Bilim ve Din

Bilim ve Din

18 Nisan 2020 Cumartesi

Dua Etmenin Pozitif Gücü



Dindar toplumlarda insanlar birbirlerine sıklıkla şöyle derler: “Sana dua edeceğim” veya şöyle sorarlar:” Sana ne için dua etmemi istersin?” Fakat dindar olmayan toplumlarda da dindarlar, Tanrı’ya iman ettikleri için ve sağlık gibi kişisel meselelerine bile mucizevi bir gücün ilahi bir şekilde müdahale ettiğine inandıkları için sert eleştiriler işitirler!       
Ben, şunu keşfettim: Bilim Tanrı’nın varlığını kanıtlamakta zorlansa da, bilimsel araştırmalar dua etmenin işe yaradığını gösteriyor. Amerika Birleşik Devletleri’nde okuduğum bilgi kaynakları, Tanrı var olsa da olmasa da dua etmenin unsurlarının tüm dinlerde, geleneklerde ve âdetlerde evrensel geçerliliğe sahip olduğunu söylüyor. Dua etmenin fizyoloji üzerine yararlı etkileri de var.
Dua etmek; [Budizm’de meditasyon yapmak veya Yoga’daki konsantrasyon ve nefes alma tekniklerini yapmak dua etmek gibidir] kişinin zihin, ruh ve fiziksel hallerini uyumlu hale getiren, kortizol hormonu seviyelerini düşüren, oksijen kullanımını arttıran ve psikolojik yararlar sağlayan beden ve zihindeki odak noktasına odaklanılmasına sebep olur.  
Klinik Araştırma Uzmanı ve Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Harvard Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde öğretim görevlisi olan Dr.Marilyn Schlitz, Ph.D., şöyle diyor: “Epidemiyoloji (Salgın hastalıkları inceleyen bilim) verisindeki korelasyonlu çalışmalardan apaçık gözüküyor ki; dini ibadetler, başka  maneviyat uygulamaları ve sağlık sonuçları arasında pozitif bir ilişki var.” Schlitz, sözlerine şöyle devam ediyor: “Yaptığımız bir araştırmada ve dua edilerek yapılan teyit araştırmasında dua etme gruplarının test sonuçlarında dikkate değer bir iyileşme sağladıklarını, klinik araştırmayla uyumlu olduklarını kanıtladık.”
Heritage Foundation’daki (Kuruluşu’ndaki) araştırmacılar şöyle söylüyorlar: “Dinin zihinsel sağlık aracılığıyla fiziksel sağlığa, sosyal destek artışına, sağlıklı davranışlara olan etkisinin mantıklı nedenlerini bulduk. Bunların hepsi fiziksel sağlığı etkiliyor. Dua etmek fayda sağlıyor! Gerçekten de işe yarıyor! Aslına bakarsanız, bugün 101 tıp okulu 1995’ten beri 17 müfredatına hasta maneviyatı programını ilave etti. Bu gerçek, bu prensiplerin tıp eğitimiyle birleştirildiğini ortaya koyuyor…”
Araştırmacılar Tanrı’nın dualara yanıt vermesi fikrine itiraz edip yanlış olduğunu kanıtlamaya çalışsalar da; pek çokları dua etmenin insanların yaşamında yarar sağladığını inkâr edemiyor. Vice dergisinden Shayla Love ise şöyle konuşuyor: “Dua etmek ve meditasyon yapmak hem bedene hem de zihne son derece yararlı olabilir!”
Çeviren: Esin Tezer


30 Mart 2020 Pazartesi

COVID-19 Hastalığı İçin Ve Diğer Hastalıklar İçin Yeni Tedavi Yöntemleri Geliştiriliyor



COVID-19 hastalığına yol açan SARS-CoV-2 virüsü, daha fazla kişiden kişiye geçen (transmisibl) bir virüs fakat kendine benzeyen SARS-CoV virüsünden daha düşük bir ölüm oranına sahip. Amerikan Mikrobiyoloji Toplumu Dergisi’nde bu hafta bu araştırmayla ilgili “Antimikrobik İlaçlar ve Kemoterapi” adlı derleme bir makale yayınlandı.

