Bilim ve Din

Bilim ve Din

8 Mayıs 2017 Pazartesi

ZEKÂMIZ ANNEMİZDEN GELİYOR




Araştırmacılara göre, bir annenin genetiği çocuklarının ne kadar zeki olduğunu belirliyor; babanınki ise bir fark yaratmıyor.

Kadınların zekâ genlerini çocuklarına aktarmaları muhtemel çünkü X kromozomunu taşıyorlar. Kadınlar bu kromozomdan 2 tanesine sahip iken, erkekler sadece 1 X kromozomuna sahipler.
Bilim adamları buna ilaveten şimdilerde babadan kalıtım yoluyla alınan gelişmiş algısal fonksiyonlar genlerinin otomatik olarak etkisiz hale getirilebildiğine inanıyorlar. 

"Şartlı genler" olarak bilinen genler kategorisinin bazı durumlarda yalnızca anneden, bazı durumlarda ise babadan gelirse işlevini yapacağı düşünülüyor. Zekânın, anneden gelen şartlı genlerle birlikte olduğuna inanılıyor. 

Genetiği değiştirilmiş fareler üzerinde yapılan laboratuar çalışmaları, anneden gelen genlerin ekstra dozunun daha büyük başlar ve beyinler geliştirdiğini fakat bedenleri küçük bıraktığını keşfetti. Babadan gelen ekstra dozlu genler ise küçük beyinlere ve büyük bedenlere sahipti.  
Araştırmacılar fare beyinlerinin altı farklı kısmında yemek yeme alışkanlığından hafızaya kadar farklı algısal fonksiyonları denetleyen, yalnızca anne veya babadan gelen genleri kapsayan hücreleri belirlediler.

Seks, yiyecek ve saldırganlık gibi fonksiyonlarla ilgili olan; babadan gelen genler vasıtasıyla olan hücreler Limbik Sistemin kısımlarında birikmiştir. Fakat araştırmacılar mantıklı düşünme, düşünce, lisan ve planlama gibi en gelişmiş idraksal fonksiyonların gerçekleştiği Serebral Korteks'te babadan gelen hiç bir hücreye rastlamadılar.

Farelerin insanlar gibi olmayabileceğine inanan Glasgow'daki araştırmacılar ise  zekâyı araştırmak için daha insanca bir yaklaşım uyguladılar. 1994'ten itibaren yaşları 14 ila 22 arasında değişen 12,686 genç insanla mülakat yapınca fareler üzerinde yapılan çalışmaların teorilerinin gerçeği yansıttığını keşfettiler. Katılımcıların eğitiminden sosyo ekonomik statüsüne kadar bir çok faktör göz önüne alınmasına rağmen; araştırma ekibi yine zekânın anneden geldiği öngörüsünde bulundu.

Washington Üniversitesi'ndeki araştırmacılar, anne ve çocuk arasındaki güvenli duygusal bağın beynin bazı kısımlarının gelişimi için çok önemli olduğunu keşfettiler. Araştırmacılar; çocuklarıyla ilgilenen bir grup anneyi 7 yıl inceledikten sonra 13 yaşında olan, duygusal olarak desteklenen ve düşünsel ihtiyaçları giderilen çocukların anneleri duygusal olarak yakın davranmayan çocuklara nazaran yüzde 10 daha büyük Hipokampus'a sahip olduğunu keşfetti. Hipokampus  beyinde hafıza, öğrenme ve strese tepki vermeyle ilişkili olan bir bölgedir.

Çeviren: Esin Tezer
http://www.independent.co.uk/news/science/children-intelligence-iq-mother-inherit-inheritance-genetics-genes-a7345596.html'den alıntı yapılarak çevrilmiştir.

28 Nisan 2017 Cuma

KALBİNİZDEKİ BEYİN



Oxford Üniversitesi'nde profesör olan Dr. David Paterson, beynin iki bölgesi ve kalp üzerine çalışmalar yaptı. Çalışması, duyguların kaynağının yalnızca beyin olmadığını ispatladı. Aslına bakılırsa, duyguları oluşturmada kalbiniz ve beyniniz birlikte çalışıyorlar. 

