Bilim ve Din

Bilim ve Din

26 Eylül 2015 Cumartesi

Bilim DUA etmenin iyileştirici gücünü kanıtladı

 
DUA, hiç tartışmasız olarak iyileştirme gücüne sahip!

Şimdilerde Amerika Birleşik Devletleri'nin en önde gelen hastaneleri ve üniversiteleri Tanrı'ya inanmanın sizin için iyi olduğunu, sizi daha sağlıklı ve mutlu yaptığını, daha uzun yaşamanıza yardımcı olduğunu kanıtlıyorlar!


ABD'nin Kuzey Karolina eyaletinin Durham 
Duke Üniversitesi'nden Dr. Harold G. Koenig; Newsmax Health'e araştırmalarda DUA'nın insanları hasta olmaktan koruduğunu, hastalansalar bile daha hızlı iyileşmelerine yardımcı olduğunu kanıtladıklarını söyledi.

Koenig,1,500'den fazla yapılan araştırmanın daha dindar olan ve daha fazla DUA eden insanların daha iyi zihinsel ve fiziksel sağlığa sahip olduklarına işaret ettiğini belirtti.
Dr. Harold G. Koenig, sağlık ve düzenli DUA etme ile bağlantılı 125 araştırmadan 85'inin düzenli olarak kiliseye giden insanların daha uzun yaşadığını ispat ettiğini, bununla ilgili çok kanıt olduğunu anlattı.


Duke Üniversitesi'nde Spiritüalite, İlahiyat ve Sağlık merkezinde direktör olan, iman ve iyileşmeyle ilgili bir çok kitabın yazarı Dr. Koenig
; Southern Medical Journal'da yayınlanan ilgi uyandıran bir yazıda DUA etmenin işitme ve görme engelli hastalarda da hayret verici bir etkiye sahip olduğunu anlattığını belirtti.Hastaların görsel ve işitsel testlerde inanılmaz gelişmeler gösterdiklerini söyledi.

Dr. Koenig; dini bir çevreye ve bağlantıya sahip insanların herşeyin daha iyi üstesinden geldiğini ekledi. Genel olarak stresle daha iyi başa çıkıyorlar, kendilerini daha iyi hissediyorlar çünkü daha fazla umutları var, daha az depresyon ve endişe yaşıyorlar, intihara da daha az kalkışıyorlar. DUA eden insanların daha güçlü bağışıklık sistemi var, daha az kan basıncına ve muhtemelen de daha iyi kardiyovasküler fonksiyona sahipler.


İmanın tıbbi faydaları olduğu ile ilgili derin araştırmayı yaptıktan sonra ateist olmaktan vazgeçen ve düzenli olarak ibadet eden araştırmacı yazar Tom Knox, DUA'nın gücü olduğunun ispatının başdöndürücü olduğunu söylüyor.
Knox, onu şaşırtan şeyin 30 yıldan fazladır artan ve çoğu farkedilmeyen bilimsel araştırmaların dini inancın tıbbi, sosyal ve psikolojik olarak yararlı olmasını ispat etmesi  olduğunu itiraf ediyor.


Araştırmalar, iman sahibi olmanın daha uzun ömür de verdiğini kanıtlıyorlar. Texas Üniversitesi'ndeki popülasyon araştırmacıları

kiliseye ne kadar fazla gidilirse o kadar daha uzun yaşandığını keşfettiler. Dini katılımla ölüm oranı birbiriyle ilişkili. Hiç kiliseye gitmeyen bir kişiyle her hafta kiliseye giden arasında 7 yıl daha az veya 7 yıl daha fazla yaşama farkı var!

Amerikan Halk Sağlığı Dergisi yaklaşık 2000 tane yaşlı Kaliforniyalı üzerinde 5 yıldır araştırma yapıyor. Dini hizmetlere katılan insanların o süre içerisinde katılmayan insanlardan yüzde 36 daha az öldüğünü gösterdi.


Amerikan Jerontoloji Dergisi, altı yıllık süre içerisinde yaklaşık 4000 yaşlı yetişkin üzerinde yaptığı araştırmada ateist insanların imanlı insanlara nazaran çok daha yüksek ölüm oranına sahip olduğunu keşfetti.
Dindar insanlar düzenli olarak ibadethaneye gitmeseler bile ateistlerden daha uzun yaşıyorlardı.