Koronavirüs, insanlarda çoğunlukla solunum yolu enfeksiyonlarına yol açıyor. SARS-CoV-2 virüsü taşıyan kişilerde hastalık enfeksiyon sonrası 2 ila 14 gün arası belirtisiz (semptomsuz) seyredebiliyor ve bazı kişiler de hastalığın belirtileri görülmeden virüsü geçirebiliyorlar.

Şu ana kadar COVID-19 hastalığını tedavi etmede en iyi bileşim Antivirüs (Antiviral) ve Remdesivir ilaçlar oldu. Bu bileşim, bu sıralar Ebola virüsü enfeksiyonlarını tedavi etmek için de klinik denemelerde kullanılıyor.

Remdesivir; MERS-CoV hastalığı enfeksiyonunun insan olmayan primat modeli üzerinde yakın zamanda test edildi. Aşılamadan (İnokülasyondan) 24 saat sonra yapılan hastalıktan koruyucu (Profilaktik) tedavi, MERS- CoV hastalığının kliniksel hastalığa yol açmasını önledi ve ciğer yaralarını (lezyonlarını) önleyerek ciğer dokularında virüslü çoğalmaya (replikasyona) engel oldu. Tedavinin virüsün aşılanmasından sonraki başlangıç 12 saati benzer bir şekilde etkili oldu.

Remdesivir; koronavirüsünün birçok çeşidinde etkili bir ilaç oldu. Ebola virüsünün kliniksel denemelerinde güvenli bir şekilde test edildi. Böylece, SARS-CoV-2 virüsünün üzerinde yapılan kliniksel denemelere ayrılan zamanı da aza indirmiş oldu.

Her şeye rağmen, SARS-CoV-2 virüsünün mekaniğini daha iyi anlamak için üzerinde daha fazla araştırma yapılması gerekiyor. Örneğin insan veya hayvan fark etmeden hücrelere giriş yapan SARS-CoV-2 virüsünün, insandaki ACE2 reseptörüyle nasıl etkileşimde bulunduğunu anlamak; bu virüsün hayvanlar ve insanlar arasındaki tür bariyerini nasıl ortadan kaldırdığını gözler önüne serecektir. Bunun sonucu olarak da yeni Antivirüs ilaçları tasarlanacaktır.

Koronavirüs; yarasalar üzerinde yaygın olarak görülse de, rapora göre bugüne kadar salgının direkt olarak hayvandan geçtiğinin bilgisi kesinleşmemiştir. Araştırmacılar rapora şöyle yazdılar: "Şu andaki salgını durdurmak ve gelecekteki insan SARS-kaynaklı koronavirüs salgınlarını önlemek için salgına neden olan canlı türlerini belirlemek son derece önemlidir!"

Çeviren: Esin Tezer

https://www.sciencedaily.com/releases/2020/03/200326124159.htm’den çevrilmiştir.

12 Mart 2020 Perşembe

Alzheimer Hastalığı'na Çare Bulundu


Beyin, vücut enerjisinin büyük miktarını kendisi kullanır. Beynin düzgün çalışması için nöronlar ve onu çevreleyen hücreler, bilhassa da astrositler (Beyin ve Omurilik'te bulunan yıldız şeklindeki glial hücre türü) işbirliği halinde olmalıdırlar. Alzheimer hastalığının erken evresi; bu enerji metabolizmasının azalması olarak nitelendiriliyor fakat şu ana kadar bu azalmanın Alzheimer hastalığının idraksal semptomlarıyla direkt olarak bağlantılı olup olmadığını bilmiyorduk. 
  
Alzheimer hastalığının fare modeli üzerinde yapılan ortak bir çalışma, astrositler tarafından kullanılan glukoz kullanımındaki azalmanın L-serine (Sentetik Amino Asit)  üretimini azalttığını ispatladı. Bu Amino Asit, bu beyin hücreleri tarafından üretiliyor ve hastalarda onun biyosentez yolu bozulmuş oluyor. L-serine; beyin fonksiyonu ve hafızanın oluşturulması için gerekli olan, NMDA reseptörlerini uyaran D-serine'in başlangıç kimyasalıdır (prekürsördür). Dolayısıyla daha az L-serine üretildiğinde ise astrositler; nöronal plastisite ve onunla ilişkili hafıza kapasitelerinde tahribat yapan reseptörlerdeki aktivitenin azalmasına sebep oluyorlar. Bilim adamları, farelerdeki hafıza fonksiyonlarının L-serine besin takviyesi yapıldığında onarıldığını kanıtladılar! 
  
