Bilim ve Din

Bilim ve Din

10 Ağustos 2016 Çarşamba

Genler ölümden 48 saat sonra bile aktif haldeler!



Pek çok genin ölümden 48 saat sonra bile aktif halde olduğu keşfedildi!


Doktor, bir kişinin öldüğünü söylediğinde onun bedeni en azından 1 ya da 2 gün canlı halde oluyor! Hayvanlar üzerinde bulunan yeni kanıt, ölüm gerçekleştikten 48 sonra bile pek çok genin hâlâ aktif halde olduğunu ileri sürüyor!

Bu hareketlilik fareler ve zebra balığı üzerinde gözlendi, fakat genlerin ölmüş insanlar üzerinde de aktif olduğuna dair ipuçları var. Bu keşif, organ nakillerinin güvenli olmasına ve patologların ölüm zamanını tam olarak saptamasına da yardımcı olabilir. 

Seattle'daki Washington Üniversitesi'nden Peter Noble, Alex Pozhitkov ve çalışma arkadaşları fareler ve zebra balığının ölümlerinden hemen sonra organları üzerindeki gen aktivitesini  incelediler. Bunu da mesajcı RNA miktarının ne kadar olduğunu ölçerek yaptılar. Bu genlerin hücrelere protein gibi maddeler oluşturmasını ilettiği mRNA'daki (mikro RNA ya da mesajcı RNA)  artış, genlerin daha aktif olduğuna işaret eder.

Noble’ın ekibi zebra balığı üzerindeki mRNA seviyelerini ölçtü, fareler üzerinde de düzenli aralıklarla ölümden dört gün sonrasına kadar beyin ve ciğer örnekleri alındı. Daha sonra da bu mRNA seviyelerini ölüm anındaki seviyelerle karşılaştırdılar.

Tahmin ettiğiniz gibi, toplam mRNA seviyesi zaman geçtikçe azaldı. Fakat 548 zebra balığı geni ve 515 fare geniyle ilişkili olan mRNA'da ölümden sonra bir ya da  birden çok aktivite görüldü.  Bu, bazı genlerin aktif hale gelmesi ve hayvan öldükten uzun bir süre sonra için aktif  halde kalması için yeterli enerjinin ve hücresel fonksiyonun olduğunu gösteriyordu.

Farklı fonksiyona sahip yüzlerce gen ölümden hemen sonra "uyandı".  Bu durum doğumdan sonra genelde aktif halde olmayan cenin gelişim genlerini ve yakın zamanda kanserli hale gelmiş olan genleri de kapsadı. Genlerin ölümden 24 saat sonraki aktiviteleri zirve yaptı!

Buna benzer olan bir süreç insanlarda da gerçekleşebilir. Yakın zamanda yapılan çalışmalar multipl travma, kalp krizi veya boğulmadan ölen insanların kalp kasını kasan ve yaraları iyileştiren genler de dahil bazı genlerinin ölümden sonra 12 saatten  fazla aktif halde bulunduğunu göstermiştir.

Peki, genler neden ölümden sonra uyanıyorlar? Pek çok genin ağır yaralanmadan sonra iyileşmeye yardımcı olan fizyolojik süreçlerin veya yaşama döndürülmenin parçası olarak aktif hale gelmesi muhtemeldir. Örneğin bazı hücreler ölümden sonra sanki vücut canlıymış gibi vücudu zarara karşı korumak için iltihap süreciyle ilgili olan genleri harekete geçirmek için yeterli enerjiye sahip olabilirler.

Birleşik Krallık'taki Huddersfield Üniversitesi'nde adli genetikçi olan Graham Williams, "Bu alanda böyle bir yolun kat edilmesini görmek güzel fakat konu üzerinde daha fazla çalışılması gerekiyor" dedi. 

Araştırma kalp atışının, beyin aktivitesinin ve nefes almanın sona erdiği "ölüm" diye adlandırdığımız şey hakkında da önemli soruları ortaya çıkarıyor. Eğer genler ölümden sonra 48 saat aktif halde kalabilirse, o zaman bu kişi bu durumda teknik olarak "hâlâ yaşıyor" olmaz mı?  Noble, “Ölüm üzerinde çalışmak yaşamın biyolojisi üzerine yeni bilgi sağlayacak" şeklinde konuştu.

Çeviren: Esin Tezer
https://www.newscientist.com/article/2094644-hundreds-of-genes-seen-sparking-to-life-two-days-after-death/'den alıntı yapılarak çevrilmiştir.

28 Temmuz 2016 Perşembe

AYDINLANMA BEYNİNİZİ NASIL DEĞİŞTİRİYOR?

