Bilim ve Din

Bilim ve Din

8 Eylül 2018 Cumartesi

İşlenmiş Gıdalar Alzheimer'a Yol Açıyor !



Bunama (Demans hastalığı), Amerika Birleşik Devletleri'nde kol geziyor! 2050 yılında, sadece Amerika Birleşik Devletleri'nde 15 milyon Alzheimer hastası olmuş olacak! Bu rakam, neredeyse yalnız başına New York şehrinin (NYC) ve Los Angeles'la Chicago şehirlerinin ikisinin toplam nüfusları kadar!
  
Bu; aslında halihazırda olan bir salgın hastalık durumu, fakat bizler bu durumun bu kadar vahim olduğunun farkında bile değiliz. Yaygın bir inanışa göre Alzheimer'a yaşlanma, kötü genler veya her ikisi neden oluyor.  

Bir bilim adamının perspektifinden söyleyebilirim ki, aynı şeylerin kanser hastalığına da neden olduğunu düşünmüştük. Fakat birkaç gün önce dünya üzerindeki doktorlar kanserin işlenmiş gıdalardan dolayı oluştuğunu öğrenince şok geçirdiler! Geniş kapsamlı yapılan bir araştırmada araştırmacılar; aşırı işlenmiş gıdaların tüketimi %10 arttırılınca, tüm kanser vakalarının da %12 artış gösterdiğini tespit ettiler!
        
Weill Cornell Tıp Fakültesi'ndeki Alzheimer Önleme Kliniği'nde yapılan bu en yeni kanser araştırması tüm dikkatleri üzerimize çekti. Bulgular; araştırmamız olan 'Alzheimer riski,  diyet  ve yaşam stili değişimleri hastalığı geciktirme ya da önlemede ne kadar önemli?' araştırmasıyla da yakında ilgiliydi.

Alzheimer hastalığının tıpkı kanser hastalığında olduğu gibi genetikten dolayı olduğu algısı var. Fakat gerçekte, nüfusun sadece %1'i DNA' larındaki mutasyondan dolayı bu hastalığa yakalanıyor. Açık söylemek gerekirse, Alzheimer hastası olan insanların büyük çoğunluğu bu genetik mutasyonlarla doğmuyor!  

Kanser hastalığında  olduğu gibi, Alzheimer hastalığında da yakalanma riskini büyük ölçüde arttıran faktörler arasında kalp rahatsızlığı ve şeker hastalığıyla birlikte davranışsal faktör ve yaşam stili faktörü geliyor. Bilim adamlarının kanısına göre, Alzheimer vakalarının üçte biri yaşam stili geliştirilerek önlenebilir. Kardiyovasküler sağlığımızı iyileştirmeli, beyinlerimizi zihinsel olarak formda tutmalı ve belki de en önemlisi, daha "iyi" yemek yemeliyiz. "İyi yemek yemek" ise yanlış olan bir algıya göre, işlenmiş gıdalardan oluşuyor!!!  Amerikan diyetinin yarısını bu işlenmiş gıdalar oluşturuyor! Paketli gıdalar, hidrojene yağlar (trans yağlar), değiştirilmiş (modifiye) nişastalar ve protein yalıtımlar (izolatlar) bunların arasında. Sade bir dille söylemek gerekirse bu; ticari olarak üretilmiş ekmekler, sandviçler, paketli abur cuburlar, endüstrileştirilmiş şekerleme ve tatlılar, asitli içecekler ve tatlandırılmış içecekler, şarküteri usülü söğüş etler ve tavuk parçacıkları (tavuk nugget), hazır çorbalar ve çorba erişteler, donmuş ya da hazır yemekler, margarin, işlenmiş peynir ve pek çok krema cinsini de kapsıyor.  Bazıları, organik olan işlenmiş gıdanın diğerlerine nazaran daha az zararlı olduğunu iddia etse de; bizim kanımıza göre sonuçta onlar da işlenmiş gıda ve az kullanılmalı. 
  