L-serine'in bellek bozukluklarındaki rolünün ve L-serine besin takviyesinin deneysel faydasının tespit edilmesiyle; Alzheimer hastalığının ve Parkinson, Huntington gibi metabolizmayı zayıflatan diğer hastalıkların erken semptomlarıyla mücadele etmek için tıbbi tedavide  yeni stratejiler geliştirilebilir. L-serine besin takviyesi olarak mevcut olduğu için, bu bileşim insanlar üzerinde kliniksel deneyler aracılığıyla dikkatli bir biçimde test edilebilir. 

Çeviren: Esin Tezer
https://www.sciencedaily.com/releases/2020/03/200303113357.htm'den alıntı yapılarak çevrilmiştir.

21 Şubat 2020 Cuma

Bilinç İnsan Beyninin Neresinde?


İnsanlar üzerinde yapılan EEG ve fMRI araştırmaları dahil, yakın zamanda yapılan tüm araştırmalar beyindeki Parietal Korteks ve Talamus gibi bazı bölgelerin bilinçle ilgili olduğunu ileri sürüyor. ABD, Madison'daki Wisconsin Üniversitesi'nde Asistan Profesör olan Kıdemli Yazar Yuri Saalmann konuyla ilgili şunları söyledi: "Bir seferde tek bir beyin bölgesini kaydetmek yerine, birçok beyin bölgesini kaydederek klasik yaklaşımın dışına çıkmaya karar verdik. Böylece tüm beyin ağının nasıl davrandığını görmüş olduk."

Araştırmacılar, araştırmalarında hayvan modeli olarak makak maymunlarını kullandılar. Bilim adamları; hayvanların uyanık ve uyku halleri üzerinde çalışarak, onlara anestezi vererek beynin bilinçle ilişkili olan bölgesini net bir şekilde görebildiler. Diğer çalışmalarda bu bölgeyi bu kadar net belirleyememişlerdi. Araştırmacılar, daha önceki araştırmalarında  bilinçle ilişkili olduğu ileri sürülen bazı beyin bölgelerini de elediler.Sonunda ön beynin içerisinde olduğu keşfedilen Santral Lateral Talamus üzerine odaklandılar. 

Araştırmacılar; bu bölgenin tam yerini saptar saptamaz bölgeyi 50 Hz frekansla stimüle ederek (uyararak), hayvanlar anestezili haldeyken Santral Lateral Talamus aktive edildiğinde ne olacağını test ettiler. Saalmann, "Bu minnacık beyin bölgesi stimüle edildiğinde hayvanları uyandırabildik ve uyanık haldelerken kortekste görebildiğimiz nöral aktiviteyi yeniden sağlayabildik. Sanki uyanıkmış gibi davrandılar. Stimülasyonu kestiğimizde ise yeniden bilinçsiz hallerine döndüler" dedi. Uyanıklık testlerinden bir tanesi de onların tuhaf işitsel stimülasyona verdikleri nöral yanıtlardı. Sıradan seslerle bip sesleri birbirine karıştırılmıştı. Saalmann, sözlerini şöyle tamamladı: '' Elektrotlarımız çok farklı bir dizayna sahip. Stimüle etmek istediğimiz beyin yapısının biçimine daha uygun hale getirilmiş durumdalar. Sağlıklı, normal beyin sisteminde görülen elektriksel aktiviteyi daha yakından taklit edebiliyorlar."     

Madison'daki Wisconsin Üniversitesi Psikoloji Departmanı'nda Master öğrencisi olan, bu tezin yazarı Michelle Redinbaugh, "Bu araştırmanın her şeyden önemli olan amacı bilinç  bozukluğu yaşayan insanların daha iyi bir sağlığa kavuşmasına yardımcı olmaktı.  Buna da,  bilinç için gerekli veya yeterli olan minimum mekanizmayı anlamaya çalışarak başlayabiliriz. Böylelikle beynin doğru kısmı kliniksel olarak hedef gösterilebilir. Bu araştırma için pek çok heyecan verici olası sonuçlar var. Beyni derinlemesine stimüle eden bu tür elektrotları komadaki insanları komadan çıkarmak için de kullanabiliriz. Bulgularımız, kliniksel anestezi uygulanmış hastaların güvenli bir şekilde bilinçsiz halde olduklarını izlemede yeni yolları geliştirmek için de kullanılabilir" şeklinde konuştu.  

