Bilim ve Din

Bilim ve Din

2 Mayıs 2015 Cumartesi

TEPE ÇAKRASI (TAÇ ÇAKRA)




Ana çakraların (enerji alanlarının) yedincisi ve sonuncusu, Tepe Çakrası'dır. O, sizi gerçek benliğinizle veya İlahi güce bağlayan enerji girdabıdır (vorteksidir). Tepe Çakrası, içsalgı bezleri sisteminde (Endokrin sistemde) hipofiz bezinin "usta bez" olması gibidir. Burası aydınlanmanın, dindarlığın ve manevi aydınlanmanın merkezidir. Kök çakranızın bu hayattaki fiziksel enerjiniz ve sağlığınızdan sorumlu olması gibi, Tepe Çakra'nız da manevi enerjinizden sorumludur.


Tepe Çakrası, Sanskritçe'de "sonsuz", "bin katlı" veya "bin taç yapraklı çark"  manalarına gelen "Sahasrara" olarak da bilinir. O; bilincin çakrasıdır, ruhani ve manevi alemler arasındaki sınırı sembolize etmektedir. O; bilincin en yüksek seviyelerine ve aydınlanmaya ulaşacağınız yerdir.   Tepe Çakrası; beyin, hipotalamus ve hipofiz bezini de yönetir.

 


Yeri: Başın üstü, "yumuşak noktanın" üzeri

Rengi: Mor, beyaz, altın rengi.

Elementi: Element ötesi, Ruh

Müziksel notası:B (Si)

Anlamı: Anlam ötesi, Sahasrara için düşünce sembolü; tüm değerli özellikleri açığa çıkaran ve kuantum noktasında deneyimlenen Yüce Zât'ı temsil eden bin taçyaprağıdır. 


Tepe Çakrası aşağıdakileri yönetir:

  • Manevi (spiritüel) bağlantı,
  • Kendini adama,
  • İlham,
  • Bencil olmama,
  • Teklik,
  • Hırslardan arınılarak ulaşılan salt mutluluk (Nirvana); saf mutluluk,
  • İlahi farkındalık ve anlayış,
  • Beyin,
  • Sinir sistemi,
  • Sağ göz,
  • Hipofiz bezi,
  • Hipotalamus bezi,
  • Talamus bezi,
  • Serebral korteks,
  • Fiziksel doğa yasalarının ötesine geçebilme yeteneği, “mucize üretme,” mucizeler yaratma,
  • Aydınlanma,
  • Neşe,
  • İlahi kılavuz,
  • Manevi enerji ve mutluluk.

Tepe Çakrası'nda dengesizlik olduğunda şunlar meydana gelir:

  • Depresyon,
  • Hayal kırıklığı,
  • Hayattan zevk almama,
  • Migren de dahil baş ağrısı,
  • Katatonik şizofreni (Hiç kıpırdamadan durma hastalığı),
  • Devamlı endişeli olmak,
  • Stres,
  • Sağ beyin/ sol beyin dengesizliği,
  • Sağ gözde körlük; sağ gözde görme problemleri,
  • Çevreyi tanımama,
  • Kötürüm olma,
  • Multipl skleroz (MS hastalığı),
  • Bir konuya dikkatini vermede güçlük çekmek,
  • İlahi kaynakla bağlantı kuramama hissi,
  • Başkalarından kopuk olma hissi,
  • İlham gelmemesi,
  • Kararsızlık,
  • Uyuşukluk,
  • Yaşam amacının bilinmemesi,
  • Sıcakkanlı ve soğukkanlı karakter (bazen şefkatli, bazen de soğuk karakter sergileme)
  • Duygusuzluk, ilgisizlik,
  • Bipoler hastalığı (Manik depresyon),
  • Şizofreni,
  • Alzheimer hastalığı,
  • Çift karakter hastalığı
  • Dikkat eksikliği hastalığı,
  • Felç (İnme),
  • Lou Gehrig hastalığı (ALS hastalığı ya da MND-Motor Nöron hastalığı)
  • Parkinson hastalığı,
  • Beyin tümörü,
  • Beyin anevrizması (beyin kan damarlarında genişleme),
  • Epilepsi (Sara hastalığı)
  • Disleksi (Yazıyı algılamada bozukluk hastalığı),
  • Demans (Bunama hastalığı)
  • Hafıza kaybı,
  • Koma hali,
  • Delüzyonlar (Hezeyanlar),
  • Bağımlılıklar,
  • Sürekli isteksiz olmak,
  • Zarar verici düşünceler,
  • Fiziksel ihtiyaçlarını açığa vuramama,
  • Kendini Mesih sanma hastalığı,
  • Hakikat'ten (Realite'den) habersiz olmak,
  • Yüksek farkındalığı ve bilinci algılayamama ya da onunla bağlantı kuramama,
  • İlahi işaretlerin ve yanıtların farkına varamama,
  • Maneviyatla bağlantıda olmama, manevi hayatın olmaması,
  • Bloke olmuş önsezi,
  • Sadece beş duyuyla kayıtlı maddesel, sahte bir dünyaya olan inanç,
  • Dünyaya ait olmama hissi,
  • Tanrı'ya karşı kızgın olma, küfür halinde olma,
  • Kuşkuculuk, manevi olan her şeye karşı şüpheci olma,
  • Manevi olan her şeyden korkma,
  • Ölüm korkusu,
  • İmansızlık,
  • Maneviyatla bağlantıda olamamanın verdiği isteksizlikle kendine benlik atfetmek.