Amerikan Hipertansiyon Komitesi, 2006'da kiliseye gidenlerin inançsız olanlara nazaran daha düşük kan basıncına sahip olduğunu yayımladı.


Bilim adamları inançlı insanların inançlı olmayan insanlara nazaran daha kolay göğüs kanserini atlattıklarını, koroner arter hastalığı ve romatizma artrit hastalığına karşı daha kolay iyileştiklerini ve  çocuklarının da daha az menenjite yakalandığını gözler önüne serdi.


San Francisco General Hastanesi'nde 393 kalp hastası üzerinde yapılan araştırmada, duanın etkisi incelendi. DUA eden yabancıların yarısı hastaların sadece adlarını biliyordu! Kendisine DUA edilen hastalarda daha az komplikasyonlar ve zatürre vakasına rastlandı ve daha az ilaç tedavisine ihtiyaç duyuldu. Ayrıca daha çabuk iyileştiler ve hastaneden daha erken ayrıldılar.


Knox sözlerini şöyle tamamladı: "Ateistler inançla alay edip onu küçümseyebirler ama bilimin kendi taraflarında olduğunu varsayamazlar!"


http://www.newsmax.com/t/newsmax/article/635623
Çeviren: Esin Tezer

10 Eylül 2015 Perşembe

REFLEKSOLOJİ:Stresi azaltmak ve metabolizmayı arttırmak için 7 basınç noktası



Sol ayak tabanının altındaki

HİPOTALAMUS BEZİ: İştahı denetler.

HİPOFİZ BEZİ: Master bezdir. Diğer tüm bezlerin salgılarını denetler ve gelişimi etkiler. 

TİROİT BEZİ: Metabolizmayı dengeler.

KARIN BOŞLUĞUNDAKİ SİNİR AĞI veya DİYAFRAM: Stresi azaltır ve nefes almayı kolaylaştırır. 

ADRENALİN BEZİ: Kalorileri yakmak için enerjiyi arttırır. 

İDRAR KESESİ: Vücutta tutulan fazla sıvıyı boşaltır.

KALIN BAĞIRSAK VE İNCE BAĞIRSAKLAR: Dışkıyı çıkartır ve şişkinliği azaltırlar. 

Düşünceleriniz ve görselleştirmeleriniz vücudunuzdan başlayarak  etrafınızdaki dünyayı etkiler. Eğer hedefiniz kendinizin en iyi hali olmaksa bunu zihninizde canlandırın!
Hayal etme yeteneğiniz rahatlamış olduğunuzda en etkili haldedir. Bu sabah ilk uyandığınızda en iyi halinizi gözlerinizin önüne getirin ve bunu gece uyumadan önce de yapın.  

Refleksoloji hipnoz olmuşsunuz gibi sizi derin dinlenme ve rahatlamanın seviyelerine getirir. Kalbinizdeki arzuların açığa çıkmasına olanak tanıyan algısal bir yere giriş yaparsınız.
Beyniniz bir bilgisayar gibidir. Kendinizle ilgili olan ya da seçtiğiniz yaşamla ilgili olan her şeyi programlayabilir ve silebilirsiniz.  
  
Refleksoloji organlarınızı ve hormon bezlerinizi  kısaca vücudunuzun her kısmını, ayaklarınızdaki, ellerinizdeki,yüzünüzdeki ve kulaklarınızdaki refleks bölgelerini/noktalarını uyararak etkiler. 

Bu bölgelerde binlerce sinir vardır. Yalnızca ayağımızın altında on beş bin sinir vardır! Bu yüzden refleksolojinin etkileri yatıştırıcı ve sakinleştiricidir. 

Pek çoğumuz rahatlığı aşırılıkta ararız bu da sağlığımızda negatif etkilere yol açabilir. Refleksoloji kendimize zarar eren rahat düşkünlüğümüze karşı harika sağlıklı bir yenileme olabilir.Çoğu zaman stres ve gerginliğe karşı reaksiyon göstererek gereğinden fazla yemek yiyoruz! 
   