Aydınlanma, gizemli ve zor anlaşılır bir kavram ama deneysel bir analizle beyinlerimiz ve kendimiz hakkında çok şey öğrenebiliriz. Aydınlanma konusunda pek çok bilimsel test yapmış olan Dr. Andrew Newberg, insanların aydınlanma sürecinde “ben kavramından” arındıklarını söylüyor. Yapılan bilimsel analiz de beyin aktivitesinin bu algıya neden olduğunu teyit ediyor. Newberg, sözlerine şöyle devam ediyor: “Belki de Aydınlanma deneyimleri bir tür gözlük gibi: Numaralı gözlük camlarını kullanana kadar dünyayı hatalı bir görüşle görmeye devam ediyoruz.” 

“Aydınlanma Beyninizi Nasıl Değiştiriyor?” kitabının eş yazarı olan Dr. Andrew Newberg, bigthink videosuna şu açıklamaları yaptı: “Hayatımızda neyin önemli olduğuna karar vermemize yardım eden beynimizin duygusal bölgesi Limbik Sistem’dir. Bilhassa beyin taramalarında aydınlanan Amigdala ve Hipokampus alanları çok önemlidir. Hayatımızda gerçekten önemli bir şey olduğunda deliye dönerler! Limbik Sistem, olayları hafızamıza kaydetmemize yardımcı olur. Hayatımızda her gün binlerce şey olduğu için pek çok şeyi hatırlamayız çünkü beynimiz o türden tepkiyi tetiklemez. Fakat biriyle kavga edersek onu bir süre için hatırlamaya devam ederiz, çünkü o bizim için duygusal bir durumdur. İnsanlar yoğun türden aydınlanma deneyimlerini yaşadıkları zaman bunu neredeyse bir ömür boyu hatırlarlar. Bu deneyim onlar için yaşam değiştirici bir deneyim haline gelir. O noktadan sonra hayatlarındaki her şey farklıdır. Örneğin, bu deneyimlerin temel öğesi “TEKlik” hissini, evrenle olan bağlantıyı yaşamaktır. Kişiler Aydınlanma sürecinde “Kendimi evrendeki her şeyle bağlantılı hissediyorum. Sadece Tanrı var” derler. 

Beynimizin arkasında olan Paryetal Lob denilen bir alan tüm duyusal bilgiyi alır, “benlik algısını” yeniden inşa etmemize ve o benliği mekânsal şekilde dünyayla nasıl ilişkilendireceğimize yardım eder. Beynin bu alanının TEKlik deneyimleri yaşayanlarda sakinleştiğini keşfettik. Bu, mantığa uygun bir şey. Benlik algınızı ve mekân algınızı oluşturmaya çalışıyorsanız, bu algılar durduysa; benlik algınızı yitiriyorsunuz! Mekân algınız da artık kalmıyor! Bence Aydınlanma deneyiminin en önemli özelliklerinden bir tanesi de kalıcı olması, beyinlerimizi bu şekilde yeniden düzenlemesidir. Beynin pek çok bölgesinde inanılmaz bir değişim meydana gelmekte ve bu değişim kişinin düşünme, hissetme ve davranma şeklini yeniden düzenlemektedir. 

Son söyleyeceğim beyindeki anahtar alanlardan bir tanesi de Talamus adı verilen merkezî yapıdır. Talamus, beynin en derininde yer alıyor. Bazıları onu “bilincin merkezi” olarak görüyor. Talamus pek çok duyusal bilgiyi alıyor ve beynin farklı kısımlarına gönderiyor. Beynin farklı bölgelerinin birbiriyle iletişim kurmasına da yardımcı oluyor. Bu bölge, aydınlanmayla ilgili uygulamalar ve deneyimlerden en çok etkilenen bölge. Eğer Talamus değişim geçirdiyse,  kişinin tüm realite algıları değişiyor, realite hakkında düşündükleri değişiyor ve en sonunda da beyni o realiteyle etkileşim içinde oluyor!"

Çeviren: Esin Tezer


28 Haziran 2016 Salı

ŞÜKREDEN İNSANLARIN KALPLERİ DAHA SAĞLIKLI OLUYOR



"Allah'a şükreden bir kul olmayayım mı?" Rasulullah Efendimiz (sav)

Amerikan Psikoloji Birliği'nin yayınladığı bir araştırmaya göre, hayatta sahip olduğumuz şeyler için şükretmek; asemptomatik (herhangi bir belirti ve bulgu göstermeyen) kalp rahatsızlığı olan kişilerin zihinsel ve fiziksel sağlığına iyi geliyor.   

