Bilim ve Din

Bilim ve Din

17 Nisan 2022 Pazar

Şükür ve Beyin: Şükrettiğimizde Beynimizde Neler Oluyor?


 Yıl içinde her gün şükretmek ve pozitif düşünmek, beyninizi ve hayatınızı değiştirebilir! Beynin duygular ve davranış bölümünü denetleyen bölgesi, odaklanma ve dikkat gibi üst seviye düşünme yeteneklerinizi de denetliyor. Kişinin bilgiyi analiz etme yeteneği, beynin pozitif düşünme ve şükretmeyle mutlu kalmasından yarar görür.

Negatif düşünce yapısı çoğu kez negatife yol açar fakat bir olay veya durum hakkında daha pozitif düşünmek şükür duygusuna yöneltir. Şükür daha sonra daha da yaratıcı düşünme, artan zihinsel performans ve daha fazla dikkat süresiyle sonuçlanabilir.

Negatif Düşünce’ye Karşı Pozitif Düşünce 

İster pozitif olsun ister negatif olsun, düşüncenin doğası; pozitif veya negatif alışkanlıkların bir yansımasıdır. Eğer olaylar hakkında sık sık negatif düşünüyorsanız ve negatif duygulara sahipseniz, bu duygularla beyin bu şekilde başa çıktığı için hep negatif düşüneceksiniz. Bir kişi negatif stres altında olduğunda, enerjisi zihin/beyin fonksiyonları için dağıtım merkezi olan Prefrontal Korteks’ten çekilir. Bu da beynin azalmış işlem yapmasına neden olur.   

Örneğin; sıklıkla “Ben yorgunum” diye düşünür veya söylerseniz, kendinizi yorgun hissedersiniz. Eğer bir öğrenci “Ben matematikte çok başarısızım” diye düşünürse ve bu düşünceyle birlikte negatif duygu hissederse, matematikte daha da başarısız olur. Diğer yandan, “Ben kendime güveniyorum”, veya “Şükran doluyum” gibi pozitif mantralar ise Prefrontal Korteks’i aktif hale getirecektir ve bu da kendine daha fazla güvenen bir davranışa ve daha iyi bir performansa yol açacaktır, kısacası şükredeceğiniz daha fazla şeyi size doğru çekecektir. 

Bu Konuyla İlgili Bilim Ne Söylüyor?

Bilim adamları, 2008 yılında pozitif düşünen ve şükreden insanların beyin aktivitelerini ölçmek için bir araştırma yürüttüler. Buldukları şey ise, şükretmenin birçok beyin bölgesinde senkronize etkinleşmeye yol açtığı, beynin ödül yollarının ve Hipotalamus’un ışık saçmasıydı. Kısaca söylersek, şükretmek Nörotransmitter Serotonin’ini arttırabilir ve beyin sapının Dopamin üretmesi için aktif hale gelmesine neden olabilir. Dopamin, beynimizin zevk kimyasalıdır. Ne kadar çok pozitif düşünürsek, şükür duyguları içinde olursak; kendimizi o kadar daha sağlıklı ve mutlu hissederiz.

Beynin elastikliğine ve plastisitesine şükürler olsun ki, pozitif düşünme yaşam biçimi haline gelebilir. Beyniniz pozitif düşüncelerle dolu olduğunda; ilişkileriniz, sağlığınız, okuldaki performansınız, hayallerinize ve hedeflerinize kavuşmanız ve daha fazlası da dâhil, hayatınızın her alanını geliştirmeyi umabilirsiniz…

Çeviren: Esin Tezer

https://www.brainbalancecenters.com/blog/gratitude-and-the-brain-what-is-happening’den alıntı yapılarak çevrilmiştir.

15 Mart 2022 Salı

Araştırmacılar Beynimizin Hatıraları Nasıl Ayırdığını, Depoladığını ve Anımsadığını Kanıtladılar


Araştırmacılar, beyinlerimizde birbirinden ayrık zamanlı hatıraları organize eden iki tür hücreyi belirlediler. Bu buluş, insan beyninin hatıraları nasıl oluşturduğunu ve Alzheimer hastalığı gibi hafıza bozukluğuna dayanan rahatsızlıkların içeriğini anlamamıza yardımcı olabilir. Çalışma, Yaratıcı Nöroteknoloji Geliştirme Girişimi (BRAIN) Projesi aracılığıyla Ulusal Beyin Sağlığı Araştırma Enstitüsü tarafından da desteklendi. Araştırmanın sonuçları Nature Neuroscience adlı dergide yayınlandı.

Ulusal Nörolojik Hastalıklar, Felç ve NIH BRAIN Girişimi Programının direktörü olan Jim Gnadt, PhD konuyla ilgili şunları söyledi: “ Bu çalışma, araştırmacıların insan beyninin nasıl düşündüğüne dair üzerinde çalıştıkları hayat değiştirici bir araştırmaydı. Araştırma, yakın zamanda insan nörobilimini anlamak için primat maymunlar ve kemirgen hayvanlar üzerinde onların düşüncelerini oluşturan nöronların kaydedilmesiyle yapılan çalışmaya da ışık tuttu."