Kendinizi şımartmak için rahatlamanın her hangi türüne ayıracağınız bir zaman sizi ilgilenilmiş, sevilmiş, ayakları yere basan birisi yapacaktır ve size gerçekten kim olduğunuzu hissettirecektir. İster aşırı kilolardan kurtulmaya çalışan biri olun, ister daha iyi yaşam tarzı uygulamaya çalışın refleksoloji size yardımcı olacaktır. Şemada işaret edilen ayaktaki bölgeleri uyarmak, hormon bezleriyle organlara ve sinir sistemine  karşılıklı ilişki kurdurur. Sizin en iyi halinizle görünmenize ve kendinizi iyi hissetmenize yardımcı olur.

Başparmağınızı veya işaret parmağınızı kullanarak yukarıda belirtilen bölgelerin her birine  beş saniye kadar bastırın. Not: Bu şema sol ayağı göstermektedir.

• Beyninizin Hipotalamus bölgesi (ayak başparmağınızın dışı) iştahınızı ve susuzluğunuzu denetler.

• Hipofiz bezi veya master bez (ayak başparmağının ortası) diğer tüm bezlerin hormonel salgılarını etkiler ve dengeler.


• Tiroit hormonunuz (ayak başparmağının altı) metabolizmanızı düzenler. 


• Karın boşluğunuzdaki sinir ağı ya da diyaframınız (ayak parmaklarının kökünün altı) stresi azaltır. 

• Adrenalin bezleri (ayak tabanının  ortasındaki ayak iç kenarına yakın) kalorileri yakmanız için enerji seviyelerinizi muhafaza etmenize yardımcı olurlar. 

•İdrar sistemini harekete geçirmek, vücuttaki su tutulumunu azaltmaya yardımcı olur.   

• Sindirim sisteminin kalın bağırsak ve ince bağırsakları  (ayağın altında tabanın ortasında)  dışkıyı atmak ve şişkinliği dindirmek için harekete geçirilmektedir.


Bahar aylarına girerken en iyi halinizi refleksoloji ile keşfedin!

Çeviren: Esin Tezer
http://www.mindbodygreen.com/0-18426/diy-foot-reflexology-7-pressure-points-to-reduce-stress-boost-metabolism.htmlden çevrilmiştir.

27 Ağustos 2015 Perşembe

TÜRK KAHVESİ İÇMENİN YARARLARI




Aşırı kahve tüketimi sağlığınıza negatif etkiler verse de; ölçülü bir şekilde kahve içmek,  sağlıklı bir alışkanlıktır. Ve, her tür kahvede olduğu gibi Türk kahvesi de sağlığınıza çeşitli yararlar sağlayabilir. Türk kahvesi  temel olarak demlenme veya kavrulmuş kahve çekirdeklerinin  hazırlanması metoduyla alakalıdır. Türk stili kahve için her hangi tür kahve kullanılabilir. Türk kahvesi genel olarak diğer her hangi bir türdeki demlenmiş kahve gibidir, sadece tat ve  sertlik bakımından farklıdır veya kendine özgüdür.

Kahve, en çok enerji veren etkisi ve anti oksidan içeriği bakımından sevilmektedir. Kahve, yüzyıllardır insanların günlük yaşamlarının bir parçası olmuştur. Pek çok araştırmacı, kahvenin aşırı kullanımının insan vücuduna olan etkisini ortaya çıkarmaya çalışsa da, kahvenin pek çok yararı olduğu gözler önüne serilmiştir. Kahveyi değerli bir içecek yapan sihirli içeriği kafeindir. Kafein, enerji arttırıcı özellikleri olduğu bilinen bir kimyasaldır. Kahve içmek, kafeini sağlıklı bir şekilde tüketmenin en iyi yoludur!

Aşağıdakiler, Türk kahvesi ve diğer kafeinli kahvelerin bilinen yararlarıdır:


Kahve, kanser riskini azaltabilir: Uzun süreli kahve tüketiminin kanser oluşumu olasılıklarını azalttığı kanıtlanmıştır. Bunun için en iyi örnek,  endometri kanseridir. Kahvenin bu kanser oluşumuna karşı vücudu yüzde 2 koruduğu keşfedilmiştir. Kahvenin ayrıca östrojen reseptörü negatif olan göğüs tümörleri (henüz vücuda yayılmamış olan meme kanseri) riskini de azalttığı bilinmektedir.   