Epidemiyolojik çalışmalarda, trans yağları günde 2 gram tüketen insanların günde 2 gramdan az tüketen insanlara nazaran 2 kat hastalık riski taşıdığı da keşfedildi. Böylece, Alzheimer'ın sadece yaşlandığımız zaman olan bir hastalık olmadığının farkına varıldı. Alzheimer hastalığı, beyin yapısına yaptığı değişimlerle onlarca yıl öncesinden oluşmaya başlıyor. Bir başka deyişle, Alzheimer'a yakalanan hasta sayısının 2050 yılındaki rakamları şimdiden ya artacak ya da artmıyorsa şimdiki kadar olacak. Eğer bir meteor 32 yıl içinde 15 milyon insana çarpacaksa (!), Amerikan ulusu olarak onu durdurmak için üretim faktörlerimizi bir kenara bırakmalı ve beyin gücümüzü kullanmalıyız. Ulusal dikkati sadece bir gün keşfedilecek tedaviler ve aşılamalar üzerine değil; Amerikan diyetini iyileştirmeye yönlendirmeliyiz.......

Çeviren: Esin Tezer
https://qz.com/1234901/the-road-to-alzheimers-disease-is-lined-with-processed-foods/'dan alıntı yapılarak çevrilmiştir.

25 Temmuz 2018 Çarşamba

Nöronlar Aynı Anda Bir Sinyalden Daha Fazla Sinyali Taşıyabiliyorlar


ABD'nin Kuzey Karolina eyaleti Durham şehrindeki Duke Üniversitesi'nde yapılan yeni bir araştırmaya göre, bir grup nöro-bilim adamı ve istatistikçi tek bir nöronun tek bir sesle bağlantılı olan sinyalinin bir diğer sesle bağlantılı olan sinyaliyle yerini değiştirerek beynin aynı anda iki ayrı sesten  bilgi kodlayabildiğini keşfetti! Deney, maymunların sese nasıl tepki verdiklerini incelemek için yapıldı.

Duke Üniversitesi'nde Psikoloji ve Nöro-bilim, aynı zamanda da Nöro-biyoloji Departmanı'nda Profesör olan Jennifer Groth, "Merak ettiğimiz şey, nöronların aynı anda iki ayrı uyarıcıdan (stimuli'den) gelen bilgiyi nasıl muhafaza edebildikleri?" şeklinde konuştu. Groh, bir nöronun bir uyarıcıya tepki verdiğinde diğer zaman periyotlarında da bir diğerine tepki verebildiğini keşfettiklerini söyledi. Groh, sözlerine şöyle devam etti: "Sanki nöronlar nöbetleşe birbirleriyle  konuşuyorlar!"  
    
Sonuçlar, beynin etrafımızdaki dünyadan gelen bilgileri nasıl işlemden geçirdiğini açıklayabilir ve ayrıca bazı algısal, bilişsel sınırlandırmalarımıza fikir verebilir. Sonuçlar, 13 Temmuz 2018'de Nature Communications dergisinde yayınlanmış olacak. 
   
Groh ve ekibi, bu keşfi gerçekleştirmek için Duke Üniversitesi'nde İstatistik bilimi Departmanı'nda Doçent Doktor olan Surya Tokdar ile işbirliği yaptı. Deneysel verinin analizi için birkaç yeni metot geliştirdiler ve uyguladılar.

Tek bir nöron üzerine yapılan çalışmalar pek çok duyusal nöronun kapsamlı bir şekilde ayarlı olduğunu, yani her birinin farklı frekanslardaki seslere yanıt verebilecek kabiliyette olduğunu ispatladı! Örneğin; arkadaşınızın sesiyle tetiklenen nöronlar, favori şarkınızın nağmelerini dinlerken de tetikleniyorlar!

Araştırmacılar, deneyde maymunları ışık almayan bir odaya oturtturdular ve sesleri duydukları yöne doğru bakmaları gerektiği yönünde maymunları eğittiler. Araştırmacılar, her biri farklı frekansta olan ve farklı yerlerden gelen her bir sesi ya bir defa veya iki defa çaldılar.

Araştırmacılar, iki sesi birlikte çaldıklarında maymunlar önce bir sesin olduğu yöne doğru baktılar ve sonra da diğer sesin olduğu yöne doğru baktılar. Maymunlar, iki farklı sesin olduğunu fark etmişti!  
Ekip, maymunların beyninin iki sesi aynı anda nasıl kodladığını bulmak için beynin işitsel yolunda anahtar bir nokta olan 'İnferior  Kolikulus' bölgesinde elektrotlar kullandı. Nöronların ateşlenmesinden oluşan yerel elektriksel alanın ufak dürtüleri bile ölçüldü. 

