Bilim ve Din

Bilim ve Din
heart etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
heart etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Ağustos 2025 Perşembe

Daha Hızlı Yürüyün, Daha Uzun Yaşayın: Günde 15 Dakika Yürüyüş Bile Ömrünüzü Nasıl Uzatıyor?

 

Düzenli yürüyüş yapmanın vücut sağlığı ve iyiliği için önemli yararlara sahip olduğu son derece iyi bilinmektedir. Bu konuyla ilgili yakın zamanda yapılan bir araştırma, öncelikli olarak orta ve yüksek gelirli beyaz nüfusa odaklandı. Elsevier Yayınevi tarafından Amerikan Önleyici Tıp Dergisi (American Journal of Preventive Medicine) için yayınlanan yeni bir araştırma, (29 Temmuz 2025) hızlı bir şekilde yapılan yürüyüşün sağlığı arttırmak için etkili fiziksel bir aktivite olduğunun önemini vurguluyor. 

Amerika’daki Vanderbilt Üniversitesi Tıp Okulu Epidemiyoloji (Hastalık Oluşum İncelemesi) Bölümü, Vanderbilt Epidemiyoloji Merkezi ve Vanderbilt Üniversitesi Tıp Merkezi Vanderbilt-Ingram Kanser Merkezi’nde Baş Araştırmacı olan Dr. Wei Zheng, konuyla ilgili şunları söyledi: "Her gün yürümenin sağlığa olan faydaları bilinmekle beraber yürüme hızının ölüm oranını nasıl etkilediği, düşük gelirli ve siyahi Amerikalı nüfusundaki etkileri hakkında sınırlı bir araştırma vardı. Araştırmamız, günde 15 dakika yapılan hızlı yürüyüşün bile ölüm oranını neredeyse yüzde 20 azalttığını gösterdi! Günde üç saatten fazla yapılan yavaş yürüyüşte ise ölüm oranı daha az düşüşteydi. Bu fayda, diğer yaşam stili faktörleri ve çeşitli hassas analizler hesaba katıldığında bile güçlüydü.”

Hızlı yürümenin koruyucu etkisi tüm ölüm nedenlerini kapsıyordu fakat bu durum en fazla kardiyovasküler hastalıklar için bildirildi. Daha da önemlisi, hızlı yürümenin faydaları tüm serbest zamanda yapılan fiziksel aktivite seviyelerinden de (LTPA) bağımsızdı. Zaten yavaş yürüyen veya bazı fiziksel aktiviteleri yapanlarda bile daha hızlı yürümek ölüm oranını düşürdü.

Hızlı yürümenin faydaları üzerine yapılan araştırmanın kardiyovasküler sağlıkla ilgili olan yararları şunlardır:

1.Kalp Sağlığının Verimliliğini Arttırır: Hızlı yürüme; aerobik bir egzersiz olarak kardiyak çıkışını (kardiyak debisini) geliştirir, oksijen sevkiyatını arttırır ve tüm kardiyovasküler sağlığın daha iyi olmasına öncülük ederek kalbin pompalama hareketinin etkinliğini arttırır.

2.Kardiyovasküler Riski Faktörlerini İdare Eder: Düzenli hızlı yürüme; vücut ağırlığını ve bileşimini kontrol etmeye yardımcı olur, aşırı şişmanlığı ve yüksek tansiyon (hipertansiyon), kanda aşırı oranda yağ bulunması (dislipidemi) gibi riskleri azaltır.

3.Kolaylıkla Ulaşılabilen: Hızlı yürüme, tüm yaşlardaki ve formda olan insanlar için uygun, düşük tempolu bir aktivitedir.

https://www.sciencedaily.com/releases/2025/07/250729001211.htm ‘den alıntı yapılarak çevrilmiştir.

Çeviren: Esin Tezer

 

27 Mayıs 2025 Salı

Kalbin Kendi Beyni Var

 

İsveç’teki Karolinska Enstitüsü ve Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Columbia Üniversitesi tarafından yürütülen yeni araştırma, kalbin mini bir beyninin olduğunu gösterdi; kalbin atışını kontrol eden kendi sinir sistemi var. Zannedilenden çok daha değişik ve karmaşık olan bu sistemin daha iyi anlaşılması, kalp hastalıklarında yeni tedavilere yol açabilir. Zebra balıkları üzerinde yürütülen çalışma, Nature Communications dergisinde yayınlandı.

