikenli balık" adını verdikleri bir çalışmayı yürüten araştırmacılar, yabancı bir kimseyle yapılan 5 dakikalık bir karşılaşmanın bile beyin gen aktivitesinde saatler süren değişimlere yolaçtığını bildirdiler.
PLOS Genetik adlı dergide yayınlanan 3 yeni araştırmaya göre, (diğer 2 araştırma balarıları ve fareler üzerinde yapılmıştır) bir yabancıyla yapılan karşılaşmadan sonra beyinde 30 dakika ila 2 saat gen ifadesinde değişim dalgalanmaları görülmüştür.
Gözlemlenen değişimler; DNA'nın sadece bazı genlere izin verdiği DNA paketlerinin açılmasına neden olan, proteinlerin kopyasını çıkaran kromatin ulaşılabilirliğini de içeriyor.
Illinois Üniversitesi'nde Hayvan Biyolojisi profesörü olan Alison Bell, "DNA'nın çok sıkı bir şekilde paketli olduğunu ve paketinin açılmasının çok uzun zaman alacağını düşünürdük. Fakat çalışmamız DNA paketinin açılmasının çok hızlı olduğunu (dakikaları hatta saatleri bulduğunu) ve kromatin ulaşılabilirliğinde sosyal etkileşim gibi dramatik değişimlere neden olabileceğini ispatladı" şeklinde konuştu.
Bell ve çalışma arkadaşları, yabancı bir kişiyle olan bir karşılaşmadan 30, 60 ve 120 dakika sonraki gen ifadesindeki değişimlerini izlediler. Beynin iki kısmına odaklandılar: Öğrenme ve hafıza için önemli olan Telensefalon, sosyal bilgi ve hormonel etkileri birleştiren Diyensefalon'a.
Bell, yabancı bir balıkla karşılaşan "deneysel balıkla" su haznesinde yalnız yaşayan "denek balığını" karşılaştırdıklarını söyledi. Deneysel ve denek balığında yüzlerce farklı gen ifadesi belirmişti. Bell; değişen genlerin benzer fonksiyonlara sahip olduğunu, bu fonksiyon gruplarının bağışıklık, hormon aktivitesi, metabolizma veya dengeleşim (homeostaz) grupları olduğunu açıkladı.
Deneysel balıktaki hormon geni ifadesi ilk 30 dakikada en yüksek seviyedeydi, metabolizma genleri 60 dakikada en yüksek seviyedeydi, bağışıklık fonksiyonu ve homeostazla bağlantılı olan metabolizma genlerinin çalışması ise bir yabancıyla olan karşılaşmadan 2 saat sonra artış gösterdi.
Çeviren: Esin Tezer
http://www.brainhealthdaily. com/2017/07/18/science-daily- brief-interactions-spur- lasting-waves-of-gene- activity-in-the-brain'den alıntı yapılarak çevrilmiştir.
"Dikenli balık" adını verdikleri bir çalışmayı yürüten araştırmacılar, yabancı bir kimseyle yapılan 5 dakikalık bir karşılaşmanın bile beyin gen aktivitesinde saatler süren değişimlere yolaçtığını bildirdiler.
PLOS Genetik adlı dergide yayınlanan 3 yeni araştırmaya göre, (diğer 2 araştırma balarıları ve fareler üzerinde yapılmıştır) bir yabancıyla yapılan karşılaşmadan sonra beyinde 30 dakika ila 2 saat gen ifadesinde değişim dalgalanmaları görülmüştür.
Gözlemlenen değişimler; DNA'nın sadece bazı genlere izin verdiği DNA paketlerinin açılmasına neden olan, proteinlerin kopyasını çıkaran kromatin ulaşılabilirliğini de içeriyor.
Illinois Üniversitesi'nde Hayvan Biyolojisi profesörü olan Alison Bell, "DNA'nın çok sıkı bir şekilde paketli olduğunu ve paketinin açılmasının çok uzun zaman alacağını düşünürdük. Fakat çalışmamız DNA paketinin açılmasının çok hızlı olduğunu (dakikaları hatta saatleri bulduğunu) ve kromatin ulaşılabilirliğinde sosyal etkileşim gibi dramatik değişimlere neden olabileceğini ispatladı" şeklinde konuştu.
Bell ve çalışma arkadaşları, yabancı bir kişiyle olan bir karşılaşmadan 30, 60 ve 120 dakika sonraki gen ifadesindeki değişimlerini izlediler. Beynin iki kısmına odaklandılar: Öğrenme ve hafıza için önemli olan Telensefalon, sosyal bilgi ve hormonel etkileri birleştiren Diyensefalon'a.
Bell, yabancı bir balıkla karşılaşan "deneysel balıkla" su haznesinde yalnız yaşayan "denek balığını" karşılaştırdıklarını söyledi. Deneysel ve denek balığında yüzlerce farklı gen ifadesi belirmişti. Bell; değişen genlerin benzer fonksiyonlara sahip olduğunu, bu fonksiyon gruplarının bağışıklık, hormon aktivitesi, metabolizma veya dengeleşim (homeostaz) grupları olduğunu açıkladı.
Deneysel balıktaki hormon geni ifadesi ilk 30 dakikada en yüksek seviyedeydi, metabolizma genleri 60 dakikada en yüksek seviyedeydi, bağışıklık fonksiyonu ve homeostazla bağlantılı olan metabolizma genlerinin çalışması ise bir yabancıyla olan karşılaşmadan 2 saat sonra artış gösterdi.
Çeviren: Esin Tezer
http://www.brainhealthdaily.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