Kalbiniz beyninizdekilere benzer şekilde nöronlara sahip, kalbiniz ve beyniniz birbiriyle yakından bağlantılı ve ortaklaşa biçimde  duyguları yaratıyorlar. Bu, 'Kalpler ve Zihinler' adlı  filmde şöyle açıklanıyor:
“Kalbiniz, sempatik sinirler aracılığıyla beyninizden gelen sinyalleri aldığında daha hızlı atmaya başlar. Ve sinyalleri parasempatik (otonom) sinirler aracılığıyla aldığında ise yavaşlar.“

Bu, kalbin basitçe beynin emirlerini uyguladığı fikrini destekler gibi gözükse de; gerçek bundan daha karmaşıktır. Çünkü kalbiniz karmaşık bir ağı oluşturan, çoğunlukla sağ karıncık yüzeyinde yerleşik binlerce özelleşmiş nöronu da kapsamaktadır. Yaradılış olarak neden oraya yerleşmişlerdir acaba? 

Nöronlar beyninizin düşünceleri oluşturmasına izin veren şeylerdir. Öyleyse, kalbinizin sağ karıncığında ne arıyorlar? Kalbinizdeki nöronlarla ilgili pek çok şey henüz bilinmese de, bir şey kesin; o da kalbinizdeki "beynin" kafanızdaki beyinle ileri geri iletişim kurmasıdır. Bu, iki yönlü bir yoldur.

Dr. Mercola
Çeviren: Esin Tezer
https://wakeup-world.com/2016/08/13/modern-research-reveals-your-heart-does-have-a-mind-of-its-own/

4 Nisan 2017 Salı

BEYNİMİZ ZAMAN VE MEKÂNIN KODLAYICISIDIR




Bir deneyimi hatırladığınızda o hatıranın üç önemli ana unsuru; ne, ne zaman ve nerede'dir. MIT nöro-bilim adamları, şimdilerde hatıranın "ne zaman" ve "nerede" öğelerini işlemden geçiren bir beyin devresini keşfettiler. 

"Hipokampus"  ve "Entorhinal Korteks" olarak bilinen bir bölgeyi bağlayan bu devre, mekân ve zamanlamayı iki ayrı bilgi olarak birbirinden ayırıyor. Araştırmacılar, Entorhinal Korteks'te bu bilgiyi yayan "okyanus hücreleri" ve "ada hücreleri" denilen iki nöron topluluğunu da keşfettiler.

Önceki hafıza modelleri, hafızanın oluşması için gerekli beyin yapısı olan Hipokampus'un zamanlama ve ortam bilgisini birbirinden ayırdığını ileri sürüyordu. Yeni yapılan çalışma ise bu bilginin Hipokampus'a bile erişmeden ayrıldığını ispatlıyor!

23 Eylül'de Neuron dergisinde yayınlanan tezin başyazarlarından biri olan  MIT'nin Beyin ve Kavramsal Bilimler dalı Master öğrencisi Chen Sun, "Bu, Hipokampus'un  yukarı akış bölünme fonksiyonunu ileri sürüyor.  Hipokampus'taki zamanla ilgili (temporal) bilgiyi besleyen bir patika var ve bir diğer patika da  Hipokampus'taki içeriksel ifadeleri besliyor" dedi.

Tezin bir diğer başyazarı ise MIT doktorasını yapmış olan Takashi Kitamura. Tezin kıdemli yazarı da Picower Biyoloji & Nörobilim Profesörü, MIT Picower Öğrenme ve Hafıza Enstitüsü'ndeki RIKEN-MIT Nöral Devre Genetik Merkezi Yöneticisi olan Susumu Tonegawa. 
  
Ne zaman ve Nerede?
Hipokampus'un tam dışında yerleşik olan Entorhinal Korteks, hatıraların oluştuğu Hipokampus'a diğer kortikal alanlardan gelen duyusal bilgiyi aktarıyor. Tonegawa ve çalışma arkadaşları, ada ve okyanus hücrelerini birkaç yıl önce tespit ettiler ve o zamandan beri de onların fonksiyonlarını keşfetmek için uğraşıyorlar.

Tonegawa'nın laboratuvarı; 2014 yılında okyanus hücreleri tarafından çevrilen, küçük kümeler oluşturan  ada hücrelerinin  hızlı şekilde meydana gelen birbirine bağlı iki olayla ilgili hatıraları oluşturmak için beyin tarafından gerekli olduklarını bildirdi. Ekip, yeni Neuron dergisi çalışmasında okyanus hücrelerinin olayın meydana geldiği yerde sunumlar oluşturmak zorunda olduğunu keşfetti. 

Sun, "Okyanus hücreleri içeriksel sunumlar için önemlidir. Kütüphanede olduğunuzda, caddede karşıdan karşıya geçerken ve metrodayken bu içeriklerin her biriyle ilişkili farklı hatıralara sahipsiniz" dedi.