Çeviren: Esin Tezer
https://www.sciencedaily.com/releases/2020/02/200212111440.htm'den alıntı yapılarak çevrilmiştir.

6 Şubat 2020 Perşembe

Yıkıcı Ve Negatif Düşünceler, Ergenlik Döneminde Beyin Tarafından Aktif Hale Getiriliyor


Cambridge Üniversitesi ve Londra Kolej Üniversitesi'nden bir ekip, ergenlik çağındaki beynin gelişimini daha iyi anlamamızı sağlayan önemli, yeni bir araştırmanın sonuçlarını yayınladı.

Araştırma, yaşları 14 ila 25 arasında değişen 298 sağlıklı ve genç kişi üzerinde yapıldı. Fonksiyonel Manyetik Rezonans İmajlama (fMRI) tekniğiyle deneklerin beyin aktivitelerinin verileri toplandı. Denekler üzerinde aralıklar halinde (6 ila 12 ay arayla) üç defa çalışma yapıldı. Her tarama seansında katılımcılar, tarama cihazının içine sakin bir şekilde yattılar. Araştırmacılar da onların beyinleri dinlenme halindeyken farklı beyin bölgelerinin bağlantı örneklerini analiz ettiler. 
  
Ekip, insan beyninin fonksiyonel bağlantısını keşfetti. Bir başka deyişle; beynin farklı bölgelerinin birbirleriyle nasıl konuştukları ve ergenlik çağındaki iki ana değişim keşfedilmiş oldu! Görme, hareket ve diğer temel duyular için önemli olan beyin bölgeleri 14 yaşındayken birbirlerine güçlü bir şekilde bağlıydılar. 25 yaşındayken ise daha da güçlü bir şekilde bağlıydılar. Bilim adamları bunu "Muhafazakar" değişim örneği olarak adlandırdılar. Ergenlik çağı başlangıcında zengin bağlantıya sahip olan beyin bölgeleri yetişkinlik dönemine geçerken daha da zengin bağlantılara sahip oluyor. Fakat "Zihin Teorisi" olarak adlandırılan, birinin nasıl düşündüğü veya hissettiğini hayal edebilme gibi daha gelişmiş sosyal yetenekler için önemli olan beyin bölgeleri ise çok farklı değişim örneği gösterdiler. Ergenlik boyunca zayıf olan bu bölgelerdeki bağlantılar kuvvetli, kuvvetli olan bağlantılar ise zayıf hale dönüştüler. Bunu, bilim adamları "Yıkıcı-Ezber Bozan" bir değişim örneği olarak adlandırdılar. Araştırmacılar; beyinle ilgili diğer verinin fMRI sonuçlarını bu sonuçla karşılaştırıp sinir hücreleri arasındaki bağlantıların aktif  yeniden oluşumuyla ergenlik çağındaki yüksek metabolik aktivitenin bağlantılı olduğunu keşfettiler.  
   
Çalışma tezinin ortak yazarı ve Zihinsel Sağlık Araştırma Hayır Kuruluşu MQ'nun üyesi olan Dr Petra Vértes şöyle dedi: "Beyin taramaları sonuçlarından ergenlik çağındaki yeni, daha yetişkin yeteneklerin ediniminin beyin bölgeleri arasındaki aktif, yıkıcı yeni bağlantıların oluşumundan kaynaklandığını öğrendik. Bu bağlantılar; yeni beyin ağlarını ilk kez çevrimiçi (online) hale getirip, insanlar yaşlandıkça onların gelişmiş sosyal yeteneklerinin ve diğer yeteneklerinin açığa çıkmasını sağlıyor." 

Tezin ortak yazarı ve Cambridge Üniversitesi'nde Psikiyatri bölümü başkanı olan  Profesör Ed Bullmore ise şöyle konuştu: "Depresyon, endişe ve diğer zihinsel sağlık düzensizliklerinin ilk kez ergenlik çağında ortaya çıktığını biliyorduk ama neden bunun böyle olduğunu bilmiyorduk. Bu sonuçlar bize beyin ağlarının aktif, yeniden oluşumunun 13-19 yaş arası olduğunu kanıtlıyor. Beyin gelişiminin daha derin haldeki anlayışı da, bize genç insanların zihinsel hastalıklarının nedenlerini anlamamız için daha derin bir anlayış sunabilir."

