Bilim ve Din

Bilim ve Din
MUTLULUK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
MUTLULUK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Ocak 2026 Cumartesi

Yeni Yapılan Bir Araştırma, Gülümsemenin Yüzlerde Mutluluk İfadesini Görmenin Sırrı Olduğunu Gözler Önüne Serdi

 


İngiltere‘deki Essex Üniversitesi’nde yapılan yeni bir araştırma, bir salise gülümsemenin bile ifadesiz yüzlerde dahi mutluluk görülmesine neden olduğunu gözler önüne serdi!

Essex Üniversitesi, Psikoloji Bölümü’ndeki Dr. Sebastian Korb tarafından yürütülen çalışma; çok kısa süreli bir gülümsemenin dahi yüzlerin daha neşeli gözükmesine neden olduğunu ispatladı.

Elektriksel uyarı kullanılarak yüzlerde gülümseme yaratan ve fotoğraflara ilham veren bu öncü deney ilk kez Charles Darwin tarafından gerçekleştirilmiş, ünlendirilmiştir.

Acı vermeyen elektrik akımını almış, ayarlanmış yüz kasları kısa ve kontrol edilemez gülümseme yaratıyorlardı. Bu da, ilk kez yüz elektriksel uyarısının duygusal algılamayı etkilediğini kanıtlıyordu. 

Dr. Korb, araştırmanın Depresyon veya Parkinson ve Otizm gibi yüz ifadesini etkileyen rahatsızlıklar için tedaviler geliştirmeye yardımcı olacağını umuyor.

Dr. Korb, konuyla ilgili şunları söyledi: "Yüz kaslarının kontrol altına alınmış kısa süreli ve zayıf aktivasyonunun nötür veya biraz üzgün duran bir yüzde mutluluk yanılsamasını yaratabilmesi gerçekten de çığır açan bir bulgudur.”

Araştırma ekibi bilgisayarları kullanarak gülümsemelerin başlangıcını milisaniye keskinliğiyle kontrol altına alabildi.

Bu Essex Üniversitesi’nde yapılan çalışmaya 47 kişi katıldı. Çalışma, Social Cognitive and Affective Neuroscience (Sosyal Kognitif ve Etkili Nörobilim) adlı bilim dergisinde yayınlandı.

Katılımcılara dijital avatarlar gösterildi ve mutlu veya üzgün gözüküp gözükmedikleri soruldu. Denemelerin yarısında yüzde gülümseyen yüz kasları aktif hale getirildi.

500 salise (8.33 saniye) için üretilen zayıf bir gülümseme bile mutluluk algısını tetiklemek için yeterliydi!

Çeviren: Esin Tezer

https://www.sciencedaily.com/releases/2024/02/240220144340.htm’den alıntı yapılarak çevrilmiştir. 


19 Nisan 2024 Cuma

Sağlık Ve Mutluluk Birbirine Bağlıdır

 


İyi bir sağlık ve mutlu bir hayat görüşü eşit derecede değerlidir ama birbirinden bağımsız hedefler gözükebilir. Fakat giderek artan araştırmalar, mutlu bir hayat görüşünün fiziksel sağlık için güçlü bir etkiye sahip olduğunu kanıtlıyor…

Psikolojik Bilim (Psychological Science) dergisinde yeni yayınlanan araştırmaya göre, hem internet üzerinden yapılan hem de kişisel psikolojik müdahaleyle yapılan programların fiziksel sağlık bildirimlerinde pozitif etkilere sahip olduğu ispatlandı. Her iki program da eşit derecede etkiliydi.

Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Georgetown Üniversitesi’nde Psikoloji Bölümü’nde Profesör olan ve araştırmanın tezinin yazarlarından biri olan Kostadin Kushlev, konuyla ilgili şunları söyledi: “Daha önceden yapılmış çalışmalar, mutlu insanların daha az mutlu insanlara nazaran daha iyi bir kardiyovasküler sağlığa sahip olduğunu ve daha iyi bağışıklık sistemi tepkileri vermeye eğilimli olduğunu ispatladı. Araştırmamız; özellikle kişisel sağlığı arttırmak için tasarlanan yöntemlerin, genel olarak sağlıklı olan yetişkinlerin bile psikolojik sağlığının arttırılmasının fiziksel sağlığa yararlı olduğunu kanıtlayan ilk rastgele denetimli deneylerden oluştu."

