Bilim ve Din

Bilim ve Din
kalpsağlığı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kalpsağlığı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Ağustos 2025 Perşembe

Daha Hızlı Yürüyün, Daha Uzun Yaşayın: Günde 15 Dakika Yürüyüş Bile Ömrünüzü Nasıl Uzatıyor?

 

Düzenli yürüyüş yapmanın vücut sağlığı ve iyiliği için önemli yararlara sahip olduğu son derece iyi bilinmektedir. Bu konuyla ilgili yakın zamanda yapılan bir araştırma, öncelikli olarak orta ve yüksek gelirli beyaz nüfusa odaklandı. Elsevier Yayınevi tarafından Amerikan Önleyici Tıp Dergisi (American Journal of Preventive Medicine) için yayınlanan yeni bir araştırma, (29 Temmuz 2025) hızlı bir şekilde yapılan yürüyüşün sağlığı arttırmak için etkili fiziksel bir aktivite olduğunun önemini vurguluyor. 

Amerika’daki Vanderbilt Üniversitesi Tıp Okulu Epidemiyoloji (Hastalık Oluşum İncelemesi) Bölümü, Vanderbilt Epidemiyoloji Merkezi ve Vanderbilt Üniversitesi Tıp Merkezi Vanderbilt-Ingram Kanser Merkezi’nde Baş Araştırmacı olan Dr. Wei Zheng, konuyla ilgili şunları söyledi: "Her gün yürümenin sağlığa olan faydaları bilinmekle beraber yürüme hızının ölüm oranını nasıl etkilediği, düşük gelirli ve siyahi Amerikalı nüfusundaki etkileri hakkında sınırlı bir araştırma vardı. Araştırmamız, günde 15 dakika yapılan hızlı yürüyüşün bile ölüm oranını neredeyse yüzde 20 azalttığını gösterdi! Günde üç saatten fazla yapılan yavaş yürüyüşte ise ölüm oranı daha az düşüşteydi. Bu fayda, diğer yaşam stili faktörleri ve çeşitli hassas analizler hesaba katıldığında bile güçlüydü.”

Hızlı yürümenin koruyucu etkisi tüm ölüm nedenlerini kapsıyordu fakat bu durum en fazla kardiyovasküler hastalıklar için bildirildi. Daha da önemlisi, hızlı yürümenin faydaları tüm serbest zamanda yapılan fiziksel aktivite seviyelerinden de (LTPA) bağımsızdı. Zaten yavaş yürüyen veya bazı fiziksel aktiviteleri yapanlarda bile daha hızlı yürümek ölüm oranını düşürdü.

Hızlı yürümenin faydaları üzerine yapılan araştırmanın kardiyovasküler sağlıkla ilgili olan yararları şunlardır:

1.Kalp Sağlığının Verimliliğini Arttırır: Hızlı yürüme; aerobik bir egzersiz olarak kardiyak çıkışını (kardiyak debisini) geliştirir, oksijen sevkiyatını arttırır ve tüm kardiyovasküler sağlığın daha iyi olmasına öncülük ederek kalbin pompalama hareketinin etkinliğini arttırır.

2.Kardiyovasküler Riski Faktörlerini İdare Eder: Düzenli hızlı yürüme; vücut ağırlığını ve bileşimini kontrol etmeye yardımcı olur, aşırı şişmanlığı ve yüksek tansiyon (hipertansiyon), kanda aşırı oranda yağ bulunması (dislipidemi) gibi riskleri azaltır.

3.Kolaylıkla Ulaşılabilen: Hızlı yürüme, tüm yaşlardaki ve formda olan insanlar için uygun, düşük tempolu bir aktivitedir.

https://www.sciencedaily.com/releases/2025/07/250729001211.htm ‘den alıntı yapılarak çevrilmiştir.

Çeviren: Esin Tezer

 

27 Mayıs 2025 Salı

Kalbin Kendi Beyni Var

 

İsveç’teki Karolinska Enstitüsü ve Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Columbia Üniversitesi tarafından yürütülen yeni araştırma, kalbin mini bir beyninin olduğunu gösterdi; kalbin atışını kontrol eden kendi sinir sistemi var. Zannedilenden çok daha değişik ve karmaşık olan bu sistemin daha iyi anlaşılması, kalp hastalıklarında yeni tedavilere yol açabilir. Zebra balıkları üzerinde yürütülen çalışma, Nature Communications dergisinde yayınlandı.