Araştırmacılar, ada veya okyanus hücreleri susturulduğunda farelerin davranışlarının nasıl değiştiğini araştırmak için ışık kullanarak nöron aktivitesini denetlemelerine izin veren "Optogenetik" denilen bir tekniği de kullandılar.

Okyanus hücresinin aktivitesini engellediklerinde, hayvanlar ayaktan verilen şoku yedikten sonra artık belirli bir çevreyi korkuyla ilişkilendiremediler. Okyanus hücrelerini idare etmek; araştırmacıların farelerin hafızasıyla bağlantılı olabilecek olaylar arasındaki zaman boşluğunu uzatmaya veya kısaltmaya olanak sağladı.

Bilginin Akışı
Tonegawa'nın laboratuvarı yakın bir zamanda ada hücrelerinin ateşlenme oranlarının hayvanın ne kadar hızlı hareket ettiğine bağlı olarak değiştiğini keşfetti, bu da araştırmacıları ada hücrelerinin alanda hayvanın yolunu bulmasına yardımcı olduklarına inandırdı. Okyanus hücreleri ise her an hayvanın nerede olduğunu hatırlamasına yardımcı oluyorlar.

Araştırmacılar, bu iki bilgi akışının Entorhinal Korteks'ten Hipokampus'un farklı kısımlarına aktığını da keşfetti: Okyanus hücreleri içeriksel bilgiyi CA3 ve dişli gyrus'a (Dentate Gyrus'a) yollarlarken, ada hücreleri ise bunu CA1 hücrelerine yansıtıyorlar.

Tonegawa'nın laboratuvarı şimdi Entorhinal Korteks'in, beynin diğer kısımlarının zaman ve mekânı nasıl yansıttığı üzerinde çalışma yapıyor. Araştırmacılar, zamanlama ve mekânla ilgili bilginin beyinde bir olayın hatırasını oluşturmak için beyinde nasıl işlemden geçirildiği üzerine bir araştırma yapıyorlar. 

Kitamura, "Olaylara dayanan bir hafızayı oluşturmak için her bir tamamlayıcı bileşen birbiriyle yeniden birleşmek zorundadır. Bu da bir sonraki soruyu oluşturur" şeklinde konuştu.

Çeviren: Esin Tezer
https://www.sciencedaily.com/releases/2015/09/150923134112.htm'den alıntı yapılarak çevrilmiştir.

1 Mart 2017 Çarşamba

DOĞAL TUZUN YARARLARI



Tuz eskiden kötü bir üne sahipti, şimdi ise tuzun faydalı olup olmadığı hakkında bir kafa karışıklığı var. Kullanılan tuz cinsinin tuzun yararlı olup olmamasında büyük fark yarattığını söylemekte fayda var. Sodyum tüketimi üzerine yapılan pek çok çalışma, yanlış tuzlar üzerine  yapılmıştır.

Nasıl ki;
  • Yemle beslenmiş dananın etiyle tamamen otla beslenmiş olan dananın eti aynı değilse,
  • Geleneksel üretim sebze-meyveyle organik üretim sebze-meyve aynı değilse,
  • Çiftlikte yetiştirilmiş balıkla doğal olarak avlanmış balık aynı değilse,
  • Hidrojene trans yağla hindistan cevizi yağında bulunan orta zincir yağ asitleri de aynı değildir!
İnsan üretimi sofra tuzu da mineral yönünden zengin olan "gerçek doğal tuzla (kaya tuzuyla)" aynı özelliklere sahip değildir. "Gerçek tuz (Kaya tuzu)", vücutta pek çok önemli role sahiptir ve onu kullanmamak vücutta soruna yol açabilir. Daha önce de söylediğim gibi, 

Sofra Tuzu KÖTÜDÜR!
%97'si Sodyum Klorid'den meydana gelmiş olan Sofra Tuzu; kimyasal olarak üretilmiştir, beyazlatılmıştır ve diğer pek çok besin öğesinden yoksundur. Alüminyum da içerir, bu da Alzheimer hastalığı ve vücuttaki pek hastalıkla ilişkilidir.
Bu tür tuz, doğal olarak meydana gelmemiştir ve aslına bakılırsa; deniz balıkları sofra tuzuyla salamura edilmek istendiklerinde ölürler.
Bu tür tuz vücudun ihtiyacı olan pek çok minerale de sahip değildir, bu yüzden sofra tuzunu kullanmamak akıllıca verilmiş bir karardır.

