Bilim ve Din

Bilim ve Din
anne etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
anne etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Nisan 2026 Çarşamba

Bilim İnsanları Zekânızın Annenizden Geldiğini Teyit Ediyorlar

Cambridge Üniversitesi’ndeki bilim insanları, annenin X kromozomundaki genlerin beyninizin şekillenmesinde nasıl yönlendirici rol oynadığını keşfettiler

Zekânın şimdiye kadar hem baba hem de annenin genlerinden geldiğini sanıyorduk. Fakat yapılan yeni bir araştırmaya göre zekâ, annenin X kromozomundan geliyor. Zekâ genleri, annenin X kromozomunda yerleşik durumdalar. Zeki bir anne, babaları o kadar akıllı olmasa da zeki çocuklara sahip oluyor. Cambridge Üniversitesi’ndeki bilim insanları bu araştırmayı yürüttü.

“Şartlanmış Genler” adlı genler kaynağına göre farklı davranıyorlar. Bu genler, soylarının izini belirleyen kendine özgü biyokimyasal işaretleyiciye sahipler. Bundan başka bu genler, aktif olup olmadıklarını veya soy hücrelerinin içinde olup olmadıklarını gözler önüne seriyorlar. Eğer o aynı gen kalıtsal olarak babadan geldiyse aktif halde olmuyor. Diğer genler ise bunun tam tersi çalışıyorlar. Bu genler sadece babadan geldilerse aktif halde oluyorlar. 

Bu yeni yapılan araştırmaya göre, annenin genleri direkt olarak embriyodaki Serebral Korteks’e gidiyor. Bu genler; dikkat, hafıza, farkındalık, algılama, düşünce, lisan ve bilinçte önemli rolü oynuyorlar. Benzer bir şekilde, babanın genleri de Limbik Sistem’e gidiyor. Bu genler de dokuların büyümesi ve plasentanın oluşumundan sorumlular. Bilim insanları, sadece annenin genlerinin rahime transfer olduğunu ve daha sonra onlar öldüğünde embriyoların oluştuğunu keşfettiler. Babadan gelen “Şartlanmış Genler”in de sadece anneden geldiğinde aktif hale geldiğini kanıtladılar.  Bu önemli bir gelişmeydi; beynin evrimini, genomun şartlanmasını anlamak için bir anahtardı.  

Buna ilaveten bilim insanlarına göre, eğer bu genler bir embriyonun gelişimi için vazgeçilmezse hayvanların ve insanların hayatında da kayda değer rol oynamalıydılar. Fakat sorun embriyoların neden sadece bir ebeveynin genleriyle çabucak nasıl öldüğünü kanıtlamaktı. Bu da bize zekânın ebeveynler ve çocuklar arasındaki ilişkinin kalitesiyle uyuştuğunu da ispatlıyor.

Aslına bakılırsa zekâ, ebeveynler ve çocuklar arasındaki ilişkinin yüksek kalitesiyle çok yakından ilişkili. Yaşamının ilk yıllarında dikkate sahip olan çocuklar, sorunları daha fazla çözebiliyorlar. Onlar aynı zamanda tutkulular fakat annelerimizin müthiş olduklarını bilmek de mükemmel!       

https://www.techexplorist.com/scientists-confirm-intelligence-comes-mother/3785/’den çevrilmiştir.

Çeviren: Esin Tezer                                


4 Mayıs 2024 Cumartesi

Genetik Model Araştırmasına Göre Bir Annenin Diyeti Torunlarının Beyin Sağlığını Koruyabilir

 

Erken hamilelik döneminde elma ve şifalı bitkilerden yiyen anneler; sadece çocuklarının beyin sağlığını korumakla kalmayıp, torunlarının da beyin sağlığını koruyor. Avustralya, Melbourne’daki Monash Üniversitesi’nde Genetik Modeller kullanılarak yapılan çalışma bunu kanıtladı. 

Buluş; bir annenin diyetinin sadece kendi çocuğunun beynini değil, torunlarının beyinlerini de koruyabileceğini keşfeden bir projenin parçasıydı.

Doğa Hücresi Biyoloji Dergisi’nde (Nature Cell Biology) yayınlanan araştırma tezine göre, Monash Biyotıp Keşif Enstitüsü bazı gıdaların beyin fonksiyonunun bozulmasına karşı beyni koruyabileceğini ispatladı.