Araştırmada, yaşları 25 ila 75 arasındaki bir grup 155 yetişkin rastgele ya bekleme listesinde kontrol durumunda kaldılar ya da “Öz Benlik”, “Deneyimsel Benlik” ve “Sosyal Benlik” diye adlandırılan üç farklı mutluluk kaynağına yöneltilen 12 haftalık pozitif psikolojik müdahale programına atandılar.

Kushlev sözlerini şöyle tamamladı: "Tüm aktiviteler, öznel sağlığı arttırmak için kanıta dayalı destek programıydı.”

Mutlu Bir Gelecek

Psikolojik müdahale programına katılan katılımcılar 12 haftalık kurs boyunca öznel sağlık seviyelerinin arttığını bildirdi.

https://www.sciencedaily.com/releases/2020/07/200722170142.htm’den alıntı yapılarak çevrilmiştir.

Çeviren: Esin Tezer

5 Temmuz 2023 Çarşamba

Siz Gülümsediğinizde, Dünya da Size Gülümser

 

Güney Avustralya Üniversitesi’nde yapılan çığır açan bir araştırma, sadece yüz kaslarınızı hareket ettirerek yaptığınız gülümsemenin zihninizi daha pozitif olmak için kandırdığını doğruluyor!

Deneysel Psikoloji (Experimental Psychology) dergisinde yayınlanan araştırma, içten gülümsemenin yüz ve vücut ifadelerindeki algısının etkisini değerlendirdi. Denekler üzerinde yapılan her iki deneyde, katılımcılardan dişlerinin arasına bir tükenmez kalemi yerleştirmeleri ve tıpkı gülümsemedeki gibi yüz kaslarını zorlayarak gülümsermiş gibi yapmaları istendi.

Araştırma; yüz kas aktivitesinin yüz ifadelerini tanımakla kalmayıp, vücut ifadelerini de tanıdığını ve daha da pozitif duygular meydana getirdiğini keşfetti.

Güney Avustralya Üniversitesi’nde önde gelen araştırmacı, insan ve yapay bilişsellik uzmanı olan Dr. Fernando Marmolejo-Ramos, bu bulgunun zihinsel sağlık için önemli iç görüler taşıdığın söyledi. Dr. Ramos, sözlerine şöyle devam etti: “Eğer kaslarınız size mutlu olduğunuzu söylüyorsa, etrafınızdaki dünyayı daha pozitif bir şekilde görmeniz mümkün. Araştırmamızda zorla gülümsemeye çalışıldığında beynin duygusal merkezi olan, sinir taşıyıcılarını (nörotransmitter’ları) salgılayıp beynin duygusal olarak pozitif hale gelmesini teşvik eden Amigdala’nın uyarıldığını keşfettik. Bunun zihinsel sağlıkla ilginç bir bağlantısı var: Eğer beyni uyarıcıyı ‘mutluluk’ olarak algılaması için kandırabilirsek, o zaman bu mekanizmayı zihinsel sağlığın artması için potansiyel olarak kullanabiliriz.”

Dr Marmolejo-Ramos, hareket ve algı arasında güçlü bir bağ olduğunu söyledi. Dr. Ramos, sözlerini şöyle tamamladı: "Özetle, görsel ve motor sistemler; biz duygusal olarak uyarıyı işlemden geçirirken birbirinin içine geçiyorlar. ‘Sen onu gerçekleştirene kadar o şey sahtedir’ yaklaşımı, beklediğimizden daha da iyi çıktı.”  

https://www.sciencedaily.com/releases/2020/08/200813123608.htm’den alıntı yapılarak çevrilmiştir.

Çeviren: Esin Tezer


11 Ağustos 2022 Perşembe

Kalp Çakrası İle İlgili Bilmeniz Gereken Her Şey

 

“Kalp Çakra’sı”; ya da Sanskritçe’deki adıyla “Anahata Çakra” vücudun kalp bölgesinde, omurganın tam merkezinde yerleşiktir. Bu çakra; kişinin güven, korkusuzluk, huzur, cömertlik, şükür ve hayatla bağlantı duygularını idare ettiği gibi değişim ve dönüşüm, sağlıklı insan ilişkileri, ilişkilerde derinlik, duygusal kontrol ve kişinin kendini sevmesini (Özsevgi’yi) de idare eder.