Bu çalışmalar kimyasal olarak Fransız, Yunan ve Türk kahvesiyle aynı olan İskandinav demlenmiş kahvesini tüketen katılımcılarda gözlemlenmiştir. Kahve mağazasındaki kahveler aynı korumayı sağlamayabilir. Bu, filtre kahvenin kahveye özel yağ asitlerini yeteri kadar içermemesinden kaynaklanmaktadır. Bu kahveye özel yağ asitlerinin, hayvanlar üzerinde yapılan deneylerde kanser hücrelerinin gelişimini azalttığı ve durdurduğu kanıtlanmıştır.  Organik ve dürüst ticaret sertifikalı olan kahve, tüketim için en iyi seçimdir. Bu kahve, klorlu filtrelerle hazırlanmamalı ve demlenmemelidir. Aynı şekildeki kafeinsiz kahve de işe yarayabilir, fakat kafein içeriğini kaldırmak için kullanılan yoğun kimyasal işlemden dolayı daha az doğal bir seçimdir.

Kahve, diyabet (şeker hastalığı) riskini de azaltabilir: Kahve üzerine yapılan araştırmalar, kahve tüketiminin tip 2 diyabet riskinin gelişimine karşı koruyabileceğini gözler önüne sermektedir. Kahve, bunu kandaki cinsiyet hormonlarını bağlayan globulin (SHBG) seviyelerini arttırarak yapar. SHBG, tip 2 diyabet gelişiminde rol oynadığı düşünülen östrojen ve testosteron aktivitelerini düzenleyen bir proteindir.

Dört fincan kahve içen kadınların SHBG'nin daha yüksek seviyelerine sahip oldukları ve kahve içmeyenlere oranla yüzde 56 daha az hastalık gelişimine sahip oldukları keşfedilmiştir. Kahve tüketiminin vücut metabolizmasını arttırarak ve insülin hassasiyetini iyileştirerek glukoz toleransını geliştirdiği düşünülmektedir. 

Kahve, erken ölüm riskini de azaltabilir: Araştırmacılar, 50 yaş üzerindeki yetişkinlerde kahve içenlerin daha az erken ölüm riskine sahip olduklarını keşfettiler. Bu, günde ortalama dört ila beş fincan kahve içen erkek ve kadınlarda gözlemlenmiştir.

Tüm bunlara rağmen, haddinden fazla kahve içmek; endişeye, sinirliliğe, şiddetli baş ağrılarına ve mide problemlerine yol açabilir. 

Kahve, yağları da eritebilir: Egzersiz yapmadan önce kahve içmek,  dayanma gücünüzü ve yağ yakma potansiyelinizi arttırabilir.  Bu, kafeinin yağ rezervlerini vücudunuzda  enerji olarak kullanmanıza yardımcı olma yoluyla kas yorgunluğunun başlamasını geciktirmesinden dolayıdır. Buna ilaveten, kafeinin egzersiz esnasında kas ağrısını azalttığı kanıtlanmıştır, böylece vücudunuz egzersize biraz daha fazla dayanabilir. 

Kahve, karaciğer yağlanmasını azaltabilir: Yeni yapılan bir araştırma, kahve tüketiminin alkole bağlı olmayan karaciğer hastalığından (NFLD'den) muzdarip olan hastalarda karaciğer yağlanmasını azalttığını keşfetti. Bu tür bir karaciğer hastalığı; şeker hastaları gibi karaciğeri etkileyen, önceden var olmuş durumlara sahip olan kişilerde ilerler. 

Türk kahvesinin tüketimi üstte belirtilen kafeinin yararlarından istifade etmenize yardımcı olabilir. Bu, esasen şu nedenlerden dolayıdır:

1.Çok güçlüdür: Türk kahvesi yoğun bir kahve olarak servis yapılmaktadır. Ufak boy olan fincanının içeriği,  normal boy kahve fincanındakine eşittir.

