Bilim ve Din

Bilim ve Din
allah etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
allah etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Haziran 2026 Cumartesi

Yeni Yapılan Bir Araştırmaya Göre, Beyniniz 90’lı Yaşlarda da Kendini Geliştirmeye Devam Edebilir

 


19 ila 94 yaş arasındaki 4,000’e yakın yetişkin üzerinde 3 yıl boyunca yapılan bir araştırma, beyin sağlığının genel inanışın aksine yaşlandıkça azaldığını değil; tam tersi her yaşta gelişebileceğini kanıtladı. Katılımcılar her gün birkaç dakika boyunca beyin geliştirme aktivitelerine zaman ayırdılar ve araştırmacılar net düşünme, duygusal iyilik hali ve belli bir amaca sahip olma da dâhil beyin sağlığının özelliklerinde gelişme kaydedildiğini ispatladılar.

Amerika Birleşik Devletleri, Dallas’taki Teksas Üniversitesi’nin Beyin Sağlığı Merkezi’nde 3 yıl boyunca yeni bir araştırma yapan araştırmacılar, yaşlanmanın otomatik olarak zihinsel keskinliği kaybetme manasına gelmediğini ileri sürdüler. Bulgular, bunun aksine beyin sağlığı ve algılama yeteneklerinin tüm yaşam boyunca gelişmeye devam edebileceğine işaret etti.

Nature dergisinin Bilimsel Raporları’nda 13 Haziran 2026’da yayınlanan araştırma, insanların ömürleri boyunca beyin sağlıklarını nasıl güçlendirebileceklerini ve nasıl en iyi hale getirebileceklerini daha iyi anlamak için 2020 yılında Beyin Sağlığı Merkezi tarafından başlatılan Beyin Sağlığı Projesi’nden gelen veriye dayanarak yayınlandı.

Araştırmacılar 19 ila 94 yaş arası 3,966 yetişkini izlediler. Bu grup, Beyin Sağlığı Projesi katılımcılarının yaklaşık beşte birlik bir kısmını temsil etti. Katılımcılar, üç yıl boyunca günde 5 ila 15 dakika gerektiren kısa eğitim aktivitelerini tamamladılar.

Beyin Sağlığı İndeksi, Zamanla Olan Değişimlerin İzini Sürdü

Bu Bilimsel Raporlar çalışmasının Beyin Sağlığı Merkezi Kliniksel Araştırma Direktörü ve araştırmanın yazarı, Davranışsal ve Beyin Bilimleri Okulu’nda Ek Asistan Profesör de olan Lori Cook, bulguların yaşlanma ve algılama hakkındaki yaygın varsayımlara meydan okuduğunu söyledi. Cook, konuyla ilgili şöyle konuştu: “Her beyin, bir parmak izi gibi kendine özgüdür ve gelişim için potansiyele sahiptir. Bu çalışma, beyin sağlığının her yaşta proaktif olarak işlenmiş olabileceğini ispatlayarak beynin yaygın kaçınılmaz algılama azalması anlatımına itirazda bulundu.”

Beyin Gelişimi Tüm Yaşlarda Görüldü

Araştırmacılara göre, pozitif olan değişimler 80’li yaşlardaki katılımcılarda gözlemlendi. Bu da beyin sağlığını geliştirmek için yapılan gayretlerin hastalık belirtileri veya hastalık daha belirmeden uzun zaman önce bile faydalı olduğunu ve daha sonraki yaşlarda da etkili kalabileceğini gösterdi.

Çeviren: Esin Tezer

https://www.sciencedaily.com/releases/2026/06/260613034222.htm’den alıntı yapılarak çevrilmiştir.

5 Kasım 2025 Çarşamba

Yürüyüş Yapmak Beynin Alzheimer Hastalığına Karşı En İyi Savunması Olabilir

Yeni yapılan bir araştırmaya göre, günlük rutininize biraz daha adım sayısı eklemek bile Alzheimer hastalığına karşı savunmasız olanlar için dahi hastalığın gelişimini geciktirebilir. Nature Medicine dergisinde yayınlanan bir çalışmaya göre, Harvard Üniversitesi’nin sağlık araştırma sistemi olan Mass General Brigham’daki bilim insanları Alzheimer hastalığıyla bağlantılı olan amiloid-beta adlı proteinin yüksek seviyelerine sahip yaşlı yetişkinlerde fiziksel aktivitenin onların bilişsel zayıflamalarını azalttığını keşfetti.