Kalbin uzunca bir süredir sadece beyinden gelen sinyalleri ileten otonom sinir sistemince kontrol edildiği düşünülmüştü. Kalbin kalp duvarının dış katmanlarında gömülü sinir ağının ise beyinden gelen sinyalleri aktaran basit bir yapı olduğu düşünülüyordu. Fakat son araştırmalar, kalbin bundan daha gelişmiş bir işlevi olduğunu akla getiriyor.

Kalp atışının kontrolü

Bilim insanları artık kalbin, ritmini kontrol yönünden çok önemli olan kendine ait karmaşık bir sinir sistemi olduğunu keşfetti.

İsveç’teki Karolinska Enstitüsü’nün Sinirbilim Bölümü’nde çalışan ve çalışmaya önderlik eden baş araştırmacı ve Doçent Konstantinos Ampatzis konuyla ilgili şunları söyledi: “Bu ‘küçük beynin’, kalp atışını sürdürme ve kontrol etmede kilit bir rolü var. Beynin hareket ve nefes alma gibi ritmik fonksiyonları düzenlemesi gibi o da kalp atışını düzenliyor.”

Araştırmacılar, kalpte farklı işlevlere sahip birkaç nöron tipi belirlediler. Bunlar arasında kalp hızını ayarlama özellikleri bulunan ufak bir nöron grubu da yer alıyor. Klinik sonuçlar doğurabilecek bulgular, kalp atışının nasıl kontrol edildiğine dair mevcut görüşe meydan okudu.

İnsan kalbine benziyor

Ampatzis,“Kalbin içerisindeki sinir sisteminin ne kadar karmaşık olduğunu gördüğümüzde şaşırmıştık” dedi. “Bu sistemin daha iyi anlaşılması, kalp hastalıklarına dair yeni fikirler edinmemize yol açabilir ve düzensiz kalp atışı gibi hastalıklar bakımından yeni tedavilerin geliştirilmesine yardımcı olabilir.”

Çalışma, insanların kalp atış hızı ve genel kalp fonksiyonuyla güçlü benzerlikler sergileyen bir hayvan modeli olan zebra balığı üzerinde yürütüldü. Araştırmacılar kalp içerisindeki nöronların bileşimini, düzenlenişini ve işlevini tek hücreli RNA dizileme, anatomik çalışmalar ve elektrofizyolojik yöntemler gibi farklı metotları birleştirerek ortaya çıkardılar.

Yeni terapi hedefleri

Ampatzis sözlerini şöyle tamamladı: “Şimdi kalbin beyninin gerçek beyinle etkileşime girerek egzersiz, stres veya hastalık gibi farklı koşullar altında kalp fonksiyonlarını nasıl düzenlediğini araştırmaya devam edeceğiz. Kalbin sinir ağında meydana gelen bozulmaların, farklı kalp bozukluklarına nasıl katkı yaptığını inceleyerek yeni terapi hedefleri belirlemeyi amaçlıyoruz.”

Çalışma, ABD’deki Columbia Üniversitesi’nde çalışan araştırmacılarla yakın işbirliği içerisinde yürütüldü ve diğer kurumların yanısıra Dr. Margaretha Nilsson Vakfı, Erik ve Edith Fernström Vakfı, StratNeuro ile Karolinska Enstitüsü tarafından fonlandı. Bildirilen bir çıkar çatışması bulunmuyor.

https://www.sciencedaily.com/releases/2024/12/241204114304.htm’den  çevrilmiştir.

Çeviren: Esin Tezer

8 Şubat 2025 Cumartesi

Kalbin Kendisine Ait Bir “Beyni” Var

İsveç’teki Karolinska Enstitüsü ve Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Columbia Üniversitesi’nde yapılan yeni bir araştırma, kalbin kendisine ait küçük bir beyine ve bu beynin kalp atışını kontrol eden bir sinir sistemine sahip olduğunu gösterdi. Düşünüldüğünden daha farklı ve karmaşık olan bu sistemi daha iyi anlamak, kalp hastalıklarına yeni tedavileri sağlayabilir. Nature Communications dergisinde yayınlanan çalışma zebra balığı üzerinde yürütüldü.