Tepe Çakrası dengede olduğunda ise şunlar meydana gelir:

  • Sahte dünyadan kopmak,
  • Sezgili olmak, bazı şeyleri önceden tahmin edebilen kişi olmak,
  • Bilgili olmak,
  • Fiziksel olarak algılananın ötesindeki şeylere olan iman,
  • Bu dünyada nasıl yaşadığını bilmek fakat bu dünyaya bağlı olmamak,
  • Bağımlı olmadan fiziksel zevklerin keyfini çıkarma becerisi,
  • Sezgisel/Manevi kılavuzun farkına varabilme ve ondan yararlanma yeteneği,
  • Ego-Zihin ve Maneviyat-Zihin arasındaki farkı anlama yeteneği,
  • TEK'lik algısı; “Sadece O TEK olan vardır!”,
  • Derin ilahi bağlantı algısı,
  • Ölüm korkusu olmadan yaşam sevgisi,
  • Neşeli olma,
  • Havaya yükselme, telepati kurma, "mucizeler" de dahil olmak üzere fiziksel yasaların ötesine geçebilme kabiliyeti,
  • Fiziksel şeylere bağlanmama,
  • Sağlıklı sinir sistemi,
  • Sağlıklı beyin ve içsalgı (endokrin) sistemi,
  • Bilinçaltı zihine ve şuurdışı zihine olan erişim,
  • Farkındalık,
  • Hakiki özgürlük,
  • Kendini kabul etme,
  • Vericilik; Karşılık beklemeden verme ve alma becerisi,
  • İyi kararlar verebilme becerisi ve manevi kılavuz aracılığıyla ilerleme,
  • Huzurlu hissetme,
  • AŞK'ın ve Yaratıcı'nın/Kaynağın/İlahiGücün kabulü; O'na karşı kızgınlık ve suçlamanın olmaması,
  • Hakiki güç,
  • İlim, yaşamın amacını kabul etme ve ona uyma,
  • Başkalarıyla bağlantıda olma, dünyada rahat olma.

 Tepe Çakranızı dengelemeye yardımcı olmak için şunları yapabilirsiniz:

  • Mor, beyaz ve altın renklerini gözünüzün önüne getirin veya giyin.
  • Mor/beyaz/altın ışık meditasyonu – meditasyon yaparken parlayan mor, beyaz veya altın renkli bir topu gözünüzün önüne getirin.
  • Duygusal Özgürleşme Teknikleri (Vücudun bazı akupunktur noktalarına yapılan vuruşlar),
  • B (Si) müziksel notasını dinlemek
  • Meditasyon yapmak,
  • Dua etmek, ibadet etmek,
  • Tüm manevi aktiviteler,
  • Nefes alma egzersizleri,
  • Fiziksel toksinsizleştirme (detoksifikasyon),
  • Pırlantalı takıları takın  (ya da onlara bakın :)) , ametistli takılar, kehribarlı takılar, altın takılar ve kuvars kristalli takıları takın,
  • Buhur, lotus çiçeği, lale, ardıç ve sarı reçine yağlarını aromaterapi için kullanın.