Belirgin bir biçimde ifade edilecek olunursa, çalışma; genetik model olarak yuvarlak solucanları kullandı, çünkü bu solucanların pek çok geninin insan hücrelerinin içyüzünü kavramaya olanak tanıyarak insanlarda da korunduğu keşfedildi.

Araştırmacılar; elma ve şifalı bitkilerde (reyhan, biberiye, kekik, kekik otu ve adaçayı)   bulunan bir molekülün beynin düzgün çalışması için gerekli olan iletişim ağlarının bozulmasını azaltmaya yardımcı olduğunu gösterdi.

Araştırma tezinin kıdemli yazarı Profesör Roger Pocock ve ekibi; “Aksonlar” adı verilen, 850,000 kilometre boyunca ağlarla bağlayan ve iletişim kuran beyindeki sinir hücrelerini araştırıyordu. Aksonların fonksiyon gösterebilmesi ve ayakta kalabilmesi için, mikrotübülleri de kapsayan içyapıya temel maddelerin nakledilmesi gereklidir.

Profesör Pocock, aksonların bir bozukluk sonucunda kırılgan hale gelmesinin beynin bozulmasına ve nörolojik dejenerasyona yol açtığını açıkladı.   

Profesör Pocock, ekibinin hayvanlar yaşlandıkça bozulan kırılgan aksonlarla bir genetik model oluşturduğunu söyledi ve sözlerine şöyle devam etti: Bir diyette bulunan doğal ürünlerin bu aksonları sağlamlaştırıp, bozulmayı önleyip önleyemeyeceğini araştırdık. Elmalarda ve şifalı bitkilerde bulunan, akson kırılganlığını azaltan bir molekülü (Ursolik Asit) belirledik. Nasıl mı? Ursolik asitin bir tür yağı yapan geni harekete geçirmeye neden olduğunu keşfettik. Bu bir tür yağ, hayvanlar yaşlandıkça oluşan akson kırılganlığını aksonun nakledilmesini geliştirip önlüyordu ve bundan ötürü de akson sağlığını koruyordu."

Profesör Pocock, “Sfingolipid” olarak bilinen bu tür yağın gıdaların hazmedildiği annenin bağırsaklarından gelecek neslin aksonlarının korunması için annenin rahmindeki yumurtalara seyahat etmesi gerektiğini söyledi. Pocock, sonuçların umut verici olmasına rağmen insanlar üzerinde de teyit edilmesi gerektiğini de sözlerine ilave etti.

Profesör Pocock, sözlerini şöyle tamamladı: "Bir lipitin/yağın miras kaldığını ilk kez kanıtlıyoruz. Daha da fazlası, bir anneyi Sfingolid’le beslemek birbirini izleyen iki nesilde aksonları koruyor. Bu da şu manaya geliyor: Bir annenin diyeti, sadece dünyaya getirdiği çocuğun beyin sağlığını değil; onun çocuklarının beyin sağlığını da koruyabiliyor. Araştırmamız, hamilelik esnasındaki sağlıklı diyetin en iyi beyin gelişimi ve sağlığı için gerekli olduğunu doğruluyor.”

Çeviren: Esin Tezer

https://www.sciencedaily.com/releases/2023/08/230803213815.htm’den  çevrilmiştir.

 

 


6 Mayıs 2019 Pazartesi

Mitokondriyal DNA Sadece Annemizden Gelir

 
Biyologlar uzun bir zaman DNA'nın sadece hücrelerimizin kontrol merkezi olan nükleus'da yer aldığını düşündüler.Daha sonraları 1963 yılında Stockholm Üniversitesi'nden bir karı-koca DNA'nın nükleus'un dışında olduğunu keşfetti. Margit ve Sylvan Nass, elektron mikroskobuna bakarak yapılardaki DNA liflerini, "mitokondriya" denilen hücrelerimizdeki enerji merkezlerini keşfettiler.

Mitokondriyal DNA'mız tüm DNA'mızın küçük bir miktarını oluşturur. O, vücudumuzda 20,000 ila 25,000 proteini kodlayan genin sadece 37'sidir. Anne ve babamızdan gelen Nükleer DNA'dan farklı olarak, Mitokondriyal DNA sadece annemizden gelir.