Basitçe söylememiz gerekirse, Kalp Çakrası hava elementindendir ve anahtar sözcüğü (Mantra’sı) “Seni Seviyorum”dur.

Kalp Çakrası özeldir çünkü 7 çakranın 4.cüsüdür; enerji merkezleri olan çakraların tam orta noktasındadır, bir bakıma fiziksel ve manevi çakraların birleştiricisidir. Kalp Çakrası, dünya ve ruh arasındaki köprü işlevini de görür.

Kalp Çakrası Bloke Olduğunda Veya Enerjisi Dengede Değilse Ne Olur?

Kalp Çakrasının enerjisi dengede değilse, şunlar meydana gelir: Kişi katı kalpli, kalbi kırık, mutsuz, yalnız, kendini güvende hissetmeyen, kolayca kırılan veya kendine gösterilen sevgiyi hissetmeyen biri olur. 

Genel olarak egzersiz yapmak, kendinize duyduğunuz sevginin bilincinde olmanızı geliştirmede önemli rol oynar. Bedenlerimiz bizlere bahşedilmiş olan en değerli hediyedir ve onlara ne kadar fazla saygı duymayı, bakmayı öğrenirsek kalp çakralarımız da o kadar sağlıklı olurlar. Kalp çakrasının farkındalığı için yeşil kıyafetler giymemiz iyi bir fikirdir.

Kalp Çakrası, hava elementinden olduğu için temiz hava almak da kalp çakrasını aktif hale getirir. Açık alan olan ve temiz havalı yerlerde olmak kalp çakrası için çok faydalıdır. Eğer ağacın ve yeşilin bol olduğu ortamlarda bulunursanız, bu sizin için fevkalade olur!

Yeşil renkli mücevher taşları ve kristaller çoğunlukla bu çakrayla bağlantılıdırlar. Amazon taşı gibi taşlar kalbinizi açarlar ve içinizi rahatlatan enerjiyi dışarı taşırlar. Ama pembe kristal taşlar da bu çakrayla ilişkilidirler. Pembe Kuarz taşı da bu çakrayı tedavi eden kristal taşlardan biridir çünkü kendini ve başkalarını sevmeyi ifade eder. Kalp Çakrasını açan diğer kristal taşlar da Zümrüt, Malakit ve Peridot’dur.  

Eğer her şeyi yaparken kalbimizle bağlantı halinde olup, onu sevgiyle yaparsak; dünya ve dünya üzerindeki insanlar çok daha iyi hale geleceklerdir…

https://www.bemytravelmuse.com/heart-chakra/’den derlenip çevrilmiştir.

Çeviren: Esin Tezer  

 


26 Mart 2015 Perşembe

Pozitif düşünme, sağlığınızı 5 yönden değiştirebilir






Duygusal dünyamız; sadece zihinsel sağlığımızın değil, fiziksel sağlığımızın nasıl olduğunu da belirlemede şaşırtıcı bir güce sahiptir.

Psikolog Dr. Scott Barry Kaufman yakın bir zamanda Scientific American blog'da 'İyimserlik ve kalp sağlığı' adlı yazdığı yazıda, "İyimserlik, canlılık, anlam ve kişisel bakış açısı memnuniyeti gibi pozitif özelliklerin son derece önemli olduklarını" söylüyor.  Kaufman, "Pozitif psikoloji ve sağlık psikolojisinin bağlantılı alanları; insanların kaçınılmaz yaşam zorluklarına nasıl adapte olduğuna, birbirleriyle nasıl bağlantılı olduğuna ve hatta nasıl daha kaliteli bir yaşama yönlendirdiğinin titiz bilimsel araştırmalarına odaklanıyor " diyor.
Psikoloji, tıp ve toplum sağlığı üzerine yapılan artan bir grup araştırma; pozitif duyguların sağlık yararının ve onların fiziksel sağlığımız üzerindeki etkisini ispatlıyor. Geçmişteki çalışmalar duyguların fiziksel sağlık üzerindeki etkisine bakarken; bir yandan da sinirlilik, endişe ve depresyon gibi negatif duygu zihinsel sağlık durumlarının sağlığa zararlı etkisi üzerine odaklanmıştır. 