Tepe Çakranız bu yaşamdaki ve bunun ötesindeki yaşamdaki zihin, beden ve ruh halinizin sağlıklı olması için gerçekten de kutsal. Tüm enerji blokeleri sizin hakiki kaynağınızla, gerçekten kim olduğunuzla bağlantı kurmanızı engeller. Dünyada yaşamaktan gerçekten zevk almak için, bizi kısıtlayan programlar ve duygulardan ne kadar çok kurtulursak o kadar çabuk ve kolay arzularımızı açığa çıkarabiliriz, yaşamlarımızı istediğimiz gibi oluşturabiliriz, yaşamı dolu yaşayabiliriz ve her şeyin mümkün olduğu hakiki Aydınlanmayı başarabiliriz! 

Çeviren: Esin Tezer

http://energetic-mastery.com/crown-chakra/'dan çevrilmiştir.


26 Nisan 2015 Pazar

İyimserlik ve kötümserlik, farklı genlerden etkilenen ayrı sistemlerdir



  
"İyimser kişi gülü görür, dikenlerini görmez; kötümser kişi ise gülden bihaber onun dikenlerine bakar durur!” 
Şair Halil Cibran
 
İyimser kimseler; kötümser kimselerden daha fazla sağlık, başarı ve mutluluğun, daha uzun bir yaşamın keyfini çıkarırlar. O halde, psikologların yaşamımızdaki bakış açısına olan ilgilerinin artması bir sürpriz değildir! Çözülemeyen konu ise, iyimserlik ve kötümserliğin aynı görüntünün devamı olup olmadığı ya da ayrı olup olmadığıdır. Eğer özellikler ayrıysa, o zaman  bazı insanlar prensip olarak son derece iyimser ve kötümser olabilirler. Şair Cibran'ın benzetimiyle söylemek gerekirse, onlar hem gülün hem de onun dikenlerinin farkında olurlar!

Edinburgh Üniversitesi'nden Timothy Bates, bu soruya yanıt bulmak için davranışsal genetikten yararlandı. Tek yumurta ikizi olan  ve olmayan yüzlerce ikizden derlenen veriyi inceledi.  Bu ikizler Amerikan anketinden olan katılımcılardı ve yaş ortalamaları 54'dü. İkizler, iyimserliklerini ve kötümserliklerini ortaya çıkarmak için kararlarını "Belirsiz olan zamanlarda, genelde olacak olanın en iyisini beklerim" ve "Bana iyi şeylerin olduğuna nadiren güvenirim" gibi çeşitli ifadelerle sınıflandırdılar.  En önemli beş karakter özelliği ölçümünü de tamamladılar: Dışa dönüklük, duygusal dengesizlik ve benzerini.

İkiz insanlar üzerinde çalışılmasının altında yatan mantık; eğer iyimserlik ve kötümserlik yüksek seviyede kalıtımsal ise (genetik faktörlerle kalıtsal olmadan etkilendiyse), bu özelliklerin yaklaşık tüm genlerinin yarısını paylaşan tek yumurta ikizi olmayan ikizlerdense tüm genlerini birbirleriyle paylaşan tek yumurta ikizi olanlarda çok daha fazla bağlantılı olmasıydı! Ve eğer iyimserlik,  kötümserlikten daha fazla kalıtımsal bulunduysa; veya bunun tam tersi, bu da iyimserlik ve kötümserlikteki farklı genetik etkilere işaret edecekti. 

İkizler üzerinde yapılan çalışmalardan çıkan bir diğer anlayış da, onların paylaştıkları ve kendilerine özgü olan çevresel faktörlerin göreceli etkisinden (bunlar ikizlerin kardeşleriyle paylaştıkları yetiştirilme tarzı, annelerinin-babalarının tarzıdır) ve o arkadaş oldukları kişiler gibi özgün olan şeylerden kurtulmalarıydı.

Bates'in analizi; iyimserlik ve kötümserliğin paylaşılan genetik etkilere (hem birbirleriyle, hem de diğer kişisel özelliklerle) bağlı olduğuna, iyimserlik ve karamsarlığın tamamen ayrı özellikler olduğu fikrini de destekleyip ayrı genetik etkilere sahip oldularına işaret ediyor.