Çeviren: Esin Tezer
https://www.sciencedaily.com/releases/2020/01/200129104705.htm'den alıntı yapılarak çevrilmiştir.

9 Ocak 2020 Perşembe

Beyindeki Dopamin'in Aşırı Şişmanlıkla Bağlantılı Olduğu Keşfedildi





1976-1980 yılları arasında Amerikalı yetişkin insanların %15'i aşırı şişmandı (obezdi). Bugün ise yetişkin Amerikalıların % 40'ı aşırı şişman, %33'ü de şişman.


Kilo artışıyla birlikte kalp hastalıkları, şeker hastalığı (diyabet), kanser hastalığı ve aşırı şişmanlıktan kaynaklanan hipertansiyon gibi olan sağlık sorunları da çok arttı. Alzheimer hastalığının bile aşırı şişmanlık ve fiziksel hareketsizlikten kaynaklandığı ispatlanmış durumda.

Virginia Üniversitesi'nde Biyoloji Profesörü olan Türk doktor Ali Güler,"Amerika Birleşik Devletleri'ndeki diyet ve diğer ülkelerdeki diyet son 50 yıl içinde inanılmaz bir biçimde değişti. İşlemden geçirilmiş ve ucuz olan hazır gıdalar gündüz-gece farkı olmadan her an hazırlar. Bu gıdaların pek çoğu şeker, karbonhidrat ve kalori bakımından yüksek gıdalar. Bu şekilde yıllarca tüketildiklerinde de sağlıksız bir diyeti meydana getiriyorlar" şeklinde konuştu. 

Current Biology dergisinde Perşembe günü yayınlanan yeni bir araştırmaya göre, Güler ve çalışma arkadaşları beynin Dopamin kimyasalını üreten zevk merkezinin ve günlük fizyolojik ritimleri düzenleyen beynin ayrı biçimde çalışan biyolojik saatinin (sirkadiyen saat) birbirleriyle bağlantılı olduğunu ispatladılar. Araştırmacılar, çalışmada fareleri kullanarak 7 gün 24 saat (7/24) hazır olan yüksek yağ içerikli diyeti fareler üzerinde uyguladılar. Günün herhangi bir saatinde yenen atıştırmaların aşırı şişmanlık ve sağlık problemleriyle bağlantılı olduğunu kanıtladılar.

Güler'in ekibi; yüksek yağ içerikli diyeti yemeyen, egzersiz yapan farelerin normal bir şekilde yemek yediklerini, şişmanlamadıklarını keşfetti. Fakat yağlı ve şekerli, yüksek kalorili diyetleri yiyen fareler ise gece-gündüz atıştırdılar ve sonunda da aşırı şişman bir hale geldiler! 

Buna ilaveten araştırmada, gen ifadesi durdurulmuş farelerin (knockout mice-nakavt fareler) Dopamin sinyalizasyonu bozuldu. Yani fareler normal yemek yeme düzeninde kaldılar, yüksek yağ içerikli diyeti yeme ödülünün hazzını yaşamadılar ve 7 gün 24 saat yüksek kalorili besinlere maruz bırakılsalar bile aşırı şişman hale gelmediler. Dr. Güler, sözlerini şöyle tamamladı: "Beyindeki Dopamin sinyalizasyonunun 24 saatlik biyolojiyi yönettiğini, enerjisi yoğun gıdaları öğün araları ve başka saatlerde tüketmeye yönelttiğini de keşfetmiş olduk. Diğer çalışmalar da öğün aralarında ve dinlenme saatlerinde yüksek yağ oranlı gıdalarla beslenen farelerin normal beslenme zamanlarında depoladıklarından daha fazla kaloriyi depoladıklarını gösterdi. Bu da sonunda aşırı şişmanlık ve diyabet gibi aşırı şişmanlıkla bağlantılı olan hastalıklara yol açıyor. İnsanları etkileyen hastalıkların yarısı, aşırı şişmanlıkla daha da kötü bir hale geliyor. Bu da, kişiler ve yaşadığımız toplum için daha fazla tıbbi tedavi ve daha pahalı sağlık hizmetleri demek."

Çeviren: Esin Tezer
https://www.sciencedaily.com/releases/2020/01/200103111717.htm'den alıntı yapılarak çevrilmiştir.