Günde ortalama 3,000 ila 5,000 adım atan insanlarda bilişsel zayıflama 3 yıl gecikti. 5,000 ila 7,500 adım atan insanlarda ise bu gecikme 7 yıla kadar uzadı. Aksine, yürüyüş yapmayan katılımcılarda ise Alzheimer hastalığının gelişimiyle ilişkili olan beyindeki tau proteinleri daha hızlı birikti. Bu da onların düşünme yeteneklerinde ve beyinlerinin günlük fonksiyonlarında hızlı düşüşe sebep oldu.  Araştırmanın kıdemli yazarı olan, Mass General Brigham Nöroloji Departmanı’nda görev yapan Dr. Jasmeer Chhatwal konuyla ilgili şöyle konuştu: "Bu araştırma, Alzheimer hastalığına sahip olan fakat diğer hastalar gibi hızlı bir şekilde bilişsel düşüşe sahip olmayan insanların neden öyle olduğuna açıklık getirdi. Araştırma; eğer erken harekete geçersek, yaşam stili faktörlerinin Alzheimer hastalığının erken evrelerinin bilişsel belirtilerinin ortaya çıkmasını yavaşlatmada etkisinin olduğunu ispatlamış oldu."

Çeviren: Esin Tezer

https://www.sciencedaily.com/releases/2025/11/251104013008.htm’den alıntı yapılarak çevrilmiştir.

20 Ekim 2025 Pazartesi

Bilim İnsanları İnsan Beyninin En Güçlü Olduğu O Şaşırtıcı Yaşı Ortaya Çıkardı

 


Avustralya’daki bilim insanları, insan beyninin en yüksek zihinsel performansa 55-60 yaş aralığında ulaştığını meydana çıkardı! (16 Ekim 2025)  

Avustralya’daki Batı Avustralya Üniversitesi’nde Psikoloji Profesörü ve bu araştırmanın yazarı olan Gilles Gignac konuyla ilgili şunları söyledi: “Pek çoğumuz için beynimizin en yüksek genel psikolojik bilişsel performansı 55-60 yaş aralığında görülüyor.”  

Gignac ve ekibi, daha önceki araştırmalarının değerlendirmesinde detaylı olarak hazırlanmış yaşa bağlı 16 farklı bilişsel performans ve kişiliği belirledi.

Bilim insanları; mantıksal düşünme, hafıza, bilgi birikimi ve işlem hızının yanı sıra duygusal zekâ gibi 16 farklı psikolojik boyutu ele aldı. Bunlar arasında “Büyük Beşli” olarak bilinen kişilik özellikleri de yer alıyor. Bunlar dışa dönüklülük, duygusal istikrar, vicdanlılık, deneyime açıklık ve uyumluluk.   

Profesör Gignac konuşmasına şöyle devam etti: 'En yüksek zihinsel fonksiyon 55 ile 60 yaş aralığında oluşuyor. 65 yaştan itibaren ise bu azalmaya başlıyor.”

Araştırmanın uzmanlarına göre, vicdanlılık 65 yaşında doruk noktasına ulaşıyor.  

Gignac, araştırmayı şu sözlerle özetledi: “Orta yaş bir gerileme devresi değildir, insan zihninin psikolojik olarak olgunluk ve mantığa dayalı roller açısından eriştiği zirve noktasıdır.”

https://www.dailymail.co.uk/sciencetech/article-15197463/Scientists-reveal-age-brain-reaches-peak.html’ den alıntı yapılarak çevrilmiştir.

Çeviren Esin Tezer


29 Eylül 2025 Pazartesi

Beyninize Şükrettiği İçin Teşekkür Edin

 


Beyninize Şükrettiği İçin Teşekkür Edin

Nörobilim dergisinde (JNeurosci) yayınlanan yeni bir araştırmaya göre, şükür duygularını tetikleyen bir beyin ağının gizemi çözüldü. Çalışma, gelecekte bu “temel yapılar”ın sosyal bilgiyi karmaşık duygulara nasıl dönüştürdüğünü araştırmaya teşvik edebilir.

Yabancılardan gıda, barınma ve kıyafet kabul eden soykırımdan kurtulanlar olarak kendilerini hayal eden katılımcılarla yakın zamanda yapılan bir nöroimajlama araştırması; şükür duymayla ilişkili beyin bölgelerinin Medial Prefrontal Korteks ve Ön Singulat Korteks olduğunu belirledi. Bununla birlikte, bu beyin kısımlarının böyle bir yardımseverliği nasıl şükre çevirdiği hala bilinmemektedir.