Amerika Birleşik Devletleri’nin Kaliforniya, Los Angeles’taki Cedars-Sinai Tıp Merkezi’nde Nörocerrahi,Nöroloji ve Biyomedikal Bilimler bölümünde Profesör olan Ueli Rutishauser tarafından yürütülen bu çalışma, şu basit ve ilginç soruyla başladı: “Beynimiz hatıraları nasıl oluşturuyor ve organize ediyor?” Bilinçli şekilde yaşadığımız yaşamlarımızı süregiden bir deneyim olarak yaşıyoruz fakat insan davranışları üzerine yapılan bir çalışmaya göre, hayatlarımızda yaşadığımız olayları kişisel, bağımsız ânlar olarak beyinlerimizde depoluyoruz. Bir hatıranın başlangıcını ve sonunu ne belirliyor?  Bu teori, “ Olay Bölünmesi” olarak adlandırılıyor ve bu işlemin insan beyninde nasıl işlediği hakkında çok az bir bilgiye sahibiz.

Araştırmacılar, çalışmada videoları izledikçe katılımcıların beyin aktivitelerini kaydettiler ve farklı türdeki sınırlamalara aktivitelerini arttırarak tepki veren iki ayrı hücre grubu olduğunu keşfettiler. “Sınır Hücresi” olarak adlandırılan birinci grup hücre, yumuşak ya da sert olan sınıra daha aktif bir şekilde tepki verdi. “Olay Hücresi” olarak adlandırılan ikinci grup hücre ise yalnızca sert sınırlara tepki verdi. Bu da, yeni bir hatıranın oluşmasının sert sınırdan sonra hem sınır hem de olay hücrelerinin aktivitelerinin zirveye ulaştığı zaman olduğu teorisini destekler nitelikteydi.

Dr. Rutishauser sözlerine şöyle devam etti: "Sınır tepkisi yeni bir fotoğraf olayını oluşturma gibi düşünülebilir. Siz hatırayı oluşturdukça, sanki o olaya yeni fotoğraflar eklenmektedir. Sert bir sınır oluştuğunda, o olay bitmiştir ve yeni olanı başlar. Yumuşak sınırlar, tek bir olayın içinde oluşturulmuş yeni imajlar gibi düşünülebilir."

Araştırmacılar, daha sonra hatırayı yeniden bulup getirmeyi ve bu işleyişin de sınır ve olay hücrelerinin ateşlenmesiyle bağlantılı olduğunu incelemeye başladılar. Tıpkı kilit resimlerin olayları tespit etmesinde kullanıldığı gibi, bilim adamları da beynin sınır zirvesini geçmiş hatıraları “yüzeyden sıyırma” işaretçisi olarak kullandığı teorisini ortaya attılar. Beyin; benzer ateşleyici modeli bulduğunda, o olayı beynimizde hatıra olarak “oluşturuyor”.

Dr. Rutishauser ve ekibi gelecekte bu bulgulara dayanan terapileri geliştirmek için iki yöntemi ispat etmeyi planlıyor: Birincisi; ödül mekanizmalarındaki rolü çok iyi bilinen, kimyasal Dopamin kullanan nöronların sınır ve olay hücreleri tarafından aktive edildiğinde hatıraların oluşumunu kuvvetlendirdiği. İkincisi, beynin normal iç ritimlerinlerinden biri olan, “Teta Ritmi” olarak bilinen ritmin öğrenme ve hafızayla bağlantılı olduğu. Eğer olay hücreleri o ritimle zamanında ateşlenirlerse, katılımcılar gösterilen imajların sırasını daha kolay bir şekilde hatırlayabilirler. Çünkü Derin Beyin Stimülasyonu (Uyarımı) Teta ritimlerini etkileyebilir ve bu da belirli hafıza bozuklukları olan hastaları tedavi etmek için kullanılan bir yöntem haline gelebilir. 

Çeviren: Esin Tezer

https://www.sciencedaily.com/releases/2022/03/220307113145.htm’den alıntı yapılarak çevrilmiştir.

25 Şubat 2022 Cuma

Beyinde Matematik Nöronları Keşfedildi

 

Beyin, belirli matematiksel işlemleri yaparken ateşlenen nöronlara sahiptir. Yakın zamanda Almanya’daki Tübingen Üniversitesi ve Bonn Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmayla bu kanıtlandı. Bulgular; beyindeki bazı nöronların beyin toplama işlemini yaparken, bazılarının da çıkarma işlemini yaparken aktif halde göründüğünü gösterdi. Beyin; hesaplama işleminin yazılı olup olmadığını veya kelime, sembol olup olmadığını pek umursamıyor. Sonuçlar, Current Biology adlı dergide yayınlandı.

İlkokula giden pek çok çocuk üç elma artı iki elmanın beş elma yaptığını bilir. Fakat bunlar hesaplanırken beyinde neler olduğu bilinmemekteydi. Bonn ve Tübingen Üniversiteleri’nde yapılan yeni bir araştırma bu konuya ışık tuttu.

Araştırmacılar, bu araştırmayı yürütürken Bonn Üniversitesi Hastanesi Sara Bilimi Bölümü’nden yararlandılar. Bu bölüm, sara hastalığı (epilepsi) geçiren insanların beyinlerinin cerrahi süreçlerini inceleyen bir bölüm. Bazı hastalarda sara nöbetleri hep beynin aynı bölgesinden başlıyor. Doktorlar bu bölgeyi tam olarak belirleyebilmek için bazı elektrotları hastaların beyinlerinin içine yerleştirdiler. Beyine yerleştirilen bu uyarıcı çubuklar kasılmanın kaynağını belirleyebilirdi. Buna ilaveten, tekil nöronların aktivitesi de telleme aracılığıyla ölçülebilirdi. 