Kalbin uzunca bir süredir sadece beyinden gelen sinyalleri ileten otonom sinir sistemince kontrol edildiği düşünülmüştü. Kalbin kalp duvarının dış katmanlarında gömülü sinir ağının ise beyinden gelen sinyalleri aktaran basit bir yapı olduğu düşünülüyordu. Fakat son araştırmalar, kalbin bundan daha gelişmiş bir işlevi olduğunu akla getiriyor.

Kalp atışının kontrolü

Bilim insanları artık kalbin, ritmini kontrol yönünden çok önemli olan kendine ait karmaşık bir sinir sistemi olduğunu keşfetti.

İsveç’teki Karolinska Enstitüsü’nün Sinirbilim Bölümü’nde çalışan ve çalışmaya önderlik eden baş araştırmacı ve Doçent Konstantinos Ampatzis konuyla ilgili şunları söyledi: “Bu ‘küçük beynin’, kalp atışını sürdürme ve kontrol etmede kilit bir rolü var. Beynin hareket ve nefes alma gibi ritmik fonksiyonları düzenlemesi gibi o da kalp atışını düzenliyor.”

Araştırmacılar, kalpte farklı işlevlere sahip birkaç nöron tipi belirlediler. Bunlar arasında kalp hızını ayarlama özellikleri bulunan ufak bir nöron grubu da yer alıyor. Klinik sonuçlar doğurabilecek bulgular, kalp atışının nasıl kontrol edildiğine dair mevcut görüşe meydan okudu.

İnsan kalbine benziyor

Ampatzis,“Kalbin içerisindeki sinir sisteminin ne kadar karmaşık olduğunu gördüğümüzde şaşırmıştık” dedi. “Bu sistemin daha iyi anlaşılması, kalp hastalıklarına dair yeni fikirler edinmemize yol açabilir ve düzensiz kalp atışı gibi hastalıklar bakımından yeni tedavilerin geliştirilmesine yardımcı olabilir.”

Çalışma, insanların kalp atış hızı ve genel kalp fonksiyonuyla güçlü benzerlikler sergileyen bir hayvan modeli olan zebra balığı üzerinde yürütüldü. Araştırmacılar kalp içerisindeki nöronların bileşimini, düzenlenişini ve işlevini tek hücreli RNA dizileme, anatomik çalışmalar ve elektrofizyolojik yöntemler gibi farklı metotları birleştirerek ortaya çıkardılar.

Yeni terapi hedefleri

Ampatzis sözlerini şöyle tamamladı: “Şimdi kalbin beyninin gerçek beyinle etkileşime girerek egzersiz, stres veya hastalık gibi farklı koşullar altında kalp fonksiyonlarını nasıl düzenlediğini araştırmaya devam edeceğiz. Kalbin sinir ağında meydana gelen bozulmaların, farklı kalp bozukluklarına nasıl katkı yaptığını inceleyerek yeni terapi hedefleri belirlemeyi amaçlıyoruz.”

Çalışma, ABD’deki Columbia Üniversitesi’nde çalışan araştırmacılarla yakın işbirliği içerisinde yürütüldü ve diğer kurumların yanısıra Dr. Margaretha Nilsson Vakfı, Erik ve Edith Fernström Vakfı, StratNeuro ile Karolinska Enstitüsü tarafından fonlandı. Bildirilen bir çıkar çatışması bulunmuyor.

https://www.sciencedaily.com/releases/2024/12/241204114304.htm’den  çevrilmiştir.

Çeviren: Esin Tezer

8 Şubat 2025 Cumartesi

Kalbin Kendisine Ait Bir “Beyni” Var

İsveç’teki Karolinska Enstitüsü ve Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Columbia Üniversitesi’nde yapılan yeni bir araştırma, kalbin kendisine ait küçük bir beyine ve bu beynin kalp atışını kontrol eden bir sinir sistemine sahip olduğunu gösterdi. Düşünüldüğünden daha farklı ve karmaşık olan bu sistemi daha iyi anlamak, kalp hastalıklarına yeni tedavileri sağlayabilir. Nature Communications dergisinde yayınlanan çalışma zebra balığı üzerinde yürütüldü.

Kalbin uzun zamandan beri sadece beyinden sinyalleri ileten otonomik sinir sistemi tarafından kontrol edildiği düşünülmekteydi.  