Fİziksel sağlığı iyileştirdiği ve hastalığı önlediği ispatlanan 5 pozitif duygu şunlardır:  

1.İYİMSERLİK, kalbi koruyabilir.
İyimserliği biz genelde "geleceğe olumlu bakış açısıyla bakmak" olarak tanımlarken, o ise bundan çok daha fazlasını kapsıyor. Umut verici duygu; hayatta her şeyin yola gireceği inancını koruyan, hayatın zorluklarını kişilerin başarmasına yardımcı olan başa çıkma mekanizması olarak işler.
Artan bir grup araştırma, bu özelliğin kalp üzerinde koruyucu bir etkiye sahip olabileceğini ileri sürmektedir. 2012 yılı Edebiyat Dergisi'ne (Review of Literature'a) göre, yapılan birkaç araştırma iyimser karaktere sahip olan insanların kardiyovasküler durumlar için daha az risk taşıdığını gösterdi. Yakın bir zamanda yapılan ilgi çekici bir araştırma, Twitter'da kullanılan dilin kalp krizi ölüm oranını tahmin edebildiğini ispatladı. Özellikle,iyimserlik ve dayanıklılığa bağlı dil ("üstesinden gelme", daha güçlü olma", "iman" kelimeleri) belirli bir toplumda ölüm oranının daha düşük riskiyle ilişkilendirildi. 
İyimser olmanın fiziksel sağlığa olan yararları kalp sağlığının da ötesine uzanır. Mutlu bir karakterin sağlığı iyileştirebileceğini, bağışıklık sistemi fonksiyonu da dahil artan yaşam süresini geliştirebileceğini gösteren birkaç husus daha vardır.
 
2.HUŞUYU YAKALAMAK, doğuştan olan bağışıklık hastalığıyla (Otoimmun'la) ilişkili iltihaplı işaretleyici hücreleri (inflammatory markers'ları) azaltıyor.
Güzel bir manzarada yürüyüşe çıkmak, hareketli klasik bir müziği dinlemek, dini veya spiritüel bir törene katılmak bizleri hayatta en neşeli ve en canlı yapan deneyimlerin bazılarıdır. Araştırma; sanat, din ve filozofi deneyimlerinin huşu duygusunu hissettiren, o ulu olan şeye hayret ve bağlantı duygusunun en sıradan deneyimlerinden biri olduğunu gösterdi.  Berkeley'deki Kaliforniya Üniversitesi'nde yapılan yeni araştırmaya göre  huşu, sadece zevk verici değil; kişinin fiziksel ve zihinsel sağlığı için de muazzam derecede yararlıdır. Berkeley çalışması, huşuyu yakın zamanda yakalamış olanların daha düşük seviyede sitokinlere (hayvan ve bitki hücrelerince üretilen, hücrelerin birbirleriyle iletişimini sağlayan protein ve peptidlerin bir grubu),  otoimmun hastalıkların gelişiminde ve kalp krizi, Alzheimer, depresyon da dahil diğer sağlık problemlerinde  işaret edilen kroniksel seviyelerdeki iltihaplı işaretleyici hücrelere (inflammatory markers'lara) sahip olduğunu keşfetmiştir. Bu da huşunun, sitokinlerin sağlıklı bir seviyesini desteklediğini ve hastalığı önleyebileceğini ileri sürmektedir. Çalışmanın yazarlarından bir tanesi olan Dr. Jennifer Stellar, Huffington Post'a  "Parka olan yürüyüşü ve müzeye olan seyahati bağımlılık olarak görmektense, umarız insanlar bu tür deneyimleri sağlıklı bir beden ve buna ilaveten sağlıklı bir zihne katkıda bulunma olarak görürler. Bu tür pozitif deneyimleri günlük rutinlerimize ilave etmek, daha önce farkettiğimizden daha önemli hale gelebilir" dedi.
 