Babadan gelen Mitokondriyal DNA'nın hücrelerden neden ve nasıl silindiğini kimse tam olarak anlayamamıştır. Bir grup uluslararası bilim adamı sorularına yanıt bulmak için C.elegans adı verilen yuvarlak solucanın spermindeki Mitokondriya üzerinde çalıştı.

Onların bulduğu sonuçlar bu haftanın Science dergisinde yayınlandı. Bu tür yuvarlak solucandaki babadan gelen Mitokondriya, sperm yumurtayla birleştiği zaman kendi kendini içeriden imha eden bir mekanizmaya sahipti. Bilim adamları bu mekanizmayı geciktirmenin embriyonun daha az hayatta kalmasına neden olduğunu keşfettiler. Bu bilgi ayrıca bilim adamlarının bazı hastalıkları daha iyi anlamalarına ve tüpte dölleme tekniklerini geliştirmelerine yardımcı oldu.

Avustralya'daki Hudson Tıp Araştırma Enstitüsü'nde profesör olan, bu araştırmada görevli olmayan Justin St.John; "Bu çalışma uzun zamandır bizlerin kafasını karıştıran anahtar gelişim sürecini aydınlığa kavuşturmak üzere" dedi.

Mitokondriyal DNA'nın anneden evlada olan aktarımı çoğu kez "anneden gelen kalıtımsal miras" olarak adlandırılır. Bu aktarım insanlarda ve bir çok çokhücreli organizmalarda meydana gelir. 

Mitokondriyal DNA'nız size annenizden miras kalmıştır, ona da annesinden miras kalmıştır ve bu böylece sürer gider.......

Anneden gelen kalıtımsal miras, tüm insanların Mitokondriyal DNA'sını miras aldığı "Mitokondriyal Havva" adında bir kadının var olduğu fikrine yol açmıştır.

Colorado Boulder Üniversitesi'nde profesör olan Ding Xue ve araştırmanın yazarlarından bir tanesi, bu araştırmadan önce anneden gelen kalıtımsal mirasın annenin yumurta hücrelerindeki süreçlerde uyarlandığını düşünüyordu.

Dr. Xue ve onun çalışma arkadaşları, yuvarlak solucanlardaki babadan gelen mitokondriyanın aslında herhangi bir otofagozom (Hücrenin herhangi bir organelini sindirerek tekrar kullanmak üzere primer lizozomlarla birleşmesi sonucu oluşan yapı) ona ulaşmadan bozulduğunu keşfettiler. Hong Kong'daki Çin Üniversitesi'nde profesör olan ve bu araştırmanın bir diğer yazarı olan Byung-Ho Kang,“Bu, sanki bir intihar mekanizması" şeklinde konuştu.

Araştırmacılar "cps-6" verilen, babadan gelen mitokondriyayı imha eden işlemi başlatan bir geni belirlediler. cps-6'yı silince, babadan gelen mitokondriyanın embriyoda daha fazla kaldığını keşfettiler. Bu, embriyona ait ölüm oranının artmasına da neden oldu.

Paris'teki Pierre & Marie Curie Üniversitesi'nde araştırmacı olan, bu araştırmayla alakalı olmayan Vincent Galy, “Bu araştırma, sperm mitokondriyal DNA'yı korumanın iyi olmadığını ileri süren ilk deneysel veridir" dedi.

Dr. Xue, anneden gelen kalıtımın organizmalarda sürekli ortaya çıkmasının hâlâ büyük bir sır taşıdığını söyledi. Bununla ilgili ortaya atılan teorilerden bir tanesi de spermin bir yumurtayı döllemek için yarışırken çok fazla enerji harcıyor olması. Bu süre zarfında sperm mitokondriyası fazla çalışmış oluyor, bu da onların DNA'larının zarar görmesine ve mutasyona uğramasına yol açıyor. 

Dr. Xue,bu teorinin ve tüm diğerlerinin hâlâ spekülatif olduğunu söyledi. “Bu, çok uzun zamandır süregelen biyolojik bir soru. Bir çok canlı türünün neden aynı türden Mitokondriyal kalıtıma adapte olduğunu açıklayan temel, önemli bir neden olmalı."

Çeviren: Esin Tezer
http://www.nytimes.com/2016/06/24/science/mitochondrial-dna-mothers.html?_r=0'dan alıntı yapılarak çevrilmiştir.