2. Uygun maliyetlidir: Türk kahvesi hazırlamak, espresso makinesini kullanmaktan daha ucuzdur. Filtresiz olduğundan dolayı, arzu ettiğiniz miktara göre daha çok veya daha az miktarı tercih edebilirsiniz. 

3.Lezzetlidir: Türk kahvesi; lezzetli bir kahve içeceğidir, çünkü demlenmiş içecek daha lezzetlidir ve ilave edilmiş olan şeker ve baharat miktarı da damak lezzetinize göre ayarlanabilir.


     Çeviren: Esin Tezer

15 Ağustos 2015 Cumartesi

BEYİN KÖTÜ ANILARI NASIL SİLİYOR?

Yeni araştırma, 'korku' olmaması için iki beyin bölgesi arasındaki işleme bağlantısının önemli olduğunu teyit ediyor!

Bize korku ve endişeyi unutturan yeni bir beyin devresi keşfedildi!

Beyin, tehditlere karşı bizleri alarma geçirmede çok başarılıdır: Yüksek sesler, zehirleyici kokular, yaklaşan yırtıcı hayvanlar! Hepsi de duyusal nöronlarımıza elektriksel dürtüleri yollar, beyinlerimizin korku devresini sıkıştırır ve bazı durumlarda da bizleri savaşmaya veya kaçmaya zorlar. Beyin, önceden olan tehdidin veya şaşırtıcı uyarının da zararsız olduğu ya da artık geçtiğini bilme konusunda da uzmandır. Fakat bu sistem  bazen işlemez ve hoş olmayan şeyler meydana gelir; bu aksaklığın Travma sonrası stres bozukluğu hastalığının (PTSD'nin) kökeni olduğu düşünülmektedir.  Yeni bir araştırma; beynin kötü anıları silmeden sorumlu nöronal  devresini, PTSD hastalığını ve diğer endişeye bağlı hastalıkların bulgularını belirledi.

Diğer pek çok duygu gibi korku da nörolojik olarak karmaşıktır. Fakat bundan önceki bir çalışma, beynin korku tepkilerini arttıran ve düzenleyen iki belirli alanını vurguladı. Şakaklarımızın altında çift kavisli beyin dokusu olan Amigdala, duygusal reaksiyonlardan sorumludur ve korktuğumuz zaman harekete geçer. Eğer belirli bir tehdit zararsız çıkarsa, alnın altındaki Prefrontal Korteks olarak adlandırılan  beyin bölgesi harekete geçer ve korku geçer. Üzüntü veren hatıraları yok etme yeteneğimiz Amigdala ve Prefrontal Korteks'in beraber yaptıkları çabaya bağlıdır. Ulusal Sağlık Enstitütüsü'nde Andrew Holmes tarafından yürütülen yeni bir çalışma, iki beyin arasında işleyen bağlantının korkmayı durdurmak için gerekli olduğunu teyit ediyor. 

Genelde hiç durmaksızın gürültülü sesler dinletilen fareler yakın zamanda daha yumuşak sesler içeren bir "şokla" karşılaşınca bunun zararsız olduğunu anladılar ve korkmayı bıraktılar. Yazarlar Optogenetik teknolojisini, belirli nöronları ve hayvan davranışını ışığı kullanıp denetleyerek azalttılar. Amigdala-Prefrontal Korteks bağlantısını bozmanın farelerin yumuşak tonlu sesleri negatif ilişkilendirmelerini önlediğini keşfettiler. Nöro biyoloji deyişiyle, hafızanın yok olması ortadan kalktı. Bunun tersinin de doğru olduğunu keşfettiler. O devreyi uyaran korku dolu hatıraların yok olmasının artmasına da katkıda bulundu.

Araştırmalar şimdiye kadar  Amigdala-Prefrontal  Korteks bağlantı yolunun korkunun yok olmasını azalttığından emin değildiler. Her iki yapı da  diğer pek çok beyin bölgesiyle iletişim halindedir, bu nedenle davranış üzerindeki etkilerini ayrı tutmak  bir meydan okuma olurdu. Optogenetik bu keşfi mümkün hale getirdi, Ulusal Sağlık Enstitüsü (NIH) grubu sadece iki beyin bölgesi arasında inceleme yapılmasına olanak sağladı. Nöronal aktivite ve davranış arasında daha doğru bir korelasyonu sağladı. 