Klinik Araştırmacı Xiaolin Zhou ve çalışma arkadaşları, bu soruya sosyal etkileşimli bir oyunu katılımcılara oynatarak cevap aradılar. Oyunda, katılımcının ağrı dürtüsünü önlemek için arkadaşı onun için farklı miktarlardaki parayı ödeyip ödememesi hakkında karar veriyordu. Araştırmacılar, arkadaş maliyetli aktive olmuş beyin bölgelerinin ödül sunumuyla ilişkili bölgelerde ağrı azalımı seviyelerini oluşturmaya kodlanmış olduklarını keşfettiler.

 Bağlantı analizleri, bu bölgelerin şükür duygularını izleyen Ön Singulat Korteks’e bilgi verdiklerini gözler önüne serdi. Zhou ve çalışma arkadaşlarının bulguları, şükrün Ön Singulat Korteks’teki ilişkili sosyal bilgiden meydana gelebileceğine işaret ediyor.

https://www.sciencedaily.com/releases/20tt18/05/180507134649.htm’den çevrilmiştir.

Çeviren: Esin Tezer

22 Ağustos 2024 Perşembe

Bilim İnsanları Sonsuza Kadar Genç Kalan Kök Hücreleri Arıyor

 

Denizşakayığı (Nematostella Vectensis) ölümsüz olma potansiyeline sahiptir. Avusturya’daki Viyana Üniversitesi’nden Ulrich Technau’nun ekibinde bulunan gelişimsel biyologlar tarafından kullanılan moleküler genetik metotlar sayesinde, ilk kez denizşakayıklarındaki çok yetili kök hücrelerinin olması muhtemel adayları belirlendi. Bu kök hücreler, insanlarda yalnızca yumurta ve spermin oluşumunda aktif olan evrimsel yüksek korunumlu genler tarafından düzenlenmişlerdir fakat Knidliler gibi antik hayvan türlerine yaşlanmaktan kaçmak için yüksek seviyede canlandırıcı kapasite vermektedirler. Araştırmanın sonuçları şu anda Science Advances dergisinde yayınlandı ve gelecekte de insanın yaşlanma süreciyle ilgili ışık tutabilirler.

"Kök hücrelerimiz yaşadığı kadar yaşarız" sözü, cesur fakat bir o kadar da doğru bir sözdür.

Kök hücreleri; insanlarda çeşitli hücrelerin ve dokuların, örnek verecek olursak, kan hücrelerinin, cildin veya saçın sürekli yenilenmesine katkıda bulunurlar.

Eğer kök hücreleri bu kabiliyeti yitirirlerse veya yaşam sürecindeki sayıları azalırsa, beden yaşlanmaya veya hastalanmaya başlar.

Bu sebeple kök hücreleri, biyomedikal araştırmalar tarafından yoğun ilgiye sahip bulunmaktadır.

İnsanlar ve diğer pek çok omurgalılar belirli organ kısımlarını veya uzuvlarını yenileyebilirken, diğer hayvan grupları çok daha kuvvetli yenileme mekanizmalarına sahiptirler.

Bu yetenek, vücudun neredeyse her tür hücre türünde oluşabilen (farklılaşabilen) birden fazla etkiye sahip veya çok yetili kök hücreler tarafından olası hale gelmektedir.

Denizşakayığı Nematostella Vectensis yüksek seviyede yenileyicidir: Tomurcuklanmayla cinsiyetsiz olarak çoğalabilir ve hiç bir yaşlanma işareti göstermez. Bu da kök hücre araştırması için ilginç bir konudur.

Bununla beraber araştırmacılar, bu hayvanlarda herhangi bir kök hücreyi henüz tanımlayamadılar.

Technau ve ekibi yeni "Tek Hücre Genom Bilimi Metod" unu kullanarak tüm mesajcı RNA’ların belirli bir hücrede toplanması görünümlerine dayanan karmaşık organizmaların hücrelerini belirledi ve hangi kök hücrelerin geliştirildiğine karar verdi.