Kalbin uzun zamandan beri sadece beyinden sinyalleri ileten otonomik sinir sistemi tarafından kontrol edildiği düşünülmekteydi.  

Kalbin kalp duvarının yüzeysel katmanlarına gömülü olan nöral ağı, beyinden sinyalleri ileten basit bir yapı olarak kabul edilmekteydi.

Yeni yapılan araştırma ise onun bundan çok daha fazla gelişmiş bir fonksiyona sahip olduğunu ispatladı.

Kalp Atışını Kontrol Etmek

Bilim insanları şimdi kalbin hayati şekilde kendi ritmini kontrol eden karmaşık bir sinir sistemine sahip olduğunu keşfettiler.

Araştırmayı yürüten İsveç’teki Karolinska Enstitüsü’nde Nörobilim Bölümü Araştırma Müdürü ve Öğretim Görevlisi olan Konstantinos Ampatzis, konuyla ilgili şunları söyledi: "Bu “Küçük Beyin” kalp atışını sağlama ve kontrol etmede anahtar role sahip. Bu da beynin hareket kabiliyeti ve nefes alma gibi fonksiyonlarını düzenlemesine benzer şekilde.

Araştırmacılar kalpte hız belirleyici özelliklere sahip küçük bir grup nöronlar da dâhil, farklı fonksiyonları olan çeşitli türdeki nöronları belirlediler.

İnsan Kalbine Benzer

Konstantinos Ampatzis sözlerine şöyle devam etti: "Kalpteki sinir sisteminin ne kadar karmaşık olduğunu görmemiz bizim için hayret vericiydi. Bu sistemi daha iyi anlamak, kalp hastalıkları için yeni kavrayışları sunabilir ve Aritmi gibi kalp ritim bozuklukları olan hastalıklar için de yeni tedavileri geliştirebilir.

Çalışma, insan kalp atış hızı ve kalp fonksiyonuna çok benzer olan hayvan modeli zebra balığı üzerinde gerçekleştirildi.

Araştırmacılar; tek hücre RNA sıralaması, anatomik çalışmalar ve elektrofizyolojik teknikler gibi metodlar karışımını kullanarak kalpteki nöronların yapısının, organizasyonunun ve fonksiyonunun haritasını çizebildiler.

Çeviren: Esin Tezer

 https://www.sciencedaily.com/releases/2024/12/241204114304.htm’den alıntı yapılarak çevrilmiştir.

18 Şubat 2024 Pazar

Kalbimiz Direkt Olarak Duygularımızı Etkileyebilir

 

Endişeli bir haldeysek, beynimiz kalbimizi daha hızlı çalıştırır. Fakat kalbimiz hızlı attığında, beynimizle mi konuşur? Bilim insanları, yüzyıllardır kalbin zihni idare ettiği üzerine tartışıyorlar ve şimdi de Nature dergisinde bugün yayınlanan bir araştırmaya göre, fiziksel hallerin duygusal halleri etkileyebileceği kanıtlandı. Araştırma, sadece riskli durumlarda hızlı kalp atışının farelerde endişeli davranışlara yol açabileceğini keşfetti. Araştırmanın tezinin yazarları; kalbi hedef alan müdahalelerin panik bozukluğa karşı etkili bir tedavi olabileceğini ispat ettiğini ileri sürüyorlar.

Yeni araştırmayı yürüten, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Stanford Üniversitesi’nde bir nöro-bilim adamı ve psikolog olan Karl Deisseroth; kariyerinin başlangıcından beri kalbin duygusal süreçteki rolünü merak ediyordu. Psikiyatri stajyer doktoru olduğunda, artan kalp atışlarının panik bozukluğun yaygın belirtisi olduğunu öğrendi.

Artan kalp atışı için kullanılan “Taşikardi” terimi şimdi hem farelerdeki hem de insanlardaki endişenin bir işareti haline geldi. Deisseroth, konuyla ilgili “Ama şu ana kadar artan kalp atış hızının duygusal tepkiye neden olduğunu direkt olarak test etmenin bir yolu yoktu" dedi.     