San Diego'daki Kaliforniya Üniversitesi'nde Aile Tıbbı ve Halk Sağlığı profesörü olan, önde gelen yazar Paul J. Mills; “Şükreden hastaların daha iyi ruh haline sahip olduklarını, daha iyi uyuduklarını, kalp sağlığıyla bağlantılı olarak da kalplerinin daha az yorgun olduğunu, daha az seviyede iltihaba neden olan biyo-işaretleyicilere sahip olduğunu keşfettik” dedi. Araştırma,  Spirituality in Clinical Practice® (Klinik Uygulamalarda Maneviyatın Yeri) dergisinde yayınlandı.

Şükür, yaşamınızın pozitif yönlerini takdir etmektir. Bu şükür duygusu bir evcil hayvan için de olabilir, bir kişi için de olabilir, Tanrı'ya şükretmemiz de olabilir. Bu duygu, maneviyatla da bağlantılıdır; çünkü daha önce yapılan bir araştırma, maneviyata bağlı  olan insanların fiziksel sağlıkları da dahil kendilerini daha iyi hissettiklerini ortaya çıkarmıştır. Mills ve onun çalışma arkadaşları, hem maneviyatın hem de şükür duygusunun hastalardaki olası sağlık işaretleyicileri üzerindeki rolünü incelediler. 

Araştırmacılar, standart uygulanan psikolojik testleri uygulayarak şükür ve manevi huzur puanlarını saptadılar. Daha sonra da onları şiddetli  duygusal çöküntü semptomu, uyuma kalitesi, yorgunluk, sorunlarla başa çıkabilme ve iltihaplı işaretleyiciler puanlarıyla karşılaştırdılar. Daha iyi ruh haliyle, daha iyi uykuyla, sorunlarla daha iyi başa çıkabilmeyle ve daha az iltihaplanmayla; kısacası ŞÜKÜR ve maneviyatın daha yüksek puan almakta olduğunu keşfettiler! İltihaplanma, çoğu zaman kalp yetmezliğini daha kötü bir hale getirir. 

Araştırmacıları bulgular hakkında şoke eden şey, şükürün ruhsal huzura tamamen ya da kısmen katkıda bulunmasıydı!

Paul J. Mills, konuyla ilgili olarak “Ruhsal huzurun daha iyi ruh hali ve uykuyla ilişkili olduğunu biliyorduk fakat bunları sağlayan şey ise maneviyatın şükür bakış açısıydı, sadece maneviyat değil," şeklinde konuştu.

Araştırmacılar bulgularını daha da fazla test etmek için, bazı hastaların sekiz hafta süre zarfında hafta boyunca şükrettikleri 3 şeyi kağıda yazmalarını istedi. Her iki grup da o zaman zarfı boyunca düzenli olarak klinik bakıma devam etti.

Mills, “Sekiz hafta boyunca şükür yazıları yazan hastaların yazı yazarlarken kalp hızı değişkenliği de dahil, bir çok önemli iltihaplanma biyo-işaretleyicilerinin dolaşım seviyelerinde azalmalar olduğunu keşfettik. Gelişmiş kalp atış değişkenliği, azalmış kardiyak riski olarak kabul edilir. Daha fazla şükür dolu olan kalp daha sağlıklı bir kalptir ve o şükür yazısı da kardiyak sağlığını desteklemenin kolay bir yoluydu" dedi.  

Bu yazı http://www.apa.org/news/press/releases/2015/04/grateful-heart.aspx'dn alıntı yapılarak çevrilmiştir.
Çeviren: Esin Tezer

10 Haziran 2016 Cuma

ORUÇ TUTMAK SAĞLIĞA İYİ GELİYOR



Bir söylentiye göre yıllarca tuttuğu oruçtan sonra  'Buda'nın bacakları bambu çubukları gibi, omurgası ip gibi, göğsü ise bir evin tamamlanmamış çatısı gibiydi; gözleri derin bir kuyu gibi içine çöküktü'. Buda; Aydınlanma'yı tabii ki sadece bu yoğun oruç programıyla  elde etmedi  ama yeni bir araştırma, sizi yiyeceklerden hafif bir şekilde mahrum bırakan bir diyetin kilo kaybettirmekle kalmayıp, sağlığınıza da iyi geldiğini ileri sürüyor. Araştırmacılar; ayda sadece 5 gün uygulanan bu hafif diyetin kardiyovasküler hastalık riskini azaltması da dahil, pek çok konuda sağlığa iyi geldiğini bildiriyorlar.