Bazı Nöronlar Sadece Toplama İşlemi Yaparken Ateşleniyorlar

Araştırmaya beş kadın denek ve dört erkek denek katıldı. Deneklerin sinir hücrelerinin aktivitelerini ölçmek için beyinlerinin “Temporal Lob” diye adlandırılan bölgesine elektrotlar yerleştirildi. Bu arada da deneklerden basit aritmetik işlemler yapmaları istendi. Bonn Üniversitesi Hastanesi’nde Sara Bilimi Bölümü’nde profesör olan Florian Mormann, konuyla ilgili şunları söyledi: "Çıkarma işlemlerinden ziyade toplama işlemleri esnasında farklı nöronların ateşlendiklerini keşfettik.”

Prof. Morman’ın araştırma grubunda doktora yapan Esther Kutter ise şöyle konuştu: ”Bu, sadece bazı nöronların  "+" işaretine bazılarının da yalnızca "-" işaretine tepki göstermesiyle de alakalı değildi. Matematiksel sembolleri kelimelerle değiştirdiğimizde bile etki aynıydı. Örneğin, deneklerden 5 ve 3’ü hesaplamaları istendiğinde deneklerin toplama işlemine tepki veren nöronları harekete geçti. 7 rakamı 4’ten çıkarıldığında da çıkarma işlemine tepki veren nöronları harekete geçti.”

Bu da, hücrelerin aslında matematiksel bir işlemi harekete geçirmek için kodlama yaptıklarını gösteriyor. Beyin aktivitesi, test deneklerinin hesaplama yaparlarken ne tür işlem yaptıklarını da kesin bir doğrulukla gözler önüne serdi: Araştırmacılar, hücre aktivitesi modellerini öz-öğrenimli bilgisayar programına yerleştirdiler. Aynı zamanda da yazılıma deneklerin o anda toplama işlemi mi yoksa çıkarma işlemi mi yaptığını bildirdiler. Algoritma, bu eğitim sürecinden sonra yeni aktivite verisiyle karşılaştığında kesin bir doğrulukla ne tür bir hesaplama işleminin kaydedildiğini tanımlayabiliyordu.

Araştırmayı Prof. Mormann’la birlikte Tübingen Üniversitesi’nden Prof. Andreas Nieder gözetip denetledi. Prof. Nieder ise şunları söyledi: "Yaptığımız bazı araştırmalarda maymunların beyinlerinde de bazı hesaplamalara tepki veren nöronlar olduğunu gözlemledik. Fakat insanların beyninde böyle bir şey var olduğuna dair hiçbir veri yoktu. Mormann ve Nieder analizlerini yaparlarken iki araştırma grubu ilginç bir olayla karşılaştı: Üzerinde çalıştıkları beyin bölgelerinden bir tanesi “Parahipokampal Korteks” diye adlandırılandı. Araştırmacılar, burada da toplama veya çıkarma işlemi yaparken ateşlenen sinir hücrelerini keşfettiler. Fakat toplama işlemini yaparken farklı ilave nöronlar tek ve aynı aritmetik işlemde dönüşümlü olarak aktif hale geliyorlardı. Mecazi olarak söylersek, bu sanki hesap makinesinin kontrol tuşunun sürekli yerini değiştirmesi gibiydi. Bu durum çıkarma işleminde de aynıydı.  Araştırmacılar buna “Dinamik Kodlama” da diyorlar.

Prof.Mormann sözlerini şöyle tamamladı: “Bu çalışma, en önemli sembolik yeteneklerimizden bir tanesi olan rakamlarla hesap yapma yeteneğimizi anlamamız için önemli bir adım.” Bonn Üniversitesi ve Tübingen Üniversitesi’nden olan iki ekip de şimdi sinir hücrelerinin bu hesaplama işlemlerinde tam olarak ne görev yaptığını araştırmak istiyor.

Araştırma, Alman Araştırma Kuruluşu (DFG) ve Volkswagen şirketi tarafından finanse edildi.

Çeviren: Esin Tezer

https://www.sciencedaily.com/releases/2022/02/220214121241.htm’den çevrilmiştir.


9 Şubat 2022 Çarşamba

Araştırma, Aralıklı Oruç Diyeti’nin Zayıflamaya Yardımcı Olduğunu ve Sağlığa İyi Geldiğini İspatladı

 

Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Chicago Illinois Üniversitesi’ndeki araştırmacıların yaptığı yeni bir araştırmanın tezine göre, Aralıklı Oruç Diyeti hem büyük ölçüde zayıflamaya yardımcı oluyor hem de aşırı şişmanlık (obezite) sorunu olan kişilerin metabolik sağlığına iyi geliyor.

Chicago Illinois Üniversitesi’ndeki Sağlık Bilimleri Departmanı’nda Beslenme Profesörü olan Krista Varady, "Aralıklı Oruç Diyeti’nin düzenli diyet yapmaktan çok daha farklı olmadığını fark ettik. İki diyet de aynı miktarda zayıflama olduğunu ve kan basıncında, kolesterol, iltihap (enflamasyon) değişimlerinde de aynı değişiklikleri gösterdi.