Deisseroth’un ekibi 2019 yılında Opsin’lerin yeni özelliklerini keşfetmeye devam ederken, kırmızı ışığa yüksek derecede duyarlı ve güçlü elektrik akımı geçiren yeni Rodopsin kanallarını (Channelrhodopsin) keşfetti. Ekip, bu yeni tasarladıkları proteini “ChRmine” olarak adlandırdı. Araştırmacılar; kalptekiler de dâhil, artık vücuttaki tüm hücreleri ustalıkla idare edebileceklerdi.

Deisseroth ve onun çalışma arkadaşları, beynin kalple konuşan kısımlarını belirlemeye başladılar. Araştırmacılar, beyin aktivitesinin işaretini floresan ışıkla etiketleyen “Fos” adı verilen bir genle iki beyin bölgesini gözlem için izole ettiler: 1.Vücudun iç organlarından gelen girdiyi alan beyin bölgesi Posterior İnsular Korteks’i ve 2.Kalpten gelen girdiyi alan Prefrontal Korteks’i.

Araştırmacılar, en sonunda beyin ve kalbe aynı anda Optogenetik uygulamak için kalp atışı ve beyin aktivitesi arasındaki nedensel bağlantıyı tespit etmek istediler. Deisseroth, “Dikkate değer bir deneyi gerçekleştirdik” dedi. Araştırmacılar; Optogenetiği kullanarak, kalbi uyarıp bazı farelerin Posterior İnsular Korteks’indeki ve Prefrontal Korteks’indeki hücreleri kapattılar. Posterior İnsular Korteks’i sessiz hale getirdiklerinde (ama Prefrontal Korteks değil) yüksek kalp atış hızı artık stres dolu durumlardaki endişeli davranışları arttırmadı. Deisseroth sözlerine şöyle devam etti: “Bu, Prefrontal Korteks’in bu durumla alakalı olmadığı manasına gelmez. Korteks; kalbin daha hızlı attığının bilgisine sahip olur, fakat belki de o bilgiyi daha uzun zaman dilimlerinde kullanır.

Deisseroth; bu bulguların panik bozukluğa karşı kalp atışını hedeflemenin iyi tedavi edici bir yol olacağını ispatladığını söyledi ve sözlerini şöyle tamamladı: ”Yüksek kalp atış hızına ve endişe bozukluklarına sahip olan insanlarda kalp atışı tedavinin hedefi olabilir ve öyle de olmalıdır. Kalp hastalıklarıyla ilgili pek çok müdahale güvenlidir ve iyi tolere edilmiştir. İnsanlara hayli yardımda bulunabilir.”

Çeviren: Esin Tezer

https://www.the-scientist.com/the-heart-can-directly-influence-our-emotions-70995’den alıntı yapılarak çevrilmiştir.


24 Ocak 2024 Çarşamba

Atardamar Hastalığının Temel Etkeninin Basınçla İş Gören Köpük Hücre Oluşumu Olduğu Ortaya Çıktı

 

Gelişmiş Bilim (Advanced Science) dergisinde yayınlanan yeni bir çalışma; yüksek tansiyonun (Hypertension) Atardamar (Arteriyel) hastalığını nasıl ateşleyip, ilerlettiğinin sırlarını gözler önüne serdi! Birleşik Krallık, Londra’daki Queen Mary Üniversitesi’nde Kardiyovasküler Mekanobiyoloji ve Biyomühendislik Bölümü Profesörü olan Thomas Iskratsch tarafından yönetilen araştırma ekibi; Atardamar duvarındaki kas hücrelerinin yüksek basınçla “Köpük Hücreleri”ne dönüştüğünü ortaya çıkardı. “Köpük Hücreleri” atardamarları bozan yapıtaşı tabakası oluşumudur.

Çalışma; kan damarı esnekliğinin ve kan akışının sağlanmasından sorumlu olan, bunun yükünü çeken Vasküler Yumuşak Kas Hücreleri (VSMC) üzerine odaklandı.

VSMC’ler, yüksek tansiyonun kronik stresi altında çarpıcı bir şekilde değişime uğruyorlar.

Araştırmacılar, bu hücrelerin yalnızca basınçla köpük hücrelerinden şekil değiştiren yağ damlacıklarıyla dolu olmak için tetiklendiklerini keşfettiler. Bu; damar tıkanıklığından (Ateroskleroz) kaynaklanan yaraların oluşumunun nedenidir, Atardamar hastalığının belirtisidir.

