Bilim ve Din

Bilim ve Din

4 Haziran 2018 Pazartesi

Duanın Gücü


Yeni bir araştırmanın eş yazarı olan Florida Devlet Üniversitesi'nden bir araştırmacıya göre, romantik  partner veya çok yakın bir dost için edilen dua; dua eden kişiyi o kişiye karşı daha yardımsever ve bağışlayıcı olmaya yöneltiyor... 
    
Florida Devlet Üniversitesi Aile Enstitüsü'nün bilim insanı ve direktörü olan  Frank D. Fincham, araştırmanın bulgularının kayda değer olduğunu söyledi. Partnerleri için dua eden kişiler, dua ettikleri partnerlerinin davranışlarında pozitif değişim gördüklerini bildirdiler. Fincham, bunu kanıtlayan ilk bilim insanı olduğunu sözlerine ilave ederek şöyle dedi: "Yaptığımız çalışmalar, edilen duanın konusuna göre dua edilen kişinin davranışının olumlu yönde değiştiğini gösterdi."
Buna ilaveten; araştırmaya dışarıdan katılan tarafsız gözlemciler partnerleri için dua eden tarafların, dua etmeyen taraflara nazaran partnerlerine karşı daha pozitif  bir davranış sergilediklerini keşfettiler. 
    
Fincham, şu anda Brigham Young Üniversitesi'nde asistan profesör olarak görev yapan eski Florida Devlet Üniversitesi doktora öğrencisi olan Nathanial Lambert tarafından yürütülen araştırmanın yazarlarından  bir tanesi. Tezleri, "İşbirlikçi ve Bağışlayıcı Eğilimlere Dönme: Partner odaklı dua etmek motivasyonu nasıl dönüştürüyor?"  Personal Relationships (Kişisel İlişkiler) adlı dergide yayınlandı.  Tezin yazarları arasında Lambert ve Fincham'dan başka Kentucky Üniversitesi'nden C.Nathan DeWall, Richard Pond ve Georgia Üniversitesi'nden  Steven R.Beach de var. Çalışma, 5 ayrı araştırmanın sonuçlarını kapsadı. Bulgular şöyle:

•Partneri için daha sık dua eden katılımcılar, partneri ona üzücü veya sinirlendirici bir davranış yapsa bile daha az kinciydiler.  
•Partnerleri için dua eden katılımcılar, partnerleri hakkında pozitif düşünceler düşünmeleri istenen katılımcılardan daha bağışlayıcı bir davranış içerisindeydiler.
•Partnerinin incitici davranışından sonra dua etmesi istenen katılımcılar, Tanrı'yı düşünmesi istenen katılımcılara nazaran partnerleriyle daha fazla işbirliği halindeydiler.
•Yakın ilişki partnerleri için dua eden katılımcılar, anlaşmazlığın dua ettikleri zaman dua etmedikleri zamana nazaran daha kolay çözümlendiğini bildirdiler. Daha  işbirlikçi ve bağışlayıcıydılar.
  
Araştırmaya katılan katılımcılar, hem kendileri hem de başkaları için dua etmeyi seven üniversite öğrencileriydi. Araştırmacılar, ileride yapılacak çalışmaların daha olgun yaşta veya daha değişik ırklardan olan çiftler üzerinde de yapılması gerektiğini söylediler. Partner odaklı dua etme araştırması, sadece genç yetişkin ilişkiler için yapılmış bir araştırma değildi! 
 
Fincham, sosyal bilim adamlarının bu zamana dek din, spiritüalite ve bilhassa da dua etme üzerinde araştırma yapmaktan çekindiklerini belirtti. Fincham'a göre, dünya üzerinde yaşayan 5 milyar insan ya da dünya nüfusunun yüzde 75'i dini bir inanca sahip.  Fincham, sözlerine şöyle devam etti: "Amerika Birleşik Devletleri'ndeki insanların yüzde 90'ı en azından arada sırada dua ediyor ve dua etmek Musevilik, Hristiyanlık ve İslamiyet de dahil tüm İbrahimi dinlerde spiritüel aktivitenin bir şekli. Dua etmenin Budizm, Hinduizm ve Şintoizm gibi diğer dini geleneklerle de güçlü bir paralelliği var. Buna rağmen, dua etmenin romantik ilişkilerdeki rolü hakkında çok az bir bilgiye sahiptik. Duanın ilişkiler üzerindeki etkisini ilk kez tarafsız göstergelerle kanıtlamış olduk."  