Viyana Üniversitesi’nden olan tezin ilk yazarı Andreas Denner konuyla ilgili şöyle konuştu: "Tek hücre gen ifadesi analizlerini ve insanlara ait genlerin hayvan hücrelerine aktarılması işlemini birleştirip, sinir hücreleri ve bezeleri içeren hücreler gibi, denizşakayığının ayırt edilebilen büyük nüfusta oluşmuş hücrelerini belirleyebiliyoruz. Hatta çok yetili kök hücre adaylarını da belirleyebiliyoruz.”

Bu kök hücreler boyutlarının küçüklüğünden dolayı şu ana kadar keşfedilmemiş kaldılar.

Bu potansiyel kök hücreleri; insanlar da dâhil tüm hayvanlardaki tohum hücrelerinin (sperm ve yumurta hücrelerinin) gelişimini kolaylaştıran, evrimsel olarak yüksek seviyede korunmuş genler olan Nano-genler ve Piwi genleri ifade ederler.

Bilim insanları, CRISPR gen makaslarını kullanıp belirli nano-genleri mutasyona uğratarak bu genin denizşakayıklarındaki tohum hücrelerinin oluşumu için gerekli olduğunu da kanıtladılar.

Genin yumurta ve spermin üretimi için de temel bileşen olduğu diğer hayvanlar üzerinde gösterildi.

Bu da gen fonksiyonunun yaklaşık 600 milyon yıl önce ortaya çıktığını ve bugüne kadar da korunduğunu ispatlıyor. Ulrich Technau ve onun ekibi, şimdi gelecekteki araştırmalarında denizşakayığının potansiyel ölümsüzlükten sorumlu kök hücrelerinin özelliklerini araştırmak istiyor.

https://www.sciencedaily.com/releases/2024/08/240819130732.htm’den çevrilmiştir.

Çeviren: Esin Tezer

8 Haziran 2024 Cumartesi

Yeni Araştırma, Bir Babanın Diyetinin Çocuğunun Sağlığını Nasıl Şekillendirdiğini İnceledi

 

Nature Communications dergisinde yayınlanan yeni bir araştırma; baba erkek farelerin diyetindeki makro besin dengesinin, baba farelerin erkek çocuklarının endişe benzeri davranış seviyesini ve kız çocuklarının ise metabolik sağlığını etkilediğini keşfetti.

Araştırma, diyetin etkisinin babanın spermi aracılığıyla bir nesilden bir diğer nesle nasıl taşınabildiğini açıklamaya yardımcı oldu. Bu araştırma, gelecek nesilde baba olacak olanların metabolik hastalık ve duygu durumu bozuklukları riskini azaltma hedefli diyet kılavuzu olarak da bilgi verecek.

Anne babalar çocuklarının ilgilerini ve davranışlarını kendilerinin karma başarısıyla şekillendirebildiklerine inanmak isterler. Fakat uluslararası araştırma ekibinin yeni yaptığı bir araştırmaya göre, fare babaların kendi diyetleriyle çocuklarının sağlığını şekillendirdikleri kanıtlandı!

Bilim insanları; fare babanın diyetinin yalnızca kendi üreme sağlığına değil, çocuğunun üreme sağlığına da etkisi olduğunu keşfettiler. Erkek farelerin gereğinden fazla yemek yemesi veya gereğinden az yemek yemesi hem çocuklarının metabolizmasını ve davranışını etkiliyordu, hem de onların kanser riskini arttırıyordu!

Avustralya’daki Sydney Üniversitesi’nden Charles Perkins Merkezi’ndeki araştırmacılar, erkek fareleri birbirinden protein, yağ ve karbonhidrat ölçüleri bakımından farklı on diyetten bir tanesiyle beslediler ve daha sonra da onların standart diyetle yetiştirilen dişi farelerle çiftleşmelerini sağladılar. Araştırmacılar, en sonunda da yavru farelerin davranış ve fizyolojisi üzerine çalıştılar.

Kalori Sayısı Kadar Diyetsel Bileşim De Önemlidir

Araştırmacılar; düşük protein ve yüksek karbonhidratla beslenen, labirentin güvenli bölgesinde ne kadar zaman geçirdiği hesaplanan baba erkek farelerin daha yüksek seviyede endişeli erkek çocuğa sahip olduğunu keşfettiler. Araştırmacılar ayrıca baba erkek fareler yüksek seviyedeki yağlı diyetlerle beslenirlerse, onların kız çocuklarının da metabolik hastalığın daha yüksek seviyesindeki vücut yağı ve işaretleyicilerine sahip olacağını buldular.  