Profesör Iskratsch konuyla ilgili şunları açıkladı: "Bu bulgu çok önemli, çünkü VSMC’ler Atardamar tıkanıklıklarında bulunan köpük hücrelerinin yarısını oluşturuyorlar.

Araştırmacılar; gelişmiş imajlama tekniklerini ve basınca hassas olan protein Piezo1’i kullanarak “mekanik sinyalizasyon” yolunun, yağ metabolizmasının ve gen aktivitesinin yerini belirlediler.

Bilim insanları; VSMC’nin Köpük Hücreleri’ne olan dönüşümünü gerçekleştiren mekanizmaları hedefleyerek, damar tıkanıklığıyla ilgili yaralar için ilaç tedavisi geliştirebilirler ve hatta bu yaraları küçültebilirler.

Çeviren: Esin Tezer

https://www.sciencedaily.com/releases/2024/01/240105145053.htm’den alıntı yapılarak çevrilmiştir.

 

 


18 Nisan 2023 Salı

30'lu Yaşlardaki Yüksek Tansiyon, 70'li Yaşlardaki Kötü Beyin Sağlığının Habercisi

 


30’lu Yaşlardaki Yüksek Tansiyon, 70’li Yaşlardaki Kötü Beyin Sağlığının Habercisi

Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Kaliforniya Üniversitesi Davis’de (UC Davis) yapılan yeni bir araştırma; 30’lu yaşlardaki yüksek tansiyonun 75 yaş civarındaki insanların, bilhassa erkeklerin beyin sağlığını kötü etkilediğiyle yakından ilişkili olduğunu ispatladı.

Bu hafta Amerikan Tıp Derneği’nin internette yayınlanan tıp dergisi JAMA Network Open’da yayınlanan araştırmada, 30 ila 40 yaşlarındaki yüksek tansiyonlu kişilerle normal tansiyona sahip fakat daha yaşlı olan kişilerin MRI beyin taramaları karşılaştırıldı.

Araştırmacılar, yüksek tansiyona sahip olan grubun bölgesel beyin hacminin çok daha az ve beyaz madde bütünlüğünün daha kötü olduğunu gördüler. İki faktör de bunama (demans) hastalığıyla ilişkiliydi.

Araştırma, bazı bölgelerdeki azalmış gri madde hacmi ve azalmış frontal korteks hacmi gibi negatif beyin değişimlerinin erkeklerde daha kuvvetli görüldüğünü de ispatladı. Bilim insanları, farklılıkların kadınlarda menopozdan önceki östrojen hormonunun koruyucu faydalarından kaynaklandığını fark ettiler.

Kaliforniya Üniversitesi Davis’in Toplum Sağlığı Bilimleri Bölümü’nde Öğretim Üyesi olan ve tezin ilk yazarı Kristen M. George konuyla ilgili şunları söyledi: "Bunama tedavisi son derece kısıtlı olan bir tedavi, bu yüzden değiştirilebilir riski ve yaşam sürecindeki koruyucu faktörleri belirlemek hastalığın yükünü azaltmak için bir anahtardır. Yüksek tansiyon çok sık rastlanan bir durum ve tedavi edilebilir risk faktörü bunamayla ilişkili. Bu yaptığımız araştırma, erken yetişkinlikte görülen yüksek tansiyon (hipertansiyon)  durumunun onlarca yıl sonraki yaşlarda beyin sağlığı için önemli olduğuna işaret ediyor.”

Beyin Taramaları Farklılıkları Gözler Önüne Seriyor

Normal tansiyona sahip olan kişilerle yüksek tansiyonlu olmaya başlayan veya yüksek tansiyonlu olan kişilerin beyin taramaları karşılaştırıldığında daha az serebral gri madde hacmi, frontal korteks hacmi ve daha az beyin bağlantısına (fraksiyonel anizotropi) rastlandı.   Yüksek tansiyonlu olan erkeklerin sonuçları yüksek tansiyonlu kadınların sonuçlarından daha düşüktü.