"Gerçek Tuz (Kaya Tuzu)" İYİDİR!
Sofra Tuzu ne kadar  kötüyse, "gerçek tuz (kaya tuzu)" da o kadar sağlıklı ve iyidir.
Sofra tuzunun sağlık sorunlarına yol açmasıyla ilgili olan araştırma doğruyken, "gerçek tuzla (kaya tuzuyla)" ilgili söylenenler doğru değildir.
Şunu düşünün: Vücut pek çok yoğun minerali, besin maddesini içerirken ve suya da ihtiyaç duyarken; kemikler, kan ve organların düzgün çalışması için bu yoğun besin maddelerine de ihtiyaç duyar.

 Neden Daha Fazla Tuz Tüketmeliyiz?

İşte her gün sağlıklı tuzu daha fazla kullanmanız için 5 neden:
  1. İnsülin Hassasiyeti İçin: Tuz kullanımı ve kardiyovasküler sorunlar arasındaki bağlantı son zamanlarda dikkatle incelenmektedir. Araştırma, aynı zamanda düşük seviyede tuz tüketimi ve insülin direnci arasındaki bağlantıyı göstermektedir.   
  2. Hidrasyon İçin: Suyla karıştırılmış tuzlu suyu enerjimi arttırmak, alerji semptomlarımı azaltmak ve hidrasyon için her sabah içiyorum. Tuz  ve doğal tuzlarda bulunan mineraller hidrasyon için gereklidir.
  3. Uzun Yaşam İçin: Düşük seviyedeki tuz tüketimi aslına bakılırsa kısa yaşamla ilişkilendiriliyor. Sağlık web sitesi yaratıcısı Chris Kresser bu konuda şöyle diyor: "Sıradan bir Amerikalı tüketici günde 3700 miligram sodyum tüketmektedir. Bu değer, yüksek kalp basıncı ve kalp hastalığı oranlarında artış olmasına rağmen sabit kalmıştır. Buna karşılık, dünyada en uzun yaşama oranına sahip olan ülke Japonya'da bir Japon her gün 4650 miligram sodyum tüketmektedir. Japonya, diğer gelişmiş ülkelerin hepsinden daha az kardiyovasküler hastalığı riskine sahiptir."
  4. Hormonlar İçin:  Mark’s Daily Apple sağlık web sitesi şöyle diyor: “Tuz ilk önce kandaki kortizolü ortadan kaldırmada hızlandırıcı olarak gösterildi. Kortizolü ne kadar çabuk ortadan kaldırırsanız, o kadar çabuk stres yaratıcısından iyileşirsiniz. Eğer kortizol gitmezse, "stresli" olursunuz. İkincisi, stresin tuzlu gıdaları yeme iştahını arttırdığına dair kanıt var. Fare laboratuvarında sempatik sinir sistemi stres yaratıcısı tarafından aktif hale getirildiğinde sıçanlarda stres gözlemlenmiştir.İnsanlarda güçlü stres krizleri tuzlu gıdaları yeme iştahını arttırıyor gözükmüyor fakat kronik stres tuzlu ve çöp gıdaların tüketimini arttırmaktadır.”
  5. Sindirim İçin: Kişisel görüşüme göre, her sabah suyla karıştırılmış tuzlu suyu içmeye başladıktan sonra sindirim sistemimde büyük gelişme gördüm. Yakın zamandaki bir haber de bu fikri destekliyor. Bu yazı şöyle diyor: "Tuz, sindirim ve emilim süreçlerinde temel rol oynar. Tuz, "tükürük amilazı" diye adlandırılan bir enzimi ağızda aktif hale getirir.  Bu noktada tuz, yemeği test etmeniz için tat alma organınıza izin verir. Tuz, sindirimde yemeği parçalamaya yardımcı olma rolünü de oynar. Tuz, Hidroklorik Asit'i de oluşturur. Hidroklorik Asit, mide duvarlarını kaplayan çok önemli bir sindirim salgısıdır."

Hangi Tuzu Tüketmeliyiz?

Sağlığa olan faydalarını söylerken, tüketilen tuzun türü gerçekten önemlidir. Laboratuarda geliştirilen ve sadece 2 minerali içeren sofra tuzuyla 93 minerali içeren Himalaya tuzu (kaya tuzu) arasında muazzam fark vardır.
 
Çeviren: Esin Tezer
https://wellnessmama.com/13164/eat-more-salt/'dan alıntı yapılarak çevrilmiştir.