3.ŞEFKAT DUYGUSU VE BAŞKALARINI UMURSAMAK, akciğer-mide sinirinin (vagus sinirinin) fonksiyonunu geliştirebilir.   
Şefkat,  yani diğer insanların iyiliği için olan o sevgi dolu endişe, hem kendimiz hem de başkaları için pozitif bir şekilde hissetmemizi sağlayabilir ve fiziksel sağlığımızı da en azından bir önemli şekilde iyileştirebilir.
"Pozitif olma" Psikoloğu Barbara Frederickson; sevgiyle meditasyon yapmayı, kendine ve  gitgide artan büyük bir gruba şefkat vermeyi uygulayan geleneksel Budist uygulaması olan "Sevgi-Nezaket (LKM)" meditasyonunun etkileri üzerine bir araştırma düzenledi. Frederickson, sadece altı haftalık  LKM eğitiminin beyin sapından kalbe uzanan, kardiyovasküler ve sindirim sistemi de dahil tüm vücut sistemlerini ve duyguları düzenleyen   vagus siniri üzerinde pozitif  etkiye sahip olunduğunu keşfetti. 
Artan şefkat duygularında meditasyon, dinlenme anında otonom sinir sisteminde aktivitenin düzeyini belirlemek için kullanılabilen vagal tonun sağlıklılaştırılmasını başlattı. Emory Üniversitesi'yle yapılan bir röportajda Frederickson, vagus sinirinin kişinin hem fiziksel sağlığında hem de sevgi duygusunda ve başkalarına bağlanmasında önemli bir rol oynadığını açıkladı.
Frederickson, “Vücutlarımız SEVGİ için dizayn edilmiştir; çünkü ne kadar fazla seversek, o kadar  fazla sağlıklı oluruz" dedi. 

4.ŞÜKÜR, kalp sağlığı ve bağışıklık sistemi fonksiyonuna fayda sağlayabilir.
İyimserlik gibi birinin yaşamındaki lütufların değerini bilmesi ve şükran duygusu olan "şükür hali", şükran duygusu da zihinsel ve fiziksel sağlık faydalarına sahiptir. İyimserlik gibi şükür hali de gelişmiş bağışıklık sağlığıyla bağlantılıdır ve uyku kalitesini de geliştirdiği ispatlanmıştır. 
Şükür hali; stres seviyelerini düşürmeye kadar sağlığı ve iyi oluşu da iyileştirebilir. Stres, pek çok kronik hastalığın ana unsurlarından bir tanesidir. Araştırma, yaşlı yetişkinler arasında Tanrı'ya duyulan şükür duygusunun stresin negatif sağlık etkilerine karşı bir tampon gibi davrandığını göstermiştir.  

5.ÖZ-DUYARLILIK, sağlığa bağlı davranışları geliştirebilir.
Kendilerine merhametli olanlar vücutlarına karşı da merhametlidirler, negatif fiziksel ve zihinsel sağlık sonuçlarını olanak dahilinde önlemeye veya idare etmeye çalışırlar.    
Karakter ve Sosyal Psikoloji Bülteni'nde (Personality and Social Psychology Bulletin'de) yayınlanan 2013 yılı çalışma; öz-duyarlılık, hastalığa olan reaksiyonlar ve sağlığa bağlı birtakım davranışlar arasındaki ilişkiyi inceledi. Öz-duyarlı olan insanların, belirtileri gördüklerinde tıbbi yardımı  öz-duyarlı olmayan insanlardan daha çabuk aldıklarını keşfetti. Öz-duyarlı olan kişiler deneyimledikleri sağlık problemleri hakkında daha az üzüntülü de oluyorlar ve sağlıklarına daha ileri bir öngörüşe sahip yaklaşımla yaklaşıyorlar.  Bugünde Psikoloji (Psychology Today) adlı dergide yazan bilişsel bilim adamı Dr. Art Markman, "Negatif  bir olayın acısını deneyimlemek iyidir. Fakat acıyı kabullendikten sonra tekrar ayağa kalkmak ve denemek; güçsüzlükler, hastalıklar  ve ilişkiler sizin nasıl bir kişi olduğunuzun hükmü değildirler. Onlar üstesinden gelmeniz gereken bir diğer engel olduğunu hatırlamanız için önemlidirler" diyor. 