Araştırma tezinin kıdemli yazarı, Kaliforniya Üniversitesi Davis’de Toplum Sağlığı Bilimleri ve Nöroloji Bölümü’nde Profesör ve Epidemiyoloji Kısmı Başkanı olan Rachel Whitmer, konuyla ilgili şunları söyledi: "Bu araştırma, genç yaştaki risk faktörlerinin önemini, yaşlanırken sağlıklı olmanız gerektiğini, tüm hayatınız boyunca kendinize dikkat etmenizin gerekli olduğunu kanıtlıyor. Kalp sağlığınız, beyin sağlığınızdır.”  Rachel Whitmer Kaliforniya Üniversitesi Davis’in Alzheimer Hastalığı Merkezi’nde de Müdür Yardımcısı olarak görev yapıyor.

Çeviren: Esin Tezer

https://www.sciencedaily.com/releases/2023/04/230407110728.htm’den alıntı yapılarak çevrilmiştir.

 

24 Kasım 2022 Perşembe

Kahve İçmek Ömrü Uzatıyor

 

ESC1’in dergisi European Journal Of Preventive Cardiology’de bugün yayınlanan bir araştırmaya göre, günde iki ila üç fincan kahve içmenin hiç kahve içmemeyle karşılaştırıldığında ömrü uzattığı ve kardiyovasküler (kalp veya kan damarları hastalıkları) riskini azalttığı keşfedildi. Araştırmadaki bulgular; öğütülmüş kahve, su katılarak anında hazırlanan kahve ve kafeinsiz kahve çeşitleri üzerindeki denemelerden sağlandı.

Araştırmanın yazarı, Melbourne-Avustralya’daki Baker Kalp ve Diyabet Araştırma Enstitüsü’nde Profesör olan Peter Kistler konuyla ilgili şunları söyledi: "Bu öğütülmüş, su katılarak anında hazırlanan ve kafeinsiz kahve üzerinde yaptığımız büyük, gözlemsel çalışmada kahvelerin hepsinin eşit seviyede kardiyovasküler hastalık ve ölüm riskinin azalmasıyla ilişkili olduklarını keşfettik. Sonuçlar bize öğütülmüş, su katılarak anında hazırlanan ve kafeinsiz kahvenin makul seviyede içilerek sağlıklı yaşam stilinin bir parçası olarak kabul edilmesi gerektiğini söylüyor.” 

Araştırma, düzensiz kalp atışı (aritmi) olmayan ve herhangi bir kardiyovasküler hastalığı olmayan toplam 449,563 katılımcı üzerinde yapıldı. Katılımcıların yaş ortalaması 58’di ve yüzde 55,3’ü kadındı. Katılımcılar, onlara her gün günde kaç fincan kahve içtiklerini, suyla anında hazırlanan, öğütülmüş kahve (kapuçino veya filtre kahve) veya kafeinsiz kahve içip içmediklerini soran soru testini tamamladılar. Daha sonra da kahveyi içme miktarına göre 6 gruba ayrıldılar: Günde hiç kahve içmeyenler, 1 fincandan az veya 1 fincan içenler, 2 ila 3 fincan kahve içenler, 4 ila 5 fincan kahve içenler ve 5 fincandan fazla kahve içenler. Araştırmadaki katılımcılar, en çok içtikleri kahve türünün suyla anında hazırlanan kahve olduğunu söylediler. 198,062 katılımcı, yani katılımcıların yüzde 44,1’i bu tür kahveyi tüketiyordu. Öğütülmüş kahve tüketen katılımcı sayısı 82,575’di, yani yüzde 18,4’dü ve kafeinsiz kahve tüketen katılımcı sayısı ise 68,416’ydı, yani yüzde 15,2’ydi. Karşılaştırma grubu 100,510 kahve içmeyen kişiydi, yani katılımcıların yüzde 22,4’ydü. 

Kahve içenler; kahve içmeyenlerle yaş, cinsiyet, etnik köken, aşırı şişmanlık (obezite), yüksek kan basıncı, şeker hastalığı (diyabet), uyku apnesi, sigara içme alışkanlığı, çay ve alkol tüketimi gibi faktörler göz önüne alınarak düzensiz kalp atışı, kardiyovasküler hastalık ve ölüm gibi durumlar hakkında karşılaştırıldı.