İnceleme, üç tür Aralıklı Oruç Diyeti’yle ilgili 25 araştırmanın çalışmasını kapsadı: 1. Değişimli Olarak Yapılan Oruç Diyeti. Bu oruç diyeti, belirli günlerde tutulan bir oruçtu, bir öğünde 500 kalori yakılıyordu.2. 5-2 Diyeti ise Değişimli Olarak Yapılan Oruç Diyeti’nin değiştirilmiş haliydi. Haftada 5 gün normal diyet, 2 gün oruç tutulan bir diyetti. 3. Sınırlandırılmış Zamanlı Diyet de günde 4 ila 10 saat arası yemek yemeyle sınırlandırılmış bir diyetti. Bu diyette yemek yeme süresince hiçbir kalori kısıtlaması uygulanmıyordu. Sınırlandırılmış Zamanlı Diyet araştırması, bu diyeti uygulayan aşırı şişman katılımcıların yemek yeme dilimi ne kadar zaman olursa olsun vücut ağırlıklarının yüzde 3’ünü yitirdiklerini ispatladı.

Araştırmalar, Değişimli Olarak Yapılan Oruç Diyeti’nin katılımcıları 3 ila 8 hafta içinde yüzde 3 ila 8 zayıflattığını gösterdi. Sonuçlar 12 haftada zirveye ulaştı. Değişimli Olarak Yapılan Oruç Diyeti’ndeki katılımcılar belirli günlerde aşırı yemek yemediler ya da içki içmediler. Araştırmaya göre, hafif ila orta zayıflama halini yaşadılar.

5-2 Oruç Diyeti üzerine yapılan çalışmalar Değişimli Olarak Yapılan Oruç Diyeti’yle benzer sonuçları gösterdi. Bu da araştırmanın yazarları tarafından şaşkınlıkla karşılandı. 5-2 Oruç Diyeti’ne katılan denekler, Değişimli Olarak Yapılan Oruç Diyeti’ne katılan deneklerden daha az sıklıkta oruç tuttular fakat kilo verme sonuçları hemen hemen aynı gibiydi.

Hem Değişimli Olarak Yapılan Oruç Diyeti hem de 5-2 Oruç Diyeti,daha geleneksel, günlük kalori sınırlandırmalı diyetlerle kıyaslanabilir. Ve her iki oruç diyeti de kişilerin yılda ortalama yüzde 7 oranında zayıfladığını gözler önüne serdi. Varady, araştırmanın Aralıklı Oruç Diyeti’yle ilgili bazı yanlış kanıları da ortaya çıkardığını söyledi ve sözlerine şöyle devam etti:” Aralıklı Oruç Diyeti ne metabolizmayı negatif bir şekilde etkiler ne de düzensiz yemek yemeye neden olur. Araştırmanın sonuçları bunu gösteriyor.”

Araştırma, Aralıklı Oruç Diyeti’ni denemek isteyen kişilere pratik tavsiyeleri de kapsıyor. Bunlar şunlar: Alışma Zamanı – Katılımcılarda oruç diyetine başlandıktan sonra 1 ila 2 hafta içerisinde baş ağrısı, baş dönmesi ve gaz sorunu gibi yan etkilere rastlandı. Oruç tutulurken yaşanan sıvı kaybını gidermek için oruç tutulmadığı zamanlarda daha fazla içilen suyun baş ağrılarını azalttığı da gözlendi.

Egzersiz – Oruçluyken orta ila yüksek seviyedeki dirençle egzersiz yapılabilir. Bazı katılımcılar oruç tuttukları günlerde daha fazla enerjiye sahip olduklarını söylediler. Bununla beraber araştırmalar, Değişimli Olarak Yapılan Oruç Diyeti’nin öğününün egzersizden sonra yenilmesi gerektiğini tavsiye ediyor.

Oruç tutarken yapılan Diyet – Aralıklı Oruç Diyeti esnasında ne tür gıdalar tüketilmesi gerektiği ile ilgili belirli tavsiyeler yok ama meyve, sebze ve tam tahıl tüketmek lifli gıdaların alımını arttırır. Oruç tutulduğu zamanlarda olan mide ve bağırsak gazından kurtarır.

Alkol ve Kafein – Değişimli Olarak Yapılan Oruç Diyeti veya 5-2 Oruç Diyeti planını uygulayan kişilere oruç tuttukları sürede alkol kullanmaları tavsiye edilmiyor. Sınırlı kaloriler beslenmeyi destekleyen sağlıklı gıdalar için alınmalı.

Araştırmaya göre Aralıklı Oruç Diyeti tavsiye edilmeyen gruplar da var. Bu gruplardaki kişiler şunlar: * Hamile olan ve emziren bayanlar. *12 yaşın altındaki çocuklar. *Yemek yeme bozukluğu yaşamış kişiler. *Vücut kitle ağırlığı 18,5 BMI’dan düşük olan kişiler. *Vardiyalı olarak çalışan işçiler. Araştırmalar bu kişilerin vardiyalı çalışma düzeninde oruç tutmayla ilgili sorunlar yaşadıklarını gösterdi. *İlaç kullanan, dolayısıyla ilaç kullandığı zamanda da önce yemek yemesi gereken kişiler.

Çeviren: Esin Tezer

https://www.sciencedaily.com/releases/2021/10/211012102652.htm’den derlenip çevrilmiştir.


24 Ocak 2022 Pazartesi

İNSAN BEYNİ VE YAPAY ZEKÂ AL’İN BEYNİNİN ÖĞRENMESİ ARASINDAKİ FARK, BEYİN HÜCRESİ FARKLILIKLARINDAN KAYNAKLANIYOR


İngiltere, Imperial College Londra'daki  araştırmacılar; beyin hücreleri arasındaki değişkenliğin öğrenmeyi arttırdığını, beynin performansını ve geleceğin yapay zekâsı Al’i geliştirdiğini keşfettiler.