Çeviren: Esin Tezer
https://www.sciencedaily.com/releases/2013/05/130514184139.htm'den alıntı yapılarak çevrilmiştir.

8 Mayıs 2018 Salı

Beyinde Korku & Cesaret Yer Değiştiriyor


Stanford Üniversitesi Tıp Okulu'ndaki araştırmacılar; yaptıkları bir araştırmada görsel bir tehdit karşısında ürkek, cesur ve hatta öfkeli tepkiler veren farelerin beyinlerinde bitişik iki sinir hücresi kümesi tespit ettiler. 
     

Beynin tam ortasında yerleşik olan bu kümelerin veya çekirdeklerin her biri beynin her bir farklı bölgesine sinyaller gönderiyor, görsel bir tehdide karşı zıt davranışları ateşliyor. Araştırmacılar iki çekirdeğin aktivasyon seviyelerini değiştirerek taklit yırtıcı hayvanlarla fareleri korkudan dondurabiliyorlar, ördeklerin saklanmalarına neden olabiliyorlar veya onları saldırgan bir vaziyette tutabiliyorlar.


Nöro-biyoloji ve Oftalmoloji (Gözbilim) yardımcı profesörü olan Andrew Huberman PhD, insanların beyinlerinin de muhtemelen buna eşdeğer bir devreye sahip olduğunu söyledi.  İki çekirdeğin sinyal verme güçleri arasındaki dengeyi değiştirmenin yolları müdahalesiz bir şekilde önceden bulunabilir  ya da insanların tehdit edici olarak algıladığı durumlar endişesiz bir şekilde, fobi veya post-travmatik stres rahatsızlığı olmadan atlatılabilir. Kişiler normal yaşantılarına dönebilirler. 


Deney sonuçlarını anlatan tezin uzman yazarı olan Huberman, "Bu çalışma, bize gelecekte felci yenmenin ve yaşamlarımızı daha iyi hale getiren işlerle yüzleşme korkusunu yenmenin kapılarını aralayan bir çalışma" şeklinde konuştu. Tez sonuçlarını anlatan yazı 2 Mayıs'ta Nature dergisinde yayınlandı. Master öğrencisi olan Lindsey Salay, tezin başyazarı. 

 Salay; deney esnasında uyarılmış beyin bölgelerini izlerken "vMT" olarak adlandırılan, "yırtıcı" olarak aktive olan Ventral Orta Hat Talamus'u farketti. vMT; her ikisi de tehdit, korku ve endişe gibi hislerle ilişkili olan Bazolateral Amigdala ve Mediyal Prefrontal Korteks bölgesi ile bağlantılıdır. 


Derleyip Çeviren: Esin Tezer


http://med.stanford.edu/news/all-news/2018/05/scientists-find-fear-courage-switches-in-brain.html

https://www.independent.co.uk/news/science/brain-fear-cause-mouse-switch-courage-vmt-a8333411.html

20 Mart 2018 Salı

Beyin Dalgalarımız




Araştırmalar; beynin sinir hücrelerinin aktivitesi tarafından oluşturulan "salınımların", kendine has rolleri olduğunu iddia ediyor...


Bizler göremeyiz, fakat beyinlerimiz elektriksel aktiviteyle vızır vızır çalışırlar. Beyin dalgaları, adeta tilt oyununun (yani pinball'un) muazzam bir örneği olan beynin etrafındaki sinir hücrelerinin koordineli şekilde ateşlenmesiyle oluşurlar. Dalgalar, beynin ön tarafından arka tarafına veya tüm derin yapılardan kafatasına ve oradan da tekrar diğer taraflara sekerek sıçrayabilirler.