Kalbin kalp duvarının yüzeysel katmanlarına gömülü olan nöral ağı, beyinden sinyalleri ileten basit bir yapı olarak kabul edilmekteydi.

Yeni yapılan araştırma ise onun bundan çok daha fazla gelişmiş bir fonksiyona sahip olduğunu ispatladı.

Kalp Atışını Kontrol Etmek

Bilim insanları şimdi kalbin hayati şekilde kendi ritmini kontrol eden karmaşık bir sinir sistemine sahip olduğunu keşfettiler.

Araştırmayı yürüten İsveç’teki Karolinska Enstitüsü’nde Nörobilim Bölümü Araştırma Müdürü ve Öğretim Görevlisi olan Konstantinos Ampatzis, konuyla ilgili şunları söyledi: "Bu “Küçük Beyin” kalp atışını sağlama ve kontrol etmede anahtar role sahip. Bu da beynin hareket kabiliyeti ve nefes alma gibi fonksiyonlarını düzenlemesine benzer şekilde.

Araştırmacılar kalpte hız belirleyici özelliklere sahip küçük bir grup nöronlar da dâhil, farklı fonksiyonları olan çeşitli türdeki nöronları belirlediler.

İnsan Kalbine Benzer

Konstantinos Ampatzis sözlerine şöyle devam etti: "Kalpteki sinir sisteminin ne kadar karmaşık olduğunu görmemiz bizim için hayret vericiydi. Bu sistemi daha iyi anlamak, kalp hastalıkları için yeni kavrayışları sunabilir ve Aritmi gibi kalp ritim bozuklukları olan hastalıklar için de yeni tedavileri geliştirebilir.

Çalışma, insan kalp atış hızı ve kalp fonksiyonuna çok benzer olan hayvan modeli zebra balığı üzerinde gerçekleştirildi.

Araştırmacılar; tek hücre RNA sıralaması, anatomik çalışmalar ve elektrofizyolojik teknikler gibi metodlar karışımını kullanarak kalpteki nöronların yapısının, organizasyonunun ve fonksiyonunun haritasını çizebildiler.

Çeviren: Esin Tezer

 https://www.sciencedaily.com/releases/2024/12/241204114304.htm’den alıntı yapılarak çevrilmiştir.

11 Ocak 2025 Cumartesi

Yalnızlığın Kalp Hastalığı, Felç Riski Ve Enfeksiyona Duyarlılıkla Bağlantılı Olduğu Keşfedildi

 

Yeni yapılan bir araştırma, dostlar ve ailemizle olan ilişkilerimizin bizi sağlıklı kıldığını çünkü bunun bağışıklık sistemimizi desteklediğini ve kalp hastalığı, felç ve tip 2 diyabet gibi hastalık risklerini de azalttığını kanıtladı!

İngiliz ve Çinli araştırmacılar bu sonuca İngiliz Biobank’ten 42,000’den fazla yetişkinin kan örneğinden alınan proteinlerin üzerinde çalışarak ulaştılar. Araştırmanın bulguları bugün Nature Human Behaviour dergisinde yayınlandı.

Biyolojik mekanizmaları incelemenin bir yolu, kanda dolaşan proteinleri incelemektir. Proteinler, genlerimiz tarafından üretilen moleküllerdir ve vücudumuzun düzgün çalışması için gereklidirler.

İngiltere’deki Cambridge Üniversitesi ve Çin’deki Fudan Üniversitesi’ndeki bilim insanları tarafından yönetilen bir ekip, İngiltere’deki Biobank’de 40-69 yaş arasındaki yetişkinlerin 42,000’den fazla kan örneğindeki “Proteom”ları inceledi.

Ekip Proteom’ları incelediğinde ve yaş, cinsiyet ve sosyoekonomik geçmişi ayarladığında sosyal izolasyon ilişkili 175 protein ve yalnızlıkla ilişkili 26 protein olduğunu keşfetti. Bu proteinlerin pek çoğu iltihap tepkisi, viral enfeksiyon ve bağışıklık tepkilerimizin bir parçası olarak ve hatta kardiyovasküler hastalık, tip 2 diyabet, felç ve erken ölümle de bağlantılı olarak üretilmişti.