Yeni yapılan  bir araştırma; beyin ağlarındaki simülasyonların tekil nöronların elektriksel özelliklerini büktüklerinde, ağların benzer hücrelerden daha hızlı öğrendiğini keşfetti.

Araştırmanın yazarları; buldukları sonuçların beyinlerimizin neden başarılı olduğunu açıklamada ve sesleri, yüzleri tanıyan veya otomobil teknolojisinde kendi kendimize otomobil kullanmamızı sağlayan dijital asistanları, yapay zekâ sistemlerini geliştirmede yardımcı olacağını söylüyorlar.

Araştırma tezinin ilk yazarı, İngiltere Imperial College Londra'da Elektrik ve Elektronik Mühendisliği Bölümü'nde doktora öğrencisi olan Nicolas Perez konuyla ilgili şunları söyledi: "Beynin karmaşık görevleri çözmede başarılı olması için enerjisinin yeterli olmaya ihtiyacı var. Bizim araştırmamız, iki beyinde değişik türden nöronlar olduğunu ve yapay zeka Al sistemlerinin  iki gereksinimi de karşıladığını ve öğrenmeyi arttıracağını ispatlıyor."  Araştırmanın sonuçları Nature Communications adlı dergide yayınlandı.

Bir Nöron Neden Kar Tanesi Gibi?

Beyin; etrafımızdaki dünyayı tanımamıza olanak sağlayan geniş nöral ağlarla bağlı "nöron" adlı milyarlarca hücreden oluşuyor. Nöronlar, tıpkı kar taneleri gibiler. Uzaktan aynı gibi gözüküyorlar fakat denetlendiklerinde hiçbirinin birbirine benzemediği görülüyor.

Buna karşılık, yapay zekâ nöral ağında ise durum bunun tam tersi. Al'in teknolojisindeki nöronlar birbirinin aynısı fakat sadece bağlantıları değişkenlik gösteriyor. Al'in nöral bağlantıları gelişmiş hızlı teknolojiye rağmen insan beyni kadar hızlı ve doğru öğrenmiyordu. Araştırmacılarımız da bunun Al'in hücre değişkenliğine sahip olmamasından dolayı olup olmadığını merak ettiler. Araştırmacılar, hücrelerdeki değişkenliğin öğrenmeyi arttırdığını ve enerji tüketimini azalttığını keşfettiler.

Araştırmanın önde gelen yazarı, Imperial College Londra'nın Elektrik ve Elektronik Mühendisliği Bölümünden Dr.Dan Goodman şu açıklamayı yaptı: "Evrim bize daha yeni yeni çözmeye başladığımız beyin fonksiyonlarını verdi. Araştırmamız, kendi insan biyolojimizden can alıcı dersleri öğrenip, yapay zekâ Al'i daha iyi geliştirebileceğimizi ileri sürüyor."

Çeviren: Esin Tezer
https://www.sciencedaily.com/releases/2021/10/211006112626.htm’den alıntı yapılarak çevrilmiştir.









19 Ocak 2022 Çarşamba

Beyinlerimizin Gördüğümüz Görüntüleri Güncellemesi Tıpkı Sosyal Medya Paylaşımlarımızdaki Gibi Biraz Zaman Alıyor

 

Beyinlerimiz, tıpkı sosyal medyadaki paylaşımlarımız gibi sürekli zengin görsel uyarımları yüklüyorlar. Fakat beynimizin en son gördüğü imajı gerçek-zamanlı olarak görmek yerine, onun daha önce gördüğü biçimleri (versiyonları) görüyoruz. Amerika Birleşik Devletleri, Kaliforniya eyaleti Berkeley’deki Kaliforniya Üniversitesi’nde yapılan yeni bir araştırmaya göre, beynimizin kendini tazeleme zamanı 15 saniyeyi buluyor!

Bu araştırmanın sonuçları Science Advances adlı dergide 12 Ocak 2022’de yayınlandı. Çalışma; beyinlerimizi birleştiren, ona sürekli görsel sabitlik hissi veren algı fonksiyonu olan “süreklilik alanı” adlı mekanizmayı açıklayan bir araştırma niteliğinde de oldu.    

Kaliforniya Üniversitesi’nde Psikoloji, Nörobilim ve Görsel Bilim Bölümü Profesörü ve bu tezin kıdemli yazarı olan David Whitney konuyla ilgili şöyle konuştu: “Eğer beyinlerimiz hep gerçek zamanı güncelleseydi, dünya sürekli gölge, ışık ve hareket dalgalanmalarıyla dolu gergin bir yer haline gelirdi. Bizler de hep halüsinasyon görürdük.” Tezin önde gelen yazarı İskoçya Aberdeen Üniversitesi Psikoloji Bölümü Yardımcı Profesörü ve Dr.Whitney’nin laboratuvarında daha önce doktora sonrası tezini hazırlayan Mauro Manassi ise David Whitney’den sonra bu konuyla ilgili şunları söyledi: “Beyinlerimiz bir zaman makinası gibiler. Zamanda bizleri geri götürüp getiriyorlar. Beyinlerimiz, her günkü yaşadığımız hayatlarla başa çıkabilmemiz için her görsel girdiyi 15 saniyede bir birleştiren etkiye sahip bir uygulamaymış (app) gibi davranıyorlar.