Bates, "İyimserlik ve kötümserlik iki ayrı psikolojik eğilimle sonuçlanır, en azından kısmen biyolojik olarak farklıdırlar" diyor. Bates, ayrıca bu nöro-bilim ispatının iyimserlik ve kötümserliğin altında yatan ayrı nöral sistemlere işaret ettiğini de ilave ediyor!

Yeni bulgular, yetiştirilme tarzının da iyimserlik ve kötümserlik üzerinde "oldukça mühim" bir etkiye sahip olduğunu ileri sürüyor  (birisini iyi göstermenin ve/veya tersinin). Bu da, iyimserliğin bir çocuğun yetiştirilme tarzında desteklenen bir bakıma da işlenebilen bir özellik olabileceğinin şaşırtıcı olasılığını ortaya çıkarıyor. 

http://digest.bps.org.uk/2015/04/optimism-and-pessimism-are-distinct.html
Çeviren: Esin Tezer

11 Nisan 2015 Cumartesi

Her gün bir kucaklaşma, doktoru sizden uzak tutar!



 Araştırma, birisine sarılmanın gücünü ispatlıyor!

Üniversitemin son yarı yılında,  "Sınav stresi mi hissediyorsunuz? Kucaklaşmak serbesttir!" diye yazan iki levha okudum. Daha sonra da bir arkadaşa yardım ettim, kampüs kütüphanesinin girişinde durduk, levhaları tuttuk ve orada bekledik. Oradan geçenlerin iki tür reaksiyonu oldu: Ya çabucak telefonlarına baktılar ve ayaklarını sürüyerek gittiler ya da bizleri kucakladıkları zaman yüzleri ışıldadı! Pek çok kişi heyecanlıydı. Kimisi, “Beni mutlu ettiniz!” veya “Teşekkür ederim. Buna ihtiyacım vardı” dedi. Bir tanesi kollarıma atladı, neredeyse beni yere devirecekti!!! İki saatlik sıcak etkileşimlerden sonra, arkadaşım ve ben kendimizi ne kadar enerjik ve mutlu hissettiğimize inanamadık!

Bu ayın başlarında yayınlanan bir araştırma; tüm bu sarılmaların bize başkalarıyla bağlantı kurduğumuzu hissettirdiği kadar,  hasta olmaktan da koruyabileceğini ileri sürüyor. Bu bulgu, ilk başta mantık dışı gelebilir (hatta acayip bile gelebilir). Tıpkı benim düşündüğüm gibi yüzlerce yabancıyı kucaklamamanın  sizi mikroplarla daha çok karşı karşıya getireceğini ve bunun sonucunda da hasta edebileceğini düşünebilirsiniz. Fakat Carnegie Melon Üniversitesi'nde yapılan yeni bir araştırma; başkalarıyla bağlantılı olma hissinin, özellikle de fiziksel dokunuşla olanın bizleri strese bağlı hastalıklardan koruduğuna işaret ediyor. Bu araştırma, sosyal desteğin sağlık üzerinde büyük ölçüde pozitif etkiye sahip olduğunu da ilave ediyor. 

'Sosyal destek', kapsamlı bir şekilde "zor zamanlarda psikolojik güç veren anlamlı ilişkilerin algılanması" olarak tanımlanabilir. Bu, özellikle şefkat ifadesi gibi duygusal destek manasına gelir ve bir bilgiye olan erişimi veya diğer bir desteği de içerebilir. Araştırmacılar, sosyal desteği katılımcıların farklı açıklamaları değerlendirdikleri bir anketi vererek ölçtüler (Örneğin: “En özel endişelerimi ve korkularımı paylaşacağım kimsenin olmadığına inanıyorum"). Daha sonra katılımcıların diğerleriyle ne kadar sıklıkta kavga yaşadıklarını ve sarıldıklarını bulmak için iki hafta kadar her gece görüşme yaptılar. En sonunda da, araştırmacılar katılımcılara sıradan bir soğuk algınlığı virüsünü bulaştırdılar ve neler olduğunu gözlemlediler.