Araştırma boyunca katılımcıların 43,173’ünde (yani yüzde 9,6’sında) kardiyovasküler hastalık teşhis edildi.  Tüm kahve çeşitleri kardiyovasküler hastalığın azalmasıyla ilişkiliydi. En düşük risk grubu günde iki ila üç fincan kahve içenlerdi. Araştırma boyunca katılımcıların 30,100’ünde (yani yüzde 6,7’sinde) düzensiz kalp atışı teşhis edildi. Öğütülmüş ve anında suyla hazırlanan fakat kafeinsiz olmayan kahvenin atrial fibrilasyon da dâhil, düzensiz kalp atışının azalmasıyla ilişkili olduğu da keşfedildi. Günde dört ila beş fincan öğütülmüş kahve içenlerin kahve içmeyenlere nazaran kardiyovasküler hastalık riskinin yüzde 17 azaldığı gözlemlendi. Anında suyla hazırlanan kahveden günde iki ila üç fincan içenlerin ise hastalık riskinin yüzde 12 azaldığı görüldü.

Profesör Kistler sözlerini şöyle tamamladı: "Kafein, kahvenin en bilinen öğesidir fakat bu içecek 100 biyolojik aktif bileşenden fazlasını içeriyor. Kafeinsiz olan bileşimlerin kahve içme, kardiyovasküler hastalık ve hayatta kalma arasındaki pozitif denklemden daha sorumlu olması muhtemel. Bulgularımız, makul miktarda içilen her tür kahveyi içmekten vazgeçilmemesini ve bunun kalp sağlığını koruyan bir davranış haline getirilmesinden keyif alınması gerektiğini destekler nitelikte.”

https://www.sciencedaily.com/releases/2022/09/220926200838.htm’den alıntı yapılarak çevrilmiştir.

Çeviren: Esin Tezer


11 Ağustos 2022 Perşembe

Kalp Çakrası İle İlgili Bilmeniz Gereken Her Şey

 

“Kalp Çakra’sı”; ya da Sanskritçe’deki adıyla “Anahata Çakra” vücudun kalp bölgesinde, omurganın tam merkezinde yerleşiktir. Bu çakra; kişinin güven, korkusuzluk, huzur, cömertlik, şükür ve hayatla bağlantı duygularını idare ettiği gibi değişim ve dönüşüm, sağlıklı insan ilişkileri, ilişkilerde derinlik, duygusal kontrol ve kişinin kendini sevmesini (Özsevgi’yi) de idare eder.

Basitçe söylememiz gerekirse, Kalp Çakrası hava elementindendir ve anahtar sözcüğü (Mantra’sı) “Seni Seviyorum”dur.

Kalp Çakrası özeldir çünkü 7 çakranın 4.cüsüdür; enerji merkezleri olan çakraların tam orta noktasındadır, bir bakıma fiziksel ve manevi çakraların birleştiricisidir. Kalp Çakrası, dünya ve ruh arasındaki köprü işlevini de görür.

Kalp Çakrası Bloke Olduğunda Veya Enerjisi Dengede Değilse Ne Olur?

Kalp Çakrasının enerjisi dengede değilse, şunlar meydana gelir: Kişi katı kalpli, kalbi kırık, mutsuz, yalnız, kendini güvende hissetmeyen, kolayca kırılan veya kendine gösterilen sevgiyi hissetmeyen biri olur. 

Genel olarak egzersiz yapmak, kendinize duyduğunuz sevginin bilincinde olmanızı geliştirmede önemli rol oynar. Bedenlerimiz bizlere bahşedilmiş olan en değerli hediyedir ve onlara ne kadar fazla saygı duymayı, bakmayı öğrenirsek kalp çakralarımız da o kadar sağlıklı olurlar. Kalp çakrasının farkındalığı için yeşil kıyafetler giymemiz iyi bir fikirdir.

Kalp Çakrası, hava elementinden olduğu için temiz hava almak da kalp çakrasını aktif hale getirir. Açık alan olan ve temiz havalı yerlerde olmak kalp çakrası için çok faydalıdır. Eğer ağacın ve yeşilin bol olduğu ortamlarda bulunursanız, bu sizin için fevkalade olur!

Yeşil renkli mücevher taşları ve kristaller çoğunlukla bu çakrayla bağlantılıdırlar. Amazon taşı gibi taşlar kalbinizi açarlar ve içinizi rahatlatan enerjiyi dışarı taşırlar. Ama pembe kristal taşlar da bu çakrayla ilişkilidirler. Pembe Kuarz taşı da bu çakrayı tedavi eden kristal taşlardan biridir çünkü kendini ve başkalarını sevmeyi ifade eder. Kalp Çakrasını açan diğer kristal taşlar da Zümrüt, Malakit ve Peridot’dur.  