Manassi ve Whitney aktörler, onların dublörleri veya çekim hatalarını fark etmediğimiz, zamanla meydana gelen ve güç algılanan “değişim körlüğü” adlı mekanizmayı incelediler. Amazon Mechanical Turk adlı kitle paylaşım platformu aracılığıyla 100 deneği bu araştırma için işe aldılar. Kesintisiz dönüşüm halindeki 30 saniyelik videolarda çok yakından çekilen fotoğraflar yaşa ve cinsiyete göre incelendi.   

Videolardaki imajlar baş bölgesini veya yüzdeki tüyleri kapsamadı. İmajlarda sadece gözler, kaşlar, burun, ağız, çene ve yanaklar vardı böylelikle, açılan alın bölgesi gibi yüzlerin yaşlarıyla ilgili az bir ipucu bulunmaktaydı. Deneklerden videoyu izledikten sonra bir yüzü tanımaları istendiğinde, katılımcılar son görüntü yerine en güncellenmiş imajı temsil eden videonun ortalarındaki bir görüntüyü seçiyorlardı.   

Sonuçlar, beynin görsel uyarımları işlemden geçirirken hafif geciktiğini ileri sürüyor. Bunun da hem pozitif hem de negatif anlamları var. Manassi konuyla ilgili sözlerini şöyle tamamladı: “Beynimizin bu gecikmesi her gün bombardımana tutulduğumuz hissine kapıldığımız görsel girdiyi önlemek için harika, fakat bu durum ölümle sonuçlanabilecek cerrahi bir duruma da sebebiyet verebilir. Örneğin, radyologların tümörleri görüntüleme ve cerrahların önlerindekileri görmede gerçek-zamana ihtiyaçları var. Eğer beyinleri bunun bir dakika öncesinden daha az sürede olup biteni görmeye eğilimliyse, bir şeyleri kaçırabilirler.”     

Çeviren: Esin Tezer

http://www.sciencedaily.com/releases/2022/01/220113194121.htm’den alıntı yapılarak çevrilmiştir.


10 Aralık 2021 Cuma

ALKOL BEYNE ZARAR VERİYOR

 


Karaciğerin “Asetaldehid” adı verilen bileşimi alkole dönüştürmek için enzim alkol dehidrojenaz’ı kullanarak alkolü metabolize eden ana organ olduğu iyi bilinmektedir. Asetaldehid, toksik etkilere sahiptir ve hızlı bir şekilde “Asetat” diye adlandırılan daha yumuşak etkiye sahip bir maddeye bölünür. Bu da “Asetaldehid Dehidrojenaz (ALDH2)” adlı farklı bir enzim aracılığıyla olur. Şimdiye kadar karaciğer tarafından üretilen alkol ve Asetaldehid, içki içmekten kaynaklanan idraksal yetersizliği tetikleyen önemli oyuncular arasında gösterilmekteydi. Bunun yanısıra Asetat’ın diğerlerine nazaran daha az önem uyandıran beynin motor nöronlarında bozukluk, kafa karışıklığı ve geveleyerek konuşma etkilerini de yarattığı bilinmekteydi. Araştırmacılar, hangi beyin bölgesinin veya beyin hücrelerinin alkol metabolizması için en önemli olduğunu da bilmemekteydi.

Bilim insanları, beynin alkol metabolizmasındaki oynadığı rolünü daha iyi öğrenebilmek için hem fare hem de insan dokusundaki MR tarayıcıları kullanarak Serebellum’daki ALDH2 enziminin dağılımını ölçtüler. ALDH2’nin hem insan beyni dokusu hem de canlı fare dokusunda “Astrosit” adı verilen bir tür sinir hücresinde Serebellum’da açığa çıktığını keşfettiler.  

Araştırmacılar, bu enzimin beyinde Asetaldehid’den Asetat’a dönüşmesini kontrol ettiğini de buldular. Bilim adamları, bu enzimin açığa çıktığı beynin belirli bölgelerinde alkolle uyarılmış hücresel ve davranışsal etkileri de keşfettiler. Asetat’ın sinir sistemindeki aktiviteyi azaltan, “GABA” diye adlandırılan beyin haberci kimyasalıyla etkileşimde olduğu da bulundu. Bu azalan aktivite; uyuklama, koordinasyon bozukluğu ve kişide daha az utangaçlık haline yol açar.

Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Maryland Üniversitesi Tıp Okulu’nda Tanısal Radyoloji ve Nükleer Tıp bölümünde öğretim üyesi olan Dr. Qi Cao, konuyla ilgili şunları söyledi: "ALDH2’nin denge ve motor koordinasyonunu sağlayan beyin bölgesi Serebellum’daki “Astrositler” adlı hücrelerde açığa çıktığını keşfettik. ALDH2 bu hücrelerden yok edildiğinde, farelerin alkol tüketiminden kaynaklanan motor bozukluğuna karşı dirençli olduklarını da bulduk.”

Araştırmayı yürüten Dr. Su Xu ve ekibi; ALDH2 enziminin Hipokampüs, Amigdala ve Prefrontal Korteks de dâhil, diğer beyin bölgelerinde duygusal düzenleme ve karar vermeden (aşırı alkol tüketiminde bu devre dışı kalıyor) sorumlu olduğunu keşfetti.    

Bu bulgular, belirli beyin bölgelerinin alkolü metabolize etmek için önemli olduğunu ve bu bölgelerdeki enzim üretimindeki anormalliklerin alkol kullanımından kaynaklanan zarar verici etkilere yol açabileceğini ileri sürüyor. Bulgular ayrıca beyinde ve karaciğerde üretilen Asetat’ın motor ve bilişsel fonksiyonu etkilemede değişiklik gösterdiğini ileri sürüyor.