http://www.huffingtonpost.com/2015/03/16/optimism-heart-health_n_6744052.html'den çevrilmiştir.
Çeviren: Esin Tezer

6 Kasım 2014 Perşembe

DEEPAK CHOPRA: KİMSENİN KONUŞMADIĞI MUTLULUK SIRRI




Mutluluğa özgü olan şey, onu herkesin istemesi fakat onun nasıl elde edileceği konusunda kimsenin hemfikir olamamasıdır. Zengin çağımız mutluluğu başaramamaktadır. Örneğin, Gallup Araştırma Şirketi tarafından yapılan düzenli monitör izlemesi her ülkedeki kaç kişinin bu konuda başarılı olduğunu araştırmaktadır. Siyasi çalkalanma yaşayan toplumlarda bunu başaran insan sayısının az olması bir sürpriz değildir. Fakat Amerika Birleşik Devletleri gibi zengin, huzurlu toplumlarda, bu yüzdenin neden halkın çeyreğiyle yarısı arasında olduğu ise daha az belirgindir!

Eğer zengin ve huzurlu olma bizi mutlu etmiyorsa, ne ediyor acaba? Bu soruda söz birliği etmek gerçekten zor. Psikoloji genel olarak mutluluk üzerinde çalışmamıştır; bunun yerine depresyondan ruh hastalığına (psikoza) zihinsel rahatsızlıklarla ilgilenmiştir. Amerika, ne kadar mutsuz olduğumuzun bir belirtisi olarak rekor sayıda rahatlatıcı (antidepresan) ve yatıştırıcı alan insanlara sahiptir.  Bazı tahminlere göre, nüfusunun yarısının bir terapiste gitmeye ihtiyacı vardır!

Mutluluk üzerine  çalışmaya başlayan psikolojinin yeni alanında, bulgular karışıktır. Araştırmacıların büyük bir grubu, kalıcı mutluluğun peşine düşmenin gerçeğe aykırı olduğuna inanıyor gözükmektedir. Öyle görünüyor ki uzun vadede bizi neyin mutlu edeceği konusunda kötü bir tahminde bulunanlardanız. Daha iyi bir iş, güzel bir düğün, bir bebek, büyük bir ev ve daha fazla paradan sonra, insanların ilk baştaki mutluluk hamlesi azalıp, kalıcı mutluluk sorunları hiç olmadığı kadar kafa karıştırıcı olmaktadır. Bazı psikologlar, mutluluğun kısa süreli ve gelişigüzel oluşan, tesadüfen meydana gelen önemsiz bir şey olduğunu ileri sürmektedir.

Bu durum ve kalıcı olan mutluluk hakkındaki genel sıkıntı, hem Doğudaki hem de Batıdaki uzun-süreli geleneklerle çelişmektedir. O mutluluğu neyin sağladığı insan yaşamının gayesidir;  o varoluş bizleri mutlu olmamız için uygun hale getirmiştir, kendi hatamız ve anlayışsızlığımız yüzünden mutsuz hale gelmekteyiz. Burası, bir sırrın olduğu yerdir.

Mutluluğu zevkle karıştırmak doğal gözükür. Beyinlerimiz zevk ve acı hislerini göstermek için ayarlanmıştır. Birinden hoşlanırız, bir diğerinden de hoşlanmayız. Dolayısıyla, mutluluğun maksimum zevk ve minimum acıdan oluştuğunu söylemek için eğilim vardır.  Daha önce "Hedonizm (Hazcılık)" olarak adlandırılan bu durum, zevk-acı merkezlerinin yerini belirleyebilen beyin taramalarıyla ve salgılanan kimyasallarla günümüzde bilimsel hale gelmiştir. Böylesine hazır bir kanıtla hedonizmin yeni bir evresine girdik ve gerçeği söylemek gerekirse de, insanlar büyük çaptaki medya desteğiyle zevk veren bir yaşama sahip olmak için büyük zaman, para ve gayret harcıyorlar.
Fakat bilim zevki mutlulukla aynı kefeye koyarak, sadece aynı eski hatanın gizleyicisi olmaktadır.