Holmes, Amigdala ve Prefrontal Korteks'i karmaşık bir iletişim ağında iki ana merkez olarak görüyor. PTSD gibi korkunun yok olmaması olan bir hastalık durumunda ise merkezlerin kendisinde değil, sadece iki bölge arasında  bir bağlantı meydana geliyor. Holmes, "Korkuyu yok etmek için bana göre onu izole etmek ve iletişimin bir hattını tedavi etmek merkezleri yeniden düzenlemeye çalışmaktan  iyidir. Çoğu iyi çalışan tüm beyin fonksiyonları pek çok hattın iletişimini sağlar" diyor. 

Kemirgenler ve insanlar arasındaki korku devresindeki benzerlikler keşfedildikten sonra, yeni bulgular korku devresini tedavi eden ilaçlar dahil, endişe hastalıklarını iyileştirici yaklaşımlara yeni bir araştırma  sağlayabilir. Holmes, korkuyu yok etmenin "nöral plastisite yani nörotransmiter'ları düzenleyen bileşimlere, beynin kendi kannabinoid'lerinden (bağımlılık yapıcı maddeler) etkilenmesine, beynin yeni nöronal bağlantıları yapabilme yetisine bağlı olduğuna inanıyor.  Kannabinoid sistemi değiştiren ilaçlar korku devresini değiştirebilir, endişeyi azaltabilir. 

Nöro uyarma teknikleri, transkranial manyetik uyarma ve hatta optogenetik dahil, standart endişe tedavilerini arttırmak için tedavi edici bir şekilde kullanılabilir. Böyle olan tedavilerden bir tanesi hastaların artık onlara endişe yaratmayana  kadar kendilerini anormal şekilde stres dolu hissettikleri uyarılara maruz kaldıkları ekspozür tedavisidir. Belki de acı dolu hatıradan tekrarlananlarının korku devresini dışarıdan uyarması ve korkuyu arttıran uyarılara tekrar maruz kalmak PTSD ve diğer endişe bağlı hastalıkların semptomlarını yok etmede işe yarayabilir. 

Holmes'ün işaret ettiği gibi bu, ev internet bağlantınızın yavaş olmasından farksızdır: " Sinyalinizi arttırmak için telefon direğindeki hatalı kabloyu tamir etmeye çalışmak ve iletişimin pek çok hattını aksatmak yerine sadece iletişimin hatalı hattını tamir etmek daha iyidir.”

http://www.scientificamerican.com/article/how-the-brain-purges-bad-memories/?WT.mc_id=SA_WR_20150805

Çeviren: Esin Tezer


3 Ağustos 2015 Pazartesi

ŞÜKRÜN İYİLEŞTİRİCİ GÜCÜNÜ ELDE EDİN!





ŞÜKÜR; mutluluğumuzu arttırmak, sevgi dolu ilişkiler yaratmak ve hatta sağlığımızı iyileştirmek için kullanabileceğimiz son derece güçlü bir kuvvettir. 
  
Dünyaca ünlü psikologlar Robert Emmons ve Michel McCullough'un yaptığı araştırma ve pek çok bilimsel araştırma, bilinçli bir şekilde şükretmeye odaklanan insanların kendilerini şükretmeyen insanlardan daha iyi hissettiklerini ve daha iyi fiziksel sağlığa sahip olduklarını keşfetti. Karşılaştırılan kontrol gruplarında şükür dolu olan insanlar:
.Genel olarak, kendilerinin daha iyi bir hayat yaşadıklarına inanıyorlar.
.Daha neşeli ve mutlu yaşıyorlar.
.Gelecek hakkında daha iyimser hissediyorlar.
.Daha az hastalanıyorlar.
.Daha düzenli egzersiz yapıyorlar.
.Daha fazla enerji, heyecan, kararlılık ve odaklanmaya sahipler.
.Önemli kişisel hedeflerini gerçekleştirmede daha büyük ilerleme kaydediyorlar.
.Daha iyi uyuyorlar ve uyandıklarında da kendilerini tazelenmiş hissediyorlar.
.Çalışmalar esnasında kendilerini daha güçlü hissettiler.
.Başkalarına yardım etmede ve onlara duygusal destek vermede daha başarılılar.
.Daha az strese sahipler.  