"Nöral salınımlar" olarak adlandırılan bu sinyallerin zihinsel bazı halleri aynı anda yaptığı bilinmektedir. Dinginlik veren alfa dalgaları; meditasyon yapan rahiplerin beyinlerinde sakinleştirici bir şekilde dalgalanırlar. Beta dalgaları; konuşmaları yoğun bir şekilde yaptığımızda inişli çıkışlı bir şekilde dalgalanırlar. Hızla yayılan gama dalgaları ise bize keskin iç görü sağlarlar. Uyuşuk delta ritimleri mışıl mışıl uyuyanları yatıştırırlar, rüya görenler ise hızla yayılan teta ritimlerine geçerler. Beyin dalgaları; önemli sinyallerin çıktısı olmaktan ziyade beynin nasıl çalıştığı, birlikte çalışması gereken beyin bölgelerinin bilgiyi nasıl belirli bir yolla aktardıklarını  anlamada anahtardırlar.

Massachusetts Teknoloji Enstitüsü'nden (MIT'den) Earl Miller, dalgaların beynin nasıl çalıştığını kanıtlamada önemli bir nokta olduğuna katılan nöro-bilim adamları arasında bulunuyor. Miller'ın yakın zamanda yaptığı çalışmaların tezine göre, beyin salınımları; beynimizin dünyadaki dikkat edilmesi ve göz ardı edilmesi gereken sinyalleri seçmesine izin veriyor. Böylelikle bilgi, ustaca bir kanaldan yollanıyor. Çalışmaların keşfine göre, bu dalgalar anormal bir şekilde çalıştıklarında beynin gücü sekteye uğruyor. Beynin bu dalgaları nasıl kullandığını inceleyen detaylı şemalar, sinyallerin elektriksel dürtülerle ayarlanma olasılığının olduğunu da gösterdi. Örneğin, hafıza problemleri ve zihinsel rahatsızlıkları iyileştiren terapiler geliştirilebilir. İlk yapılan çalışmalar, bu terapilerin kişilerin hafızasını geliştirebildiğini de gözler önüne serdi. 

Beyin dalgaları hakkındaki bu iç görüler; nörolojideki beynin yalnızca sinir hücreleri veya nöronların davranışlarından ibaret olduğu görüşüyle de çatışıyor. Miller, bu çalışmanın beyni dev bir saate benzetmek gibi bir şey olduğunu ve her bir mekanizmayı çözdüğünüzde beyni de çözeceğinizi söylüyor. Yakın zamanda yapılan üç tezde Miller ve çalışma arkadaşları; beta ve gama adlı, işleyen hafızayı oluşturan bilgiyi seçmek için birlikte çalışan iki farklı beyin dalgası üzerinde çalışıyorlar. Saniyede 30 ila 80 defa salınım yapan Gama dalgaları (30 ila 80 Hertz) ne hissettiğimiz, ne gördüğümüz ve ne kokladığımızdan, yani algılamalarımızdan akan bilginin koordine olmasına yardımcı oluyorlar. Bunun zıttı olan 12 ila 30 Hz arasındaki yavaş yayılan beta dalgaları ise beynin duyusal sinyallere dikkatini vermesine kılavuzluk eden, yardımcı olan mesajları taşıyorlar. Gama ve beta dalgaları arasındaki etkileşim ise, beynin bu bilgi bombardımanını nasıl çözdüğüne işaret ediyor. 
      
Çeviren: Esin Tezer
https://www.sciencenews.org/article/brain-waves-may-focus-attention-and-keep-information-flowing'den alıntı yapılarak çevrilmiştir.

2 Şubat 2018 Cuma

Beyindeki hatıraları ne oluşturuyor?


Bilim adamı olmayan birine beyindeki hatıraları neyin oluşturduğunu  sorun. Alacağınız yanıt çok basittir: Akla hemen ya çocukluk hatıraları olan doğum günü partileri ya da düğünler gelir. Fakat Charles Hoeffer, hatıraları proteinlerin oluşturduğunu söylüyor.

Colorado'daki Boulder Üniversitesi'nde Bütünleştirici Fizyoloji bölümünde  Asistan Profesör olan Hoeffer, 5 yıldır beyin dokusunda yeni deneyimlere adapte olmamızı sağlayan ve yeni hatıraları oluşturan "AKT" adlı protein üzerinde araştırmalar yapıyor. Bu konu hakkında şu ana kadar pek birşey bilinmemekteydi.