Çeviren: Esin Tezer

https://www.sciencedaily.com/releases/2021/04/210414154910.htm’den alıntı yapılarak çevrilmiştir.


27 Kasım 2021 Cumartesi

“MANEVİ DENEYİMİN NÖROBİYOLOJİK EV’İ” PARİETAL KORTEKS

 


Frontal Lob (Ön Lob), Parietal Lob, Oksipital Lob, Temporal Lob.

Bir grup bilim adamı, insanların manevî (spritüal) deneyimleri dinî olsun veya olmasın aktif hale gelen beyin bölümünün yerini saptadı.

Araştırmacılar, beynin bu bölümünü manevî deneyimin “Nörobiyolojik Ev’i” olarak adlandırdılar. Bu bölge, insanlar kendilerinden daha kuvvetli bir güçle bağlantı kurarken etkilenip deneyimlediklerinde aktif hale geldi.

Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Yale Üniversitesi ve Columbia Üniversitesi, Manevî Zihin Beden Enstitüsü’ndeki bilim adamları tarafından yapılan bu yakın zamandaki çalışma; farklı dinlere ve farklı manevî inançlara sahip insanların deneyimlerine dayanarak yapıldı.   

“Manevî Deneyimin Nörobiyolojik Ev’i”

Manevî deneyimleri işlemden geçiren beyin bölümü “Parietal Korteks”ti veya daha açık söylemek gerekirse, “Sol Alt Parietal Lob”tu. Beynin bu kısmı bir kişi bir başka kişinin varlığının farkına varırsa da aktif hale geliyordu. Kişi dikkat yeteneklerini kullandığında da bu bölge uyarılmış hale geldi.

Bu çalışmayı yürüten Yale Çocuk Çalışması Merkezi ve Nörobilim Departmanı’nda Psikiyatri Profesörü olan Marc Potenza’ydı. Araştırmacılar, çalışma esnasında 27 genç yetişkinle görüşme yaptılar. Bilim adamları; katılımcılara geçmişteki stresli, rahatlatıcı ve manevî deneyimleri hakkında sorular sordular. Katılımcılara bu görüşmeden sonra kişisel aşkın (transandantal) deneyimlerine dayanan kayda alınmış materyaller dinletildi ve onların beyin Fonksiyonel Manyetik Rezonans taramaları alındı. 

Fonksiyonel Manyetik Rezonans taramaları, farklı manevî deneyimlerle bile beyinlerin Parietal Korteks’ten gelen birbirine benzer aktiviteyi sergilediğini gözler önüne serdi! Katılımcıların beyin dalgaları, onlar o kayıtları dinlerken veya o aşkın haldeyken birbirine benzer modelleri yansıttı!

Çalışmayı Cerebral Cortex adlı dergide yayınlayan bilim adamları, "Beyindeki nötr yani rahatlama haliyle manevî hali karşılaştırıp, gözlemledik. Sol Alt Parietal Lob’da (IPL) azalmış bir aktivite vardı. Bu sonuç da, IPL’nin manevî deneyimler esnasında algısal işlemden geçirme ve kişisel diğer rolleri üstlendiğini ileri sürüyor” şeklinde yazdılar.

Çalışma, beynin duyusal ve duygusal işlemden geçirmeden sorumlu olan bölgesi Medial Talamus ve Kaudat’ın stresle karşılaştırıldığında manevî uyarılışa daha az yanıt verdiğini de gözler önüne serdi.

Manevî Deneyim ve Zihinsel Sağlık

Katılımcılar farklı manevî deneyimlerine rağmen birbirine benzer beyin aktivitelerini sergilediklerinden dolayı bilim adamları, manevî deneyimin kişinin dindarlık seviyesiyle sınırlı olmadığını belirttiler.

Manevî deneyim; gönülde Tanrı’yla söyleşide bulunma hissi de olabilir, doğada tek başına olma veya insanlığı kucaklama hissi de olabilir. Manevî deneyim, spor yaparken hissettiğimiz o coşkun ve mutlu hal gibi basit bir deneyim de olabilir.

Araştırmacılar; sonuç olarak çalışmanın, uzmanların manevî deneyimin insanların zihinsel sağlığını nasıl etkilediğini anlamalarına yardımcı olabileceğini söylediler.

Çeviren: Esin Tezer

https://www.techtimes.com/articles/229277/20180604/scientists-locate-spiritual-part-of-brain-not-necessarily-activated-by-religion.htm’den alıntı yapılarak çevrilmiştir.


1 Kasım 2021 Pazartesi

Koku Duyumuz Yakın Çevremizdeki Tehlikelerden Bizleri Koruyan En Önemli Becerimiz

 

Tehdit oluşturan bir şeyin kokusunu algılamak ve ona karşı tepki gösterme becerisi, insanların ve tüm memelilerin hayatta kalabilmesi için var olan şeydir. İsveç’teki Karolinska Enstitüsü’nde araştırmacılar, eşi benzeri olmayan bir tekniği kullanarak olağan tehlike olan kokuyu algıladığında beynin Merkezi Sinir Sistemi’nde neler meydana geldiğini araştırdılar. PNAS dergisinde yayınlanan çalışma, kokusu hoş olmayan negatif kokuların kokusu hoş olan pozitif kokulardan önce beynimizde işleme alındığını ve bunun fiziksel olarak vücudumuzu tetiklediğine işaret ediyor.        