Ekip; veriden daha detaylı örnekler seçip çıkarabilmek için Tokdar ve ekibi tarafından geliştirilen, 'Dinamik karışım nokta işlem modeli' diye adlandırılan yeni bir metot da dahil olmak üzere gelişmiş istatistiksel metotlar karışımını uyguladı.   

Araştırmacılar, tek bir nöronun tek bir ateşleme hızıyla tepki verdiğini ve ikinci sese de farklı bir ateşleme hızıyla tepki verdiğini keşfettiler! İki ses de aynı anda çalındığında, nöron iki ateşlenme hızının arasında dalgalanan bir şekilde tepki veriyordu! Bazen bu dalgalanmalar o kadar hızlıydı ki; nöronlar sesin olduğu zamanın ikinci yarısında yer değiştiriyorlardı ve bazı durumlarda da yer değiştirme daha yavaştı!   

Bu bulgular, bizlere beynin belirli nöron topluluklarıyla aynı anda birden fazla şeyi yapmak zorunda olduğu durumlarla ilgili ipuçlarını sağlıyor. Örneğin, işleyen hafızamızla zihnimizde tek anda tutabileceğimiz şeyin sayısı 5 ila 7 öğeyle sınırlıdır. Bu deneyler, işleyen hafızayı direkt yollu olarak test etmese de; araştırmacılar ilerde yapılacak araştırmaların bu sınırlamayı açıklayabileceğini düşünüyorlar.

https://www.sciencedaily.com/releases/2018/07/180718122439.htm'den alıntı yapılarak çevrilmiştir.

Çeviren: Esin Tezer

4 Haziran 2018 Pazartesi

Duanın Gücü


Yeni bir araştırmanın eş yazarı olan Florida Devlet Üniversitesi'nden bir araştırmacıya göre, romantik  partner veya çok yakın bir dost için edilen dua; dua eden kişiyi o kişiye karşı daha yardımsever ve bağışlayıcı olmaya yöneltiyor... 
    
Florida Devlet Üniversitesi Aile Enstitüsü'nün bilim insanı ve direktörü olan  Frank D. Fincham, araştırmanın bulgularının kayda değer olduğunu söyledi. Partnerleri için dua eden kişiler, dua ettikleri partnerlerinin davranışlarında pozitif değişim gördüklerini bildirdiler. Fincham, bunu kanıtlayan ilk bilim insanı olduğunu sözlerine ilave ederek şöyle dedi: "Yaptığımız çalışmalar, edilen duanın konusuna göre dua edilen kişinin davranışının olumlu yönde değiştiğini gösterdi."
Buna ilaveten; araştırmaya dışarıdan katılan tarafsız gözlemciler partnerleri için dua eden tarafların, dua etmeyen taraflara nazaran partnerlerine karşı daha pozitif  bir davranış sergilediklerini keşfettiler. 
    
Fincham, şu anda Brigham Young Üniversitesi'nde asistan profesör olarak görev yapan eski Florida Devlet Üniversitesi doktora öğrencisi olan Nathanial Lambert tarafından yürütülen araştırmanın yazarlarından  bir tanesi. Tezleri, "İşbirlikçi ve Bağışlayıcı Eğilimlere Dönme: Partner odaklı dua etmek motivasyonu nasıl dönüştürüyor?"  Personal Relationships (Kişisel İlişkiler) adlı dergide yayınlandı.  Tezin yazarları arasında Lambert ve Fincham'dan başka Kentucky Üniversitesi'nden C.Nathan DeWall, Richard Pond ve Georgia Üniversitesi'nden  Steven R.Beach de var. Çalışma, 5 ayrı araştırmanın sonuçlarını kapsadı. Bulgular şöyle:

•Partneri için daha sık dua eden katılımcılar, partneri ona üzücü veya sinirlendirici bir davranış yapsa bile daha az kinciydiler.  
•Partnerleri için dua eden katılımcılar, partnerleri hakkında pozitif düşünceler düşünmeleri istenen katılımcılardan daha bağışlayıcı bir davranış içerisindeydiler.
•Partnerinin incitici davranışından sonra dua etmesi istenen katılımcılar, Tanrı'yı düşünmesi istenen katılımcılara nazaran partnerleriyle daha fazla işbirliği halindeydiler.
•Yakın ilişki partnerleri için dua eden katılımcılar, anlaşmazlığın dua ettikleri zaman dua etmedikleri zamana nazaran daha kolay çözümlendiğini bildirdiler. Daha  işbirlikçi ve bağışlayıcıydılar.
  