Yalnızlık sonucu yüksek seviyede salgılanan proteinlerden bir tanesi de ADM proteiniydi. Daha önce yapılan çalışmalar, bu proteinin strese tepki verme ve “Sevgi hormonu” olarak adlandırılan, stresi azaltan ve ruh halini iyileştiren Oksitosin gibi olan stres hormonlarını düzenlemede rol oynadığını kanıtladı.

Ekip, ADM proteini ve bedenimizin içerisinde neler olup bittiğini algılayan beyin duyusu olan İnsula arasında güçlü bir ilişki olduğunu keşfetti. ADM proteini seviyeleri arttıkça, bu bölgenin hacmi azalıyordu. Yüksek ADM seviyeleri duygusal, ödül ve sosyal süreçlerle ilişkili olan beyindeki Sol Kaudat’ın hacminin daha az olmasıyla da bağlantılıydı. Buna ilaveten, ADM’nin yüksek seviyeleri erken ölüm riskinin artmasıyla da ilişkiliydi.

Diğer tanımlanmış proteinler insülin direnci gelişimi, Ateroskleroz (Atardamarların kireçlenmesi) ve kanser oluşumu gibi rolleri oynarken; proteinlerin bir diğeri olan ASGR1 ise yüksek kolesterol ve kardiyovasküler hastalık riskinin artmasıyla ilişkilidir.

https://www.sciencedaily.com/releases/2025/01/250103125029.htm den alıntı yapılarak çevrilmiştir.

Çeviren: Esin Tezer

24 Ocak 2024 Çarşamba

Atardamar Hastalığının Temel Etkeninin Basınçla İş Gören Köpük Hücre Oluşumu Olduğu Ortaya Çıktı

 

Gelişmiş Bilim (Advanced Science) dergisinde yayınlanan yeni bir çalışma; yüksek tansiyonun (Hypertension) Atardamar (Arteriyel) hastalığını nasıl ateşleyip, ilerlettiğinin sırlarını gözler önüne serdi! Birleşik Krallık, Londra’daki Queen Mary Üniversitesi’nde Kardiyovasküler Mekanobiyoloji ve Biyomühendislik Bölümü Profesörü olan Thomas Iskratsch tarafından yönetilen araştırma ekibi; Atardamar duvarındaki kas hücrelerinin yüksek basınçla “Köpük Hücreleri”ne dönüştüğünü ortaya çıkardı. “Köpük Hücreleri” atardamarları bozan yapıtaşı tabakası oluşumudur.

Çalışma; kan damarı esnekliğinin ve kan akışının sağlanmasından sorumlu olan, bunun yükünü çeken Vasküler Yumuşak Kas Hücreleri (VSMC) üzerine odaklandı.

VSMC’ler, yüksek tansiyonun kronik stresi altında çarpıcı bir şekilde değişime uğruyorlar.

Araştırmacılar, bu hücrelerin yalnızca basınçla köpük hücrelerinden şekil değiştiren yağ damlacıklarıyla dolu olmak için tetiklendiklerini keşfettiler. Bu; damar tıkanıklığından (Ateroskleroz) kaynaklanan yaraların oluşumunun nedenidir, Atardamar hastalığının belirtisidir.

Profesör Iskratsch konuyla ilgili şunları açıkladı: "Bu bulgu çok önemli, çünkü VSMC’ler Atardamar tıkanıklıklarında bulunan köpük hücrelerinin yarısını oluşturuyorlar.

Araştırmacılar; gelişmiş imajlama tekniklerini ve basınca hassas olan protein Piezo1’i kullanarak “mekanik sinyalizasyon” yolunun, yağ metabolizmasının ve gen aktivitesinin yerini belirlediler.

Bilim insanları; VSMC’nin Köpük Hücreleri’ne olan dönüşümünü gerçekleştiren mekanizmaları hedefleyerek, damar tıkanıklığıyla ilgili yaralar için ilaç tedavisi geliştirebilirler ve hatta bu yaraları küçültebilirler.

Çeviren: Esin Tezer

https://www.sciencedaily.com/releases/2024/01/240105145053.htm’den alıntı yapılarak çevrilmiştir.

 

 


18 Nisan 2023 Salı

30'lu Yaşlardaki Yüksek Tansiyon, 70'li Yaşlardaki Kötü Beyin Sağlığının Habercisi

 


30’lu Yaşlardaki Yüksek Tansiyon, 70’li Yaşlardaki Kötü Beyin Sağlığının Habercisi

Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Kaliforniya Üniversitesi Davis’de (UC Davis) yapılan yeni bir araştırma; 30’lu yaşlardaki yüksek tansiyonun 75 yaş civarındaki insanların, bilhassa erkeklerin beyin sağlığını kötü etkilediğiyle yakından ilişkili olduğunu ispatladı.