Ulusal Sağlık Enstitüsü tarafından fonu sağlanan araştırmayla ilgili tezde Hoeffer ve çalışma arkadaşları; ilk kez AKT adlı proteinin 3 çeşit türünün olduğunu, onun beyindeki çeşitli hücrelerde bulunduğunu ve beyin sağlığını değişik şekillerde etkilediğini belirttiler. Araştırmanın sonuçları; bir çeşit beyin kanseri olan ve Amerikalı Senatör John McCain'de de bulunan Gliyoblastom, Alzheimer hastalığı ve Şizofreninin tedavisinde yeni tedavi türlerine de ışık tutabilir. Hoeffer, AKT adlı proteinin önemli bir protein olduğunu ve yazdıkları tezin bu konuyla ilgili şimdiye kadarki yazılmış en kapsamlı tez olduğunu savunuyor.

1970'li yıllarda keşfedilen ve 'Onkojen' adıyla da bilinen AKT adlı protein,  beynin sinaptik elastisite yetisini oluşturmasında da anahtar rolü oynuyor. Diyelim ki; iri, beyaz bir köpekbalığı gördünüz. Beyninizin o hatırayı oluşturabilmesi için proteinlere ihtiyacı vardır. AKT, adeta bir protein fabrikası gibi çalışır ve o hatırayı beyninize kaydeder.

Hoeffer ve çalışma arkadaşları, araştırma için farelerdeki AKT'nin üç çeşidini durdurdular ve farelerin beyin aktivitelerini gözlemlediler. Şaşılacak sonuçlarla karşılaştılar: AKT2;  yıldız şeklindeki destek beyin hücresi olan Astroglia'da  ve beyin kanserleri, beyin yaralanmalarında etkili olan Omurilik'te vardı. Araştırmacılar AKT1'i de nöronlarda buldular ve onun beyin sinapslarının güçlenmesi, hatıra oluşumu için önemli bir forma sahip olduğunu keşfettiler. AKT3 ise beyin gelişimi için etkiliydi. Beyninde AKT 3 geni durdurulan farelerin beyin büyüklükleri küçüldü.

Çeviren: Esin Tezer
www.sciencedaily.com'dan alıntı yapılarak çevrilmiştir.

25 Aralık 2017 Pazartesi

Zekâ ve DNA devrimi

Related image


Zekâ ve DNA devrimi

Bilim adamları, zekâyla ilişkili 22 geni keşfetti...

Francis Crick ve James Watson'ın "DNA" adıyla bilinen çift-helisel yapıyı keşfetmesi 60 yıldan fazla oldu.

Nature Genetics adlı dergide yakın zamanda yayınlanan, GWAS (Genom Birliği Araştırmaları) tarafından tüm dünyadan bir grup bilim adamının 78,308 kişi üzerinde yaptığı araştırmada IQ testi  kullanıldı. Çalışmada, genel zekânın DNA dizisiyle ilişkili olup olmadığı analiz edildi.

Çalışmanın ana amacı, zekâ testlerinin skorlarıyla yakından bağlantılı olan tek nükleotid polimorfizmileri, yanı (SNP)leri teşhis etmekti.

Vücuttaki pek çok hücrede keşfedilen DNA, nükleotid adı verilen 4 molekülden  oluşur: Sitozin (C), Timin (T) ve Adenin (A), Guanin (G). Hücredeki DNA kromozomlar adı verilen yapıları oluşturur. İnsanlar normalde 23 çift kromozoma sahiptirler; bunun bir çifti anneden, bir çifti de babadan gelmektedir.

SNP, kromozomal bölgede insandan insana farklılık gösteren bir nükleotiddir. Örneğin; bir kişide üçlü TAC nükleotidi varsa, bir diğerinde bu TCC olabilir. Ve bu varyasyon, insanlar arasındaki zekâ farklılıklarını göstermektedir. Genler çok daha uzun nükleotid dizilerinden oluşurlar ve yaşamın temel yapı taşları olan proteinleri oluşturmak için gerekli olan talimatları verirler.

Analizi yapılan  12 milyon SNP'den 336'sının zekâyla bağlantılı olduğu meydana çıkmıştır, bu da 22 farklı gene işaret etmektedir.

Çeviren: Esin Tezer
www.scientificamerican.com'dan alıntı yapılarak çevrilmiştir.