Yemek yemek ömrü kısaltıyor; aşırı yemek yemek ise sadece şeker hastalığı gibi hastalıklara yol açmakla bile kalmıyor!
"Kalori kısıtlaması" adı verilen, vücuda giren gıdanın %40'ını kesen bir diyet şekli çeşitli organizmalarda yaşam süresini uzatıyor; kanseri, kalp hastalığını ve diğer yaşlılık hastalıklarını önlüyor. 

Los Angeles'taki Güney Kaliforniya Üniversitesi'nde yaşlanma üzerine araştırmalar yapan Valter Longo ve onun çalışma arkadaşları, oruç tutmanın kemoterapi görülürken yan etki olarak hissedilen yorgunluk ve zayıflık hissini hafiflettiğini ve hayvanlar üzerinde yapılan çalışmaların da "kalori kısıtlaması" programına benzer şekilde sağlığa iyi geldiğini kanıtladılar.

Longo ve arkadaşları, yeni araştırmaları için oruç tutmanın yararlarını tetikleyen daha az yorucu bir diyet geliştirdiler. Her ay iki kez 4-günlük dönemler halinde yapılan programda, orta yaşlı olan fareler düşük proteinli, düşük kalorili yemekle beslendiler. Ayın geri kalan kısmında ise istedikleri gibi beslendiler.

Araştırmacıların internetteki Cell Metabolism (Hücre Metabolizması) dergisine bugün verdiği rapora göre, fareler zayıfladı ve kansere yakalanma riskleri %45 azaldı. Fareler, yağsız yemekleri yerken kan şekeri seviyeleri %40 daha azaldı ve kanlarındaki insülin miktarı %90 oranında düştü. Beyin gücü yaşla birlikte azalsa da, fareler zihinsel becerilerini daha fazla koruyabildiler. Teste tabi tutulan fareler diğer denek hayvanlarını da iki tür hafıza testinde de geçtiler. Hafızadan sorumlu olan beyin bölgesi Hipokampus'larında da muhtemelen yeni nöronlar oluştu. 

Araştırmacılar aynı şeyin insanlar üzerinde de aynı etkiyi yapıp yapmadığına karar vermek için enerji veren atıştırmalıklar, çorbalar ve çaylardan oluşan bir menü yarattılar. Bir günlük kalori miktarları 725 ila 1090 kalori arasındaydı. Longo, “Bu, ravioli (İtalyan usulü mantı) yemek gibi bir şey değil ama hiç yemek yememekten daha iyi" dedi. Amerika'da sıradan bir kişinin günlük olarak 2000 ila 3000 arasında kaloriye ihtiyacı var, kalori sınırlaması uygulayan bir kişi 1200 kaloriye kadar aldığı kalori miktarını sınırlandırabilir.
Çalışmaya katılan gönüllüler farelere benzer bir şekilde 5 gün boyunca bu diyeti uyguladılar ve ayın geri kalan kısmında normal yemek alışkanlıklarına döndüler. Araştırmacılar, tezlerinde bu "oruç taklidi" olan rejimin ilk 19 denek üzerindeki sonuçlarını bildirdiler. 

Sadece diyet ve normal yemek yeme arasındaki üç seferlik değişim; katılımcıların fiziksel durumunu iyileştirdi, kan şekerlerini düşürdü, karın yağlarını azalttı ve kardiyovasküler sistem hastalıklarıyla ilişkilendirilen yüksek protein seviyelerini indirdi. Longo ve çalışma arkadaşları, kandaki bazı kök hücrelerin biraz fazlalaştığını da gözlemlediler. Bu diyetin insanlarda da rejenerasyona (vücudu yenilemeye) yol açabileceğini iddia ettiler. Longo, “Oruç taklidi olan diyetin vücudu gençleştirdiğine inanıyoruz" şeklinde konuştu. 

Diğer araştırmacılar  sonuçları cesaretlendirici bulduklarını söylediler. Boston'daki Harvard Halk Sağlığı Okulu'nda moleküler biyolog olan Christopher Hine, “Bu diyet yaşlanmaya karşı gelebilir ve bana göre çok etkileyici" dedi. Aynı okulda biyokimyager olan James Mitchell da çalışmanın kalorileri her zaman kısmanın gerekli olmadığını gösterdiğini söyledi. Mitchell, sözlerine şöyle devam etti: "Sürekli olmayan periyotlar kalıcı etkilere sahip olabiliyorlar."    

http://www.sciencemag.org/news/2015/06/short-term-fasting-may-improve-health'den alıntı yapılarak çevrilmiştir.
Çeviren: Esin Tezer