Bu hafta Amerikan Tıp Derneği’nin internette yayınlanan tıp dergisi JAMA Network Open’da yayınlanan araştırmada, 30 ila 40 yaşlarındaki yüksek tansiyonlu kişilerle normal tansiyona sahip fakat daha yaşlı olan kişilerin MRI beyin taramaları karşılaştırıldı.

Araştırmacılar, yüksek tansiyona sahip olan grubun bölgesel beyin hacminin çok daha az ve beyaz madde bütünlüğünün daha kötü olduğunu gördüler. İki faktör de bunama (demans) hastalığıyla ilişkiliydi.

Araştırma, bazı bölgelerdeki azalmış gri madde hacmi ve azalmış frontal korteks hacmi gibi negatif beyin değişimlerinin erkeklerde daha kuvvetli görüldüğünü de ispatladı. Bilim insanları, farklılıkların kadınlarda menopozdan önceki östrojen hormonunun koruyucu faydalarından kaynaklandığını fark ettiler.

Kaliforniya Üniversitesi Davis’in Toplum Sağlığı Bilimleri Bölümü’nde Öğretim Üyesi olan ve tezin ilk yazarı Kristen M. George konuyla ilgili şunları söyledi: "Bunama tedavisi son derece kısıtlı olan bir tedavi, bu yüzden değiştirilebilir riski ve yaşam sürecindeki koruyucu faktörleri belirlemek hastalığın yükünü azaltmak için bir anahtardır. Yüksek tansiyon çok sık rastlanan bir durum ve tedavi edilebilir risk faktörü bunamayla ilişkili. Bu yaptığımız araştırma, erken yetişkinlikte görülen yüksek tansiyon (hipertansiyon)  durumunun onlarca yıl sonraki yaşlarda beyin sağlığı için önemli olduğuna işaret ediyor.”

Beyin Taramaları Farklılıkları Gözler Önüne Seriyor

Normal tansiyona sahip olan kişilerle yüksek tansiyonlu olmaya başlayan veya yüksek tansiyonlu olan kişilerin beyin taramaları karşılaştırıldığında daha az serebral gri madde hacmi, frontal korteks hacmi ve daha az beyin bağlantısına (fraksiyonel anizotropi) rastlandı.   Yüksek tansiyonlu olan erkeklerin sonuçları yüksek tansiyonlu kadınların sonuçlarından daha düşüktü.

Araştırma tezinin kıdemli yazarı, Kaliforniya Üniversitesi Davis’de Toplum Sağlığı Bilimleri ve Nöroloji Bölümü’nde Profesör ve Epidemiyoloji Kısmı Başkanı olan Rachel Whitmer, konuyla ilgili şunları söyledi: "Bu araştırma, genç yaştaki risk faktörlerinin önemini, yaşlanırken sağlıklı olmanız gerektiğini, tüm hayatınız boyunca kendinize dikkat etmenizin gerekli olduğunu kanıtlıyor. Kalp sağlığınız, beyin sağlığınızdır.”  Rachel Whitmer Kaliforniya Üniversitesi Davis’in Alzheimer Hastalığı Merkezi’nde de Müdür Yardımcısı olarak görev yapıyor.

Çeviren: Esin Tezer

https://www.sciencedaily.com/releases/2023/04/230407110728.htm’den alıntı yapılarak çevrilmiştir.

 

24 Kasım 2022 Perşembe

Kahve İçmek Ömrü Uzatıyor

 

ESC1’in dergisi European Journal Of Preventive Cardiology’de bugün yayınlanan bir araştırmaya göre, günde iki ila üç fincan kahve içmenin hiç kahve içmemeyle karşılaştırıldığında ömrü uzattığı ve kardiyovasküler (kalp veya kan damarları hastalıkları) riskini azalttığı keşfedildi. Araştırmadaki bulgular; öğütülmüş kahve, su katılarak anında hazırlanan kahve ve kafeinsiz kahve çeşitleri üzerindeki denemelerden sağlandı.