Araştırmaya katılan katılımcılar, hem kendileri hem de başkaları için dua etmeyi seven üniversite öğrencileriydi. Araştırmacılar, ileride yapılacak çalışmaların daha olgun yaşta veya daha değişik ırklardan olan çiftler üzerinde de yapılması gerektiğini söylediler. Partner odaklı dua etme araştırması, sadece genç yetişkin ilişkiler için yapılmış bir araştırma değildi! 
 
Fincham, sosyal bilim adamlarının bu zamana dek din, spiritüalite ve bilhassa da dua etme üzerinde araştırma yapmaktan çekindiklerini belirtti. Fincham'a göre, dünya üzerinde yaşayan 5 milyar insan ya da dünya nüfusunun yüzde 75'i dini bir inanca sahip.  Fincham, sözlerine şöyle devam etti: "Amerika Birleşik Devletleri'ndeki insanların yüzde 90'ı en azından arada sırada dua ediyor ve dua etmek Musevilik, Hristiyanlık ve İslamiyet de dahil tüm İbrahimi dinlerde spiritüel aktivitenin bir şekli. Dua etmenin Budizm, Hinduizm ve Şintoizm gibi diğer dini geleneklerle de güçlü bir paralelliği var. Buna rağmen, dua etmenin romantik ilişkilerdeki rolü hakkında çok az bir bilgiye sahiptik. Duanın ilişkiler üzerindeki etkisini ilk kez tarafsız göstergelerle kanıtlamış olduk."  

Çeviren: Esin Tezer
https://www.sciencedaily.com/releases/2013/05/130514184139.htm'den alıntı yapılarak çevrilmiştir.

8 Mayıs 2018 Salı

Beyinde Korku & Cesaret Yer Değiştiriyor


Stanford Üniversitesi Tıp Okulu'ndaki araştırmacılar; yaptıkları bir araştırmada görsel bir tehdit karşısında ürkek, cesur ve hatta öfkeli tepkiler veren farelerin beyinlerinde bitişik iki sinir hücresi kümesi tespit ettiler. 
     

Beynin tam ortasında yerleşik olan bu kümelerin veya çekirdeklerin her biri beynin her bir farklı bölgesine sinyaller gönderiyor, görsel bir tehdide karşı zıt davranışları ateşliyor. Araştırmacılar iki çekirdeğin aktivasyon seviyelerini değiştirerek taklit yırtıcı hayvanlarla fareleri korkudan dondurabiliyorlar, ördeklerin saklanmalarına neden olabiliyorlar veya onları saldırgan bir vaziyette tutabiliyorlar.


Nöro-biyoloji ve Oftalmoloji (Gözbilim) yardımcı profesörü olan Andrew Huberman PhD, insanların beyinlerinin de muhtemelen buna eşdeğer bir devreye sahip olduğunu söyledi.  İki çekirdeğin sinyal verme güçleri arasındaki dengeyi değiştirmenin yolları müdahalesiz bir şekilde önceden bulunabilir  ya da insanların tehdit edici olarak algıladığı durumlar endişesiz bir şekilde, fobi veya post-travmatik stres rahatsızlığı olmadan atlatılabilir. Kişiler normal yaşantılarına dönebilirler. 


Deney sonuçlarını anlatan tezin uzman yazarı olan Huberman, "Bu çalışma, bize gelecekte felci yenmenin ve yaşamlarımızı daha iyi hale getiren işlerle yüzleşme korkusunu yenmenin kapılarını aralayan bir çalışma" şeklinde konuştu. Tez sonuçlarını anlatan yazı 2 Mayıs'ta Nature dergisinde yayınlandı. Master öğrencisi olan Lindsey Salay, tezin başyazarı. 

 Salay; deney esnasında uyarılmış beyin bölgelerini izlerken "vMT" olarak adlandırılan, "yırtıcı" olarak aktive olan Ventral Orta Hat Talamus'u farketti. vMT; her ikisi de tehdit, korku ve endişe gibi hislerle ilişkili olan Bazolateral Amigdala ve Mediyal Prefrontal Korteks bölgesi ile bağlantılıdır. 


Derleyip Çeviren: Esin Tezer


http://med.stanford.edu/news/all-news/2018/05/scientists-find-fear-courage-switches-in-brain.html

https://www.independent.co.uk/news/science/brain-fear-cause-mouse-switch-courage-vmt-a8333411.html