Danimarka’daki Kopenhag Üniversitesi ve Fransa, Nice’teki Côte d'Azur Üniversitesi’nden araştırma tezinin kıdemli yazarlarından ve Epigenetik değişimleri anlamaya çalışan GECKO Konsorsiyum’un lideri olan Profesör Romain Barrès, konuyla ilgili şunları söyledi: "Çalışmamız, çiftleşmeden önce yenen diyetin gelecek neslin belirli özelliklerini programlayabileceğini gösterdi.”

Araştırma ekibi, düşük proteinli diyet yiyen erkek farelerin de daha fazla yemek yediklerini gözlemledi.

Profesör Romain Barrès, sözlerini şöyle tamamladı: "Araştırmamız, bir babanın sadece çok fazla veya çok az yemek yemesini değil; babanın diyetindeki bileşimin gelecekteki çocuklarına nasıl etki edebileceğini gösterdi. Çalışmamızın gelecek nesildeki metabolik hastalık ve duygu durumu bozukluklarının riskini azaltmak hedefiyle baba olacak olanların diyet kılavuzunu inşa etmeye yardımcı olduğunu düşünüyorum.”

Çeviren: Esin Tezer

https://www.sciencedaily.com/releases/2024/04/240417131002.htm’den alıntı yapılarak çevrilmiştir.

19 Nisan 2024 Cuma

Sağlık Ve Mutluluk Birbirine Bağlıdır

 


İyi bir sağlık ve mutlu bir hayat görüşü eşit derecede değerlidir ama birbirinden bağımsız hedefler gözükebilir. Fakat giderek artan araştırmalar, mutlu bir hayat görüşünün fiziksel sağlık için güçlü bir etkiye sahip olduğunu kanıtlıyor…

Psikolojik Bilim (Psychological Science) dergisinde yeni yayınlanan araştırmaya göre, hem internet üzerinden yapılan hem de kişisel psikolojik müdahaleyle yapılan programların fiziksel sağlık bildirimlerinde pozitif etkilere sahip olduğu ispatlandı. Her iki program da eşit derecede etkiliydi.

Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Georgetown Üniversitesi’nde Psikoloji Bölümü’nde Profesör olan ve araştırmanın tezinin yazarlarından biri olan Kostadin Kushlev, konuyla ilgili şunları söyledi: “Daha önceden yapılmış çalışmalar, mutlu insanların daha az mutlu insanlara nazaran daha iyi bir kardiyovasküler sağlığa sahip olduğunu ve daha iyi bağışıklık sistemi tepkileri vermeye eğilimli olduğunu ispatladı. Araştırmamız; özellikle kişisel sağlığı arttırmak için tasarlanan yöntemlerin, genel olarak sağlıklı olan yetişkinlerin bile psikolojik sağlığının arttırılmasının fiziksel sağlığa yararlı olduğunu kanıtlayan ilk rastgele denetimli deneylerden oluştu."

Araştırmada, yaşları 25 ila 75 arasındaki bir grup 155 yetişkin rastgele ya bekleme listesinde kontrol durumunda kaldılar ya da “Öz Benlik”, “Deneyimsel Benlik” ve “Sosyal Benlik” diye adlandırılan üç farklı mutluluk kaynağına yöneltilen 12 haftalık pozitif psikolojik müdahale programına atandılar.

Kushlev sözlerini şöyle tamamladı: "Tüm aktiviteler, öznel sağlığı arttırmak için kanıta dayalı destek programıydı.”

Mutlu Bir Gelecek

Psikolojik müdahale programına katılan katılımcılar 12 haftalık kurs boyunca öznel sağlık seviyelerinin arttığını bildirdi.

https://www.sciencedaily.com/releases/2020/07/200722170142.htm’den alıntı yapılarak çevrilmiştir.

Çeviren: Esin Tezer

28 Ağustos 2023 Pazartesi

Beyinde Kronik Stresle İlişkili Olan Nöronlar Belirlendi

 

İsveç’teki Karolinska Enstitüsü’nde araştırmacılar, fare beyninde negatif duygusal haller ve kronik stres oluşumuyla ilişkili bir grup sinir hücresini belirledi. Gelişmiş tekniklerle haritalandırılan nöronlar, östrojen reseptörlerine de sahipler. Bu da, kadınların strese karşı erkeklerden neden daha hassas olduklarını açıklıyor. Çalışma, Nature Neuroscience adlı dergide yayımlandı.