Eğer hayatınızda daha fazla mutluluk, neşe ve enerjiyi istiyorsanız; ŞÜKÜR, geliştirmeniz gereken çok önemli bir özellik. Bizleri sınırlanmadan, ilerlemeden ve sevgiden korkmaktan uzaklaştıran  şey kalbin doygunluğudur! Eğer bir şeyi takdir edersek, egomuz ortadan yok olur ve ruhumuzla bağlantıya geçeriz. ŞÜKÜR; "mucize" diye adlandırdıklarımızın ortaya çıkabileceği tek yer olan şimdiki ana dikkatimizi getirir. Ne kadar çok takdir edersek, o kadar çok ruhun gözleriyle görürüz ve hayatımız da o kadar çok evrenin yaratıcı gücüyle uyum içinde akar. 

 http://www.chopra.com/ccl/cultivate-the-healing-power-of-gratitude'den alıntı yapılarak çevrilmiştir.
Çeviren: Esin Tezer


16 Temmuz 2015 Perşembe

ORGANİK GIDANIN SAĞLIĞA OLAN FAYDALARI



1. Erken yaşlanmayı önler.

2. Kalp hastalıkları riskini azaltır.

3. Bağışıklık sistemini güçlendirir.

4. Hayvan sağlığına katkıda bulunur.

5. Gelecek nesiller için güvenli ve sağlıklı bir dünya sağlar.

6. Pestisitleri (tarım ilaçlarını) azaltır. 

7. Organik olmayan gıdadan daha lezzetllidir.

8. Kanseri önler.

Organik gıda tüketicileri,üreticileri ve çiftçileri genel olarak organik gıdanın organik olmayan gıdaya nazaran aşağıdaki faydaları sağladığına inanıyorlar.  Markette pahalı olan organik gıdalar üzerine bir çok tartışma yapılırken, organik gıdanın  bazı yararları olduğu kaçınılmaz.

Antioksidan kapasitesi

Organik gıdalardan çıkarılan antioksidanların sağlık etkileri üzerine tamamlanan birkaç çalışma  ve etkin sonuçlar antioksidanların organik gıdalardan geldikleri zaman daha fazla  etkiye sahip olduklarını gösterdi. Bu da kanser, kalp hastalığı, erken yaşlanma, görme problemleri ve idraksal bozukluk gibi şeylerin önlenmesinde pozitif etki sağlayan meyveler ve sebzelerin farklı vitaminler, mineraller ve organik  bileşiklerle negatif olarak etkileşimde bulunmasından dolayı olabilir. Yakın zamanda yapılan bir araştırma, organik gıdayı seçmenin besin değeri yüksek antioksidanların alınmasını arttırdığını ve toksik ağır metallere maruz kalmayı azalttığını ileri sürüyor.
Pestisitin (Tarım ilacının) Azalması

Organik gıda tüketicilerinin organik olmayan gıdaya karşı organik olanı seçmelerinin ana sebeplerinden  bir tanesi de pestisitlerdir. Mahsullerin böcekler dahil doğal dünyanın saldırısına uğramasını önlemek için pestisit kullanımı gerekmektedir. Bazı pestisitler mahsulleri etkilemese de, organik fosfor gibi güçlü kimyasalları içermektedirler. 
Bu; insanlar için gereksiz olan, doğal olmayan mineral bileşimdir fakat bu maddenin vücutlarımızdaki birikiminin yüzde 80'den fazlası pestisit kaplı gıdaları yemekten gelmektedir. Organik fosfor, otizm ve ADHD (Dikkat eksikliği) hastalığı da dahil pek çok gelişim sorunlarıyla bağlantılıdır. Dolayısıyla, organik gıda tutkunları bu konuda çok haklıdırlar. Açık söylemek gerekirse, pek çok insan çocuklarının sağlıklı yetişmesi için ve gelişim yıllarında toksinlerden etkilenmemesi için organik gıdaları seçmektedir! 