Her manevi gelenek tarafından bilinen sır, zevk ve mutluluğun bağlantılı olmadığıdır. Her saatini zevkle doldurabilen çok mutsuz insanlar vardır. Durumlarına rağmen mutlu olabilen acı dolu vaziyetteki insanlar vardır. Beynin zevk ve acı merkezleri bizi denetlemez. Bitiş çizgisini geçen uzun mesafe koşucusunun fiziksel ağrısına bir bakın. Onun başarma algısına göre bu, ikinci sıradadır; hatta durumuyla alakasızdır. Fakat üstesinden gelme de bunun cevabı değildir. Mutluluk, aslında daha ince bir şeyde yerleşiktir: İçindeki potansiyelini iyi kullanmaktan doğan memnuniyette! İnsanların mutluluğu ararkenki, mutluluğun kalıcı olmasını istiyorlarsa neyi amaçlamaları gerektiğindeki şey, içindeki potansiyelini iyi kullanmaktan doğan memnuniyettir! Öyleyse, içindeki potansiyelini iyi kullanmak nereden gelmektedir? Maksat ve amaçtan! Maksat ve amaç nereden gelmektedir? Bu, kendinize sormanız gereken gerçek sorudur. 

Deneyim olarak hiçbir şey doğası itibarıyla manalı değildir. Bunun farkına varmak zordur ve belki de kabul etmek daha da zordur. Zevk; acıya dönüşebilir, sevgi ilgisizliğe dönüşebilir veya hatta nefrete dönüşebilir (bunu herhangi bir boşanma avukatına sorabilirsiniz), iyi bir sağlık hastalığa dönüşebilir ve bunun gibi şeyler. İnsan beyninin karmakarışıklığında, kötü olayların beklentisi bile mutsuzluğu oluşturabilir. Acı dolu hatıralar, suçluluk, endişe ve diğer zihinsel durumlar da mutluluğa zarar verici olabilirler.

Sorunu binlerce yıldır göz önünde bulunduran dünyanın bilgelik gelenekleri; mutluluğun tek sırrının, asıl sırrın, zihnin kendinde var olması gerektiği sonucuna vardılar. Zihin bahsettiğimiz tüm mutsuzlukları yaratsa da;  yalnızca zihin kendi kendine yarattığı illüzyonlardan, sahte umutlardan, düşüncesizce yapılan seçimlerden, kendine zarar veren alışkanlıklardan, hatalı inançlardan ve diğer yanlış adımlardan kendini kurtarabilir! Seyahat, hataların düzeltildiği bir yere olmalıdır. Sevindirici haber, bir kişinin her hatasını tek tek düzeltmek zorunda olmamasıdır. Bunu yapmak; yılları, hatta onlarca yılı bulan yoğun gayreti gerektirir. 

Bunun yerine manevi seyahat,  sizi doğası gereği hatasız olan özünün seviyesine taşıyarak mutluluğu getirir. Bunu sıklıkla "Gerçek Benlik" olarak etiketledim, fakat etiketler konu dışıdır. Önemli olan şey, "Aşkınlığın" işleyişidir veya illüzyonun ötesine geçmektir! Siz illüzyonda kaldığınız kadar, en iyi umabileceğiniz şey onu bir üst seviyeye geçirmek olacaktır. Acının ve acı çekmenin nedenlerinden tamamıyla kaçmak, bir üst seviyeye geçmekten daha fazlasını gerektirir. Acı ve acı çekmeye olan bağlılığınızın altında yatan realiteyi keşfetmelisiniz! Bunu böyle yapmak; mutluluğun sırrını bilmek ve sırrını keşfettikten sonra da tamamıyla ona göre davranmaktır. Herkes mutluluğu maksimum zevk bakımından konuşuyor gözükürken, bilgelik bunu hiç kimsenin bakmadığı yerde araştırmamızı söyler; çünkü bu hedefinize ulaşmanız için olan ilk adımı nasıl attığınızdır!

Çeviren: Esin Tezer
http://www.linkedin.com/today/post/article/20141023233206-75054000-the-secret-of-happiness-no-one-talks-about?trk=mp-reader-card'dan çevrilmiştir.