Eğer her şeyi yaparken kalbimizle bağlantı halinde olup, onu sevgiyle yaparsak; dünya ve dünya üzerindeki insanlar çok daha iyi hale geleceklerdir…

https://www.bemytravelmuse.com/heart-chakra/’den derlenip çevrilmiştir.

Çeviren: Esin Tezer  

 


12 Eylül 2021 Pazar

Çarpan Kalp, Beynin Karar Verme Devresini Değiştiriyor

 

Endişe, bağımlılık ve diğer psikiyatrik rahatsızlıklar bilim adamlarının "uyarılma (arousal)" diye adlandırdığı halin yoğun halleridir: Kalp atışları artar, tansiyon yükselir, güç nefes alıp verilir ve karar verme zorlaşır. Bu hallerin beynin karar verme süreçlerini nasıl değiştirdiğini anlamak için Mount Sinai Tıp Merkezi Icahn Tıp Okulu'ndaki bilim adamları yakın zamanda yapılmış bir çalışmanın verisini incelediler.

Mount Sinai Tıp Merkezi Nash Nörobilim Aile Bölümü ve Friedman Beyin Enstitüsü yardımcı profesörü, Ulusal Akademik Bilimler'de (PNAS) yayınlanan tezin kıdemli yazarı olan  Dr. Peter Rudebeck konuyla ilgili şunları söyledi: "Bulduğumuz sonuçlar; beynin karar verme devrelerinin, görüntülenme ve vücudun içinde neler meydana geldiğini anlama esnasında heyecanlandığını ileri sürüyor. Bundan dolayı da, uyarılma seviyemizdeki değişimler bu devrelerin nasıl çalıştığını belirleyebilir. Bu sonuçların araştırmacılara beyin bölgeleri hakkında daha derin bir anlayış sağlayacağını ve bir çok psikiyatrik hastalığın altında yatan temel hücresel süreçleri de açıklayacağını umuyoruz."

Araştırma, Dr. Rudebeck'in laboratuarında beynin risk almayı nasıl denetlediği üzerinde çalışma yapan Dr. Atsushi Fujimoto tarafından yürütüldü.

Bilim adamları, yıllardır uyarılma ve karar verme performansı arasındaki ilişkiyi "U-şeklindeki eğim" olarak tanımlıyorlardı. Aslına bakılırsa, bir fincan kahve içtikten sonraki uyarılmış halimiz bile performansımızı arttırabilir. Fakat, çok fazla ya da çok az bir uyarılma beynin yavaş çalışmasına veyahut yanlış karar vermesine yol açacaktır.

Çalışmanın sonuçları da bu fikri destekler nitelikteydi. Bilim adamları, 3 maymun üzerinde yapılan deneylerin verisini incelediler. Deneyde, maymunlara ödül olarak meyve suyu verildi. Maymunlar az dolu bardaktaki meyve suyunu içmek yerine ağzına kadar dolu bardaktaki meyve suyunu içtiler. Kalpleri hızlı hızlı atarken kararlarını daha hızlı verdiler. Bu çalışma, uyarılmış haldeyken daha iyi performans sergilediğimiz fikrini bir bakıma desteklemiş oldu.

Daha sonra da araştırmacılar, beynin iki karar verme merkezi olan Orbitofrontal Korteks ve Dorsal Anteriyor Singulat Korteks'deki nöronların elektriksel aktivitesini incelediler.

Araştırmacılar, nöronların aktivitesinin altıda birinin kalp atışlarının dalgalanmasıyla alakalı bölgelerde olduğunu keşfettiler. Bir başka deyişle, hayvanın kalp atışı değiştiğinde bu hücrelerdeki aktivite de ya hızlanıyor ya da yavaşlıyordu. Bu aktivite, hayvanların aldıkları farklı ödüllere karşı verdikleri kararlardan etkilenmediklerini gösterdi. Bu arada her bir bölgedeki hücrelerdeki aktivite, karar verme süreciyle ilişkiliydi.

Çeviren: Esin Tezer

www.sciencedaily.com/releases/2021/08/210830140224.htm'den alıntı yapılarak çevrilmiştir.