Kalp Sağlığı
Hayvanları çayırda otlatma zamanının artması hayvan ürünlerinde bulunan CLA (Konjuge Linoleik Asit) miktarlarını da arttırmaktadır. CLA; kalp sağlığı için faydalı olan, kardiyovasküler korumayı arttıran bir yağ asididir, yüksek miktarda anne sütünde ve serbest dolaşarak yetiştirilen hayvan etinde bulunmaktadır.

Bağışıklık Sistemi
Yakın zamandaki on yıllarda çiftçiler ve gıda yetiştiricileri için olan en büyük proje genetik değişiklikti (modifikasyondu). Domatesleri olduklarından altı kat daha fazla büyük yapma dünya açlık sorunları için uygun bir çözüm olarak gözükebilir ama bunun başka bir yanı da vardır. Genetik modifikasyon hâlâ başlangıç aşamasındadır, dolayısıyla onun insan sağlığı üzerindeki etkileri hâlâ istediğimiz gibi anlaşılamamıştır. Hayvanlar üzerinde yapılan testlerde, genetik olarak değiştirilmiş olan gıdaların bağışıklık sistemi gücünde büyük azalma yaptığı, doğum ölüm oranında artışa neden olduğu, bazı cinsel fonksiyon bozukluklarına, kanserlere ve alerji yapan maddelere karşı hassasiyete neden olduğu kanıtlanmıştır. Genetik olarak değiştirilen gıdalar hakkında bazı iyi şeyler olsa da, organik gıda vücut sağlığı için gerekli olan uzun dönem etkileri savunmaktadır.

Antibiyotiğe Olan Direnç
İnsanlar sağlıklarıyla ilgili olan konular hakkında çok hassastırlar ve bir bakteri onları hasta eder etmez sağlıklı kalabilmek için bazı aşıları olurlar, antibiyotikleri içerler. Fakat organik olmayan gıda kaynaklarında, bilhassa  besicilik ve yetiştirme çiftlikleri hayvanlarını beslemek için antibiyotik kullanmaktadır. Antibiyotiğin bu ekstra doz  alımı aslında bağışıklık sistemimizi zayıflatır, bağışıklık sistemini pek çok kez yeniden şekillendirir ve böylelikle de vücut kendini koruyamaz hale gelir. Organik gıda yetiştiricileri ve mandıracılar işlemlerinde antibiyotik kullanmamaktadırlar!

Genel Sağlık
Organik gıda kimyasal gübreleri kullanmak için hazırlanmadığına göre, bu güçlü kimyasalların kalıntılarını da barındırmaz ve insan vücudunu negatif bir şekilde etkilemez! Çiftlik gübresi gibi doğal olan gübreler mükemmel şekilde işler ve organik tarım yapan çiftçiler bu tür daha fazla kokan fakat daha güvenli olan gübreyi kullanmaktan mutludurlar.

Daha İyi Lezzet
Bazı insanlar, organik gıdanın organik olmayan gıdaya nazaran daha iyi lezzet verdiğine çok inanıyorlar. Bu inancın göze çarpan nedeni, onun organik yollarla üretilmesidir. Daha da fazlası organik gıda sıklıkla yerel olarak satılmaktadır, markette de taze bulunmaktadır. Bu da organik gıdayı uzak mesafelere dondurulmuş, yüklenmiş ve nakliye edilmiş olan gıdalardan  daha lezzetli yapmaktadır!

Çevresel Güvenlik
Zararlı kimyasallar organik tarımda kullanılmadıklarından minimum toprak, hava ve su kirliliği olmaktadır. Bu da  gelecek nesillerin yaşaması için daha güvenli ve sağlıklı bir dünya yaratmaktadır!

Hayvan Sağlığı
Hayvan sağlığı organik sütü, organik eti, organik kümes hayvanlarını ve organik balığı  üretmek için önemli bir konudur. İnsanlar organik hayvan ürünlerini yedikleri zaman hayvanlar mutsuz bir şekilde kafeste yetiştirilmedikleri için mutlu olmaktadırlar.


https://www.organicfacts.net/organic-products/organic-food/health-benefits-of-organic-food.html'den alıntı yapılarak çevrilmiştir.

Çeviren: Esin Tezer