Araştırmanın önde gelen yazarı, Karolinska Enstitüsü’ndeki Kliniksel Nörobilim Departmanı’nda Araştırmacı olarak görev yapan Behzad Iravani konuyla ilgili şunları söyledi: ”Hoş olmayan kokuları insan beyninin bir tehlike olarak algılaması uzun süredir bilinçli, idraksal bir süreç olarak biliniyordu.  Üzerinde çalıştığımız araştırma ilk kez bizlere bunun beynimizde bilinçsiz ve son derece hızlı bir biçimde oluştuğunu kanıtlıyor.”         

Karolinska Enstitüsü’ndeki araştırmacılar ilk kez kokuları işlemden geçiren, beynin hareket ve kaçınma davranışından sorumlu olan kısmına sinyaller gönderen “Koku Alma Soğanı” olarak bilinen bölgenin sinyallerini ölçen bir metodu geliştirdiler. Sonuçlar, katılımcılar üzerinde yapılan 3 araştırmaya dayandı. Katılımcılardan 6 ayrı kokuyla ilgili olan deneyimlerini derecelendirmeleri istendi. Kokulardan bazıları pozitif, bazıları negatif kokulardı. Onlar derecelendirme yaparlarken verdikleri tepkilerden Koku Alma Soğanı’nın Elektrofizyolojik aktivitesi ölçüldü.    

Araştırmanın ikinci yazarı, Karolinska Enstitüsü’nde Kliniksel Nörobilim Departmanı’nda Doçent Dr. olan Johan Lundström, konuyla ilgili şöyle konuştu: “ Koku Alma Soğanı, 300 m. civarındaki negatif kokulara karşı çok hızlı tepki veriyor ve beynin Motor Korteks’ine direkt sinyal yolluyor. Sinyal, kişinin beyninin bilinçsiz bir şekilde o kokudan ve o kokuya neden olan merkezden uzaklaşmasını sağlıyor. Araştırma sonuçlarımız gösteriyor ki, koku duyumuz yakın çevremizdeki tehlikelerden bizleri koruyan en önemli becerimiz. Bu becerimiz de, beynimizde görsel ve işitsel duyularımızdan daha bilinçsiz bir şekilde meydana geliyor.    

https://www.sciencedaily.com/releases/2021/10/211014100139.htm’den alıntı yapılarak çevrilmiştir.

Çeviren: Esin Tezer


5 Ekim 2021 Salı

İletişim Yeteneğimizle Dünyaya Geliriz


Nöro-bilim adamları, bebeklikteki beyin madde yapısının beş yaşındaki çocukların lisan yetenekleriyle doğrudan bağlantılı olduğunu keşfetti.   

Developmental Cognitive Neuroscience dergisinde yayınlanan yeni bir araştırmanın tezine göre, beynin organizasyonel yolları çocuk daha bir yaşındayken çocuğun lisan öğrenme yeteneğinin temelini oluşturuyor. Bu yollar, “beyaz madde” olarak biliniyorlar ve beyin dokusunu oluşturan “gri madde” adı verilen milyarlarca nöron arasındaki bağlantılar olarak görev yapıyorlar. Onlar uygulamamız gereken farklı görevleri ve fonksiyonları, bizi ayakta tutan biyolojik süreçlerin sinyallerinin karşılıklı alınıp verilmesine olanak tanıyorlar.

Araştırmayı yürüten Boston Üniversitesi'nde bilim insanı ve lisanslı konuşma patoloğu olan Jennifer Zuk, konuyla ilgili şunları söyledi:  "Bununla ilgili sıklıkla kullanılan mecaz şudur: Beyindeki beyaz madde yolları ana yollardır ve gri madde bölgeleri de varış noktalarıdır. Boston Üniversitesi Sargeant Sağlık ve Rehabilitasyon Merkezi konuşma, lisan ve duyma bilimlerinde Asistan Profesör olan Zuk sözlerine şöyle devam etti: “ Bir kişi lisan öğrenme gibi bir görevi ne kadar çok uygularsa, o görevi yerine getirmekten sorumlu olan beyin bölgeleri daha güçlü ve daha hassas olacaklardır. Bilginin beyaz madde ana yollarında daha akıcı bir şekilde akması sağlanmış olur. Zuk’a göre, yakın zamanda ortaya çıkan sonuçlar beyaz madde gelişiminin en hızlı şekilde ilk 2 yaşta tamamlandığını göstermiştir.

Araştırmacıların MRI kullanarak baktıkları önemli beyaz madde yolu beynin lisan ve anlayıştan sorumlu iki bölgesini birleştiren Arkad Fasikül (arcade fasciculus)’dür. Bilim adamları, MRI kullanarak beyaz maddenin organizasyonunu ölçtüler. Yolun yoğunluğu suyun dokudan ne kadar dağıldığına geçtiğine bağlıydı.

Bilim adamlarının bulgularına göre, beyinlerinde daha yüksek beyaz madde organizasyonuna sahip olarak doğan çocuklar beş yaşındayken daha iyi lisan yetenekleri sergilediler. Bu da iletişim yeteneklerinin bu yeteneklere yatkın beyin yapısıyla güçlü bir şekilde bağlantılı olduğunu gösterdi. Fakat Zuk bunun çok karmaşık olan bir bulmacanın sadece ilk kısmı olduğunu söyledi.

https://www.sciencedaily.com/releases/2021/09/210924182533.htm’den alıntı yapılarak çevrilmiştir.

Çeviren: Esin Tezer