14 Kasım 2017 Salı

Beyniniz Evrendir

Temel noktamız; 100 yıl önce başlayan  kuantum devrimle fiziksel dünyanın gerçek olmadığının bir tartışma olmaktan çıkıp, artık  ispatlanmış olmasıdır. Peki, ya beynin kuantum bir aygıt olduğunun ve onun dizaynının şans eseri olmayan bir biçimde kozmosu yansıttığının fiziksel bir kanıtı varsa?  Hindistan'daki Vedik geleneğinde şöyle denilir: "En küçük nasılsa, en büyük de öyledir."  (Zerre, Küllün aynasıdır. Hadis-i Şerif) Mikrokozmos nasılsa, makrokozmos da öyledir. Modern terminolojiyi kullanıyoruz belki ama kavram, zamansızdır.

Fizikçi Dimitri Krioukov, Nature's Scientific Reports Dergisi' ne şöyle demiştir: Evren, dev bir beynin büyümesi gibi büyüyüp genişliyor. Beyin hücreleri arasındaki ateşlenme, genişleyen galaksilerin şeklini tıpkı beyindeki ayna nöronların yaptığı gibi aynalamaktadır.

Erken evrendeki galaksi ara bağlantılarının ve beyindeki ara bağlantılarının simülasyonlarına (canlandırmalarına) baktığımızda ise ikisinin de ayırt edilemeyecek kadar aynı olduğunu görüyoruz. Beyin ve kozmos, internet ve onun bağlantıları gibi aynı şekilde evrimleşmektedir.


Bilim insanı yazarlar, evrenin gerçekten de bir beyin gibi gelişip büyüdüğünü tartışıyorlar. Saygın  Journal Science dergisinde bu konuyla ilgili olan bir yazıda araştırmacılar; beyindeki bağlantıların son derece mükemmel bir şekilde organize olduğunu, beynin yapısının bir şehrin kablolama sistemi gibi olduğunu ve nöronların her yönden geçtiğini keşfettiklerini söylüyorlar.

Yazan: Dr. Deepak Chopra
Çeviren: Esin Tezer
https://m.huffpost.com'dan alıntı yapılarak çevrilmiştir.

6 Ekim 2017 Cuma

AH! ŞU BEYNİMİZ


AH! ŞU BEYNİMİZ

 
Beyine Yararlı Olan Gıdalar


Beslenmenin bilişsel performansı etkilediği biliniyordu; fakat araştırmacılar onların sadece birbiriyle etkili değil, hatta tamamen bağlantılı olduğunu keşfettiler. Illinois Üniversitesi araştırmacıları tarafından yapılan yeni bir çalışmada; zeytinyağı, kuruyemiş ve avokadoda bulunan bir grup besin maddesinin, bir başka deyişle, tekli doymamış yağın; genel zekâyı etkilediğini keşfettiler. Bu ilişki, MUFAlar (Tekli Doymamış Yağlar) ile beynin dikkat ağı arasındaki korelasyondan kaynaklanıyordu. 


Urbana'daki Carle Foundation Hastanesi'nde 99 sağlıklı yaşlı yetişkin üzerinde yapılan çalışmada; kan örneklerinde bulunan yağlı asit besin örnekleri karşılaştırıldı, beyin ağlarının etkinliğini ölçen fonksiyonel MRI veri ve genel zekâ testinin sonuçları incelendi. Çalışmanın sonuçları, NeuroImage dergisinde yayınlandı. 


Araştırmacılar genel zekânın, dikkat gerektiren işlerde ve hergünkü problem çözmede ana rol oynayan  beynin Dorsal Dikkat Ağı'yla tamamen ilişkili olduğunu keşfettiler.


MUFAların yüksek seviyesiyle genel zekâ arasında bir korelasyon vardı. Araştırmayı yürüten Psikoloji profesörü olan Dr.Barbey, bulguların beslenmenin idrak ve zekâyı nasıl etkilediğini keşfeden bir sonraki araştırmaya da kılavuzluk edeceğini umuyor. Bir sonraki adım, uzun-süre kullanılan MUFAların beyin ağ organizasyonu ve zekâyı etkileyip etkilemediğini araştırmak olacak...


https://www.sciencedaily.com/releases2017/09/170907112408.htm'den alıntı yapılarak çevrilmiştir.
Çeviren: Esin Tezer