Negatif duygulara (huzursuzluk) ve kronik strese beyindeki hangi ağların sebep olduğu şu ana kadar bilim dünyasında bilinmemekteydi.

Karolinska Enstitüsü araştırmacıları Konstantinos Meletis, Marie Carlen ve ekibi; Nöron Parça Sıralaması (Patch-seq), Geniş Ölçek Elektrofizyoloji (Nöropikseller) ve Optogenetik gibi gelişmiş teknikleri kullanarak fare beynindeki huzursuzluğu denetleyen, Hipotalamus’tan Habenula’ya (Epifiz Sapı) yönlendiren belirli nöral yolları haritalandırdılar.

Araştırmacılar, fareler bazı odalara giriş yaparken o beyin yolunu aktif hale getirmek için Optogenetik tekniğini kullandılar ve odada hiçbir şey bulunmamasına rağmen farelerin o odadan uzak durduğunu keşfettiler.

Araştırma, Yeni Depresyon Tedavileri İçin Fırsat Sunuyor

Karolinska Enstitüsü’ndeki Nörobilim Bölümü’nde Profesör olan Konstantinos Meletis, konuyla ilgili şunları söyledi: "Daha önce yaptığımız araştırmada, Hipotalamus ve Habenula (Epifiz Sapı) arasındaki bağlantıyı keşfetmiştik fakat bu sinir yolunun hangi tür nöronlardan oluştuğunu bilmiyorduk. Huzursuzluğu denetleyen sinirsel yoldaki nöron türlerini anlamamız gerçekten heyecan verici! Eğer beyindeki negatif sinyallerin nasıl oluştuğunu anlayabilirsek, depresyon gibi olan etkili hastalıkların ardındaki mekanizmayı da keşfedebiliriz. Bu da bize yeni ilaç tedavileri için fırsat sunuyor.”

Araştırma, aynı bölümden doktora sonrası araştırma yapan 3 bilim adamı tarafından yürütüldü. Profesör Meletis, bilim adamlarının duyguları ve davranışı denetleyen nöral yolları belirlemek için gelişmiş teknikleri nasıl kullandıklarını açıkladı.

Östrojen Seviyelerine Karşı Hassas

Araştırmada yapılan bir diğer ilginç keşif de nöronların huzursuzlukla bağlantılı östrojen reseptörüne sahip olmasıydı, bu reseptör onların östrojen seviyelerine karşı hassas olmalarını sağlıyordu. Erkek ve dişi fareler beklenmedik yumuşak şiddetteki itici türden olaylara maruz kaldıklarında,  dişi olan fareler erkek farelerden daha uzun süren stres tepkisi verdiler.

Nörobilim Bölümü’ndeki Profesör Marie Carlen de konuyla ilgili şöyle konuştu: "Endişe ve depresyonun kadınlarda erkeklerden daha yaygın olduğunu uzun zamandır biliyorduk fakat bunu açıklayan herhangi bir mekanizma yoktu, bu cinsiyet farklılıklarını en azından farelerde açıklayan bir mekanizmayı keşfettik.”

*Araştırmada Kullanılan Teknikler*

Nöron Parça Sıralaması (Patch-seq): Nöron Parça Sıralaması, Gen İfadesi (RNA Sıralaması) ölçümleriyle kişiye özgü hücrelerin elektriksel özelliklerinin ölçümlerini bir araya getirir ve beyindeki nöronların farklı türlerinin haritalandırılmasına olanak sağlar.

Nöropikseller: Nöropikseller sondası; yüzlerce bireysel nöron aktivitesinin aynı andaki ölçümüne olanak sağlayan, geniş-ölçek elektrofiziksel ölçümler için olan yeni tür bir elektrottur.

Optogenetik: Optogenetik, seçilen nöronlar aktif olduğunda nasıl ve ne zaman denetlenecekleri için kullanılır. Metot, (tek hücreli organizmaların zarlarından gelen kanal proteinleri gibi) ışığa hassas proteinleri üzerinde çalışılacak olan nöronlara tanıtmayı içerir. Optogenetik ışık, fare beyninin kendine özgü hücre türlerinin fonksiyonunu belirlemek için denetlemede kullanılabilir.

https://www.sciencedaily.com/releases/2023/06/230622120922.htm’den alıntı yapılarak çevrilmiştir.

Çeviren: Esin Tezer