Araştırmanın yazarı, Melbourne-Avustralya’daki Baker Kalp ve Diyabet Araştırma Enstitüsü’nde Profesör olan Peter Kistler konuyla ilgili şunları söyledi: "Bu öğütülmüş, su katılarak anında hazırlanan ve kafeinsiz kahve üzerinde yaptığımız büyük, gözlemsel çalışmada kahvelerin hepsinin eşit seviyede kardiyovasküler hastalık ve ölüm riskinin azalmasıyla ilişkili olduklarını keşfettik. Sonuçlar bize öğütülmüş, su katılarak anında hazırlanan ve kafeinsiz kahvenin makul seviyede içilerek sağlıklı yaşam stilinin bir parçası olarak kabul edilmesi gerektiğini söylüyor.” 

Araştırma, düzensiz kalp atışı (aritmi) olmayan ve herhangi bir kardiyovasküler hastalığı olmayan toplam 449,563 katılımcı üzerinde yapıldı. Katılımcıların yaş ortalaması 58’di ve yüzde 55,3’ü kadındı. Katılımcılar, onlara her gün günde kaç fincan kahve içtiklerini, suyla anında hazırlanan, öğütülmüş kahve (kapuçino veya filtre kahve) veya kafeinsiz kahve içip içmediklerini soran soru testini tamamladılar. Daha sonra da kahveyi içme miktarına göre 6 gruba ayrıldılar: Günde hiç kahve içmeyenler, 1 fincandan az veya 1 fincan içenler, 2 ila 3 fincan kahve içenler, 4 ila 5 fincan kahve içenler ve 5 fincandan fazla kahve içenler. Araştırmadaki katılımcılar, en çok içtikleri kahve türünün suyla anında hazırlanan kahve olduğunu söylediler. 198,062 katılımcı, yani katılımcıların yüzde 44,1’i bu tür kahveyi tüketiyordu. Öğütülmüş kahve tüketen katılımcı sayısı 82,575’di, yani yüzde 18,4’dü ve kafeinsiz kahve tüketen katılımcı sayısı ise 68,416’ydı, yani yüzde 15,2’ydi. Karşılaştırma grubu 100,510 kahve içmeyen kişiydi, yani katılımcıların yüzde 22,4’ydü. 

Kahve içenler; kahve içmeyenlerle yaş, cinsiyet, etnik köken, aşırı şişmanlık (obezite), yüksek kan basıncı, şeker hastalığı (diyabet), uyku apnesi, sigara içme alışkanlığı, çay ve alkol tüketimi gibi faktörler göz önüne alınarak düzensiz kalp atışı, kardiyovasküler hastalık ve ölüm gibi durumlar hakkında karşılaştırıldı.

Araştırma boyunca katılımcıların 43,173’ünde (yani yüzde 9,6’sında) kardiyovasküler hastalık teşhis edildi.  Tüm kahve çeşitleri kardiyovasküler hastalığın azalmasıyla ilişkiliydi. En düşük risk grubu günde iki ila üç fincan kahve içenlerdi. Araştırma boyunca katılımcıların 30,100’ünde (yani yüzde 6,7’sinde) düzensiz kalp atışı teşhis edildi. Öğütülmüş ve anında suyla hazırlanan fakat kafeinsiz olmayan kahvenin atrial fibrilasyon da dâhil, düzensiz kalp atışının azalmasıyla ilişkili olduğu da keşfedildi. Günde dört ila beş fincan öğütülmüş kahve içenlerin kahve içmeyenlere nazaran kardiyovasküler hastalık riskinin yüzde 17 azaldığı gözlemlendi. Anında suyla hazırlanan kahveden günde iki ila üç fincan içenlerin ise hastalık riskinin yüzde 12 azaldığı görüldü.

Profesör Kistler sözlerini şöyle tamamladı: "Kafein, kahvenin en bilinen öğesidir fakat bu içecek 100 biyolojik aktif bileşenden fazlasını içeriyor. Kafeinsiz olan bileşimlerin kahve içme, kardiyovasküler hastalık ve hayatta kalma arasındaki pozitif denklemden daha sorumlu olması muhtemel. Bulgularımız, makul miktarda içilen her tür kahveyi içmekten vazgeçilmemesini ve bunun kalp sağlığını koruyan bir davranış haline getirilmesinden keyif alınması gerektiğini destekler nitelikte.”

https://www.sciencedaily.com/releases/2022/09/220926200838.htm’den alıntı yapılarak çevrilmiştir.

Çeviren: Esin Tezer