Pek çok ilginç sonuç ortaya çıktı. Ümit verici bir şekilde, anketteki tüm kişiler ortadan biraz daha fazla skorla güçlü bir sosyal destek algısına sahipti. Benzer bir şekilde, kucaklaşma yapmış olmaları muhtemeldi (iki haftalık anket süresinde günlerin ortalama yüzde 68'i böyleydi, günlerin yüzde 7'sinde karmaşa durumları oldu).

En önemli sonuçlar araştırmacıların "stresten koruyucu etki"yi kabul etmeleriydi. Kişilerarası çatışmanın insanlarda çok fazla strese yol açabileceğini ve bunun sonucunda da bağışıklık sistemlerini zayıflatabileceğini aklınızdan çıkarmayın! Yine de, ne kadar çok çatışmada bulunurlarsa bulunsunlar; güçlü sosyal destek duygusuyla olan katılımcılar kendini sosyallikten yoksun hisseden insanlardan daha az şiddetli soğuk algınlığı belirtileri gösterdi. Benzer bir şekilde insanlar daha sık birbirlerine sarıldıklarında daha az hastalanırlar, hatta birbirleriyle sık sık gergin etkileşimde bulunanlar bile. Bir başka deyişle, hem sosyal destek hem de birbirine sarılma hastalıkları önler!

Aynı önde gelen araştırmacı yakın bir zamanda eğer kişi; arkadaşlar, aile, çalışanlar ve çevre gibi çeşitli sosyal bağlara ne kadar çok sahip olursa, soğuk algınlıklarına karşı o kadar daha az etkilendiğini kanıtladı.  Fakat ilişkiler burun akıntısından daha fazla etki bırakıyor. Aşırı uçta, sosyal bağlantılılık ölüme karşı korunma rolünü de oynuyor. Örneğin, İsveç'teki araştırmacılar bunun dışında güçlü iş stresi ve ölüm oranı riski arasındaki ilişkinin yüksek sosyal destekli erkekler arasında kaybolduğunu keşfettiler. Aslına bakılırsa düşük seviyelerdeki sosyal destek, dünya üzerindeki 300,000'den fazla insanda veri araştırması yapılan derlenmiş makaleye  göre sigara içme veya alkol tüketimi gibi çok bilinen faktörlerden daha fazla prematüre doğum riskini arttırabilir. Öyleyse, Dünya Sağlık Örgütü'nün sosyal ağları sağlık belirleyici etken olarak tanımlaması bir sürpriz değildir.

İlginç bir şekilde, sosyal destek, alıcı için olduğu kadar verici için de yararlıdır. UCLA'daki araştırmacılar, katılımcıların beyinlerini onların romantik partnerleri yanlarında elektroşok yerken taradılar. Eğer katılımcılar deney sırasında partnerlerinin elini tutuyorsa, korkuyu azaltmayla ilgili beyin bölgeleri aktif hale geliyordu. Bu bulgu, sosyal desteği fiziksel dokunuş aracılığıyla sunmanın stres dolu deneyimle başa çıkmada yardımcı olduğuna işaret etmektedir.

Öte yandan yalnızlık ve küçük bir sosyal ağa sahip olmak, güçlü sosyal bağlantı hissiyle karşılaştırıldığında grip aşısına düşük antikor tepkisi vermektedir. Koroner atardamar hastası olup sosyal olarak yalnız olan hastalar; nüfus özellikleriyle ilgili faktörler, hastalığın şiddeti ve psikolojik sıkıntı kontrol altına alındıktan sonra bile  sosyal olarak bağlantılı olan hastalardan daha düşük hayatta kalma oranına sahiptirler. Üç kişiden biri kronik olarak yalnızdır ve bundan dolayı da iki misli kötü sağlığa sahip olmaları olasıdır. Bu, özellikle kimseye güvenmeyen insan sayısının 1985'le 2004 yılları arasında üçe katlanması, nüfusun büyük bir kısmını sağlık riskine sokması bakımından alarm vericidir. 

Besbelli ki egzersiz yapmaya, beslenmeye öncelik tanıdığımız gibi sevdiğimiz insanlarla kaliteli zamana da öncelik tanımalıyız. Sigara içme gibi sağlıksız alışkanlıklardan kaçındığımız gibi, yalnızlıktan ve sosyal dışlanmadan kaçınmak için de çaba sarf etmeliyiz. Ve, tanımadığınız yüzlerce yabancıya sarılmak istemeseniz de (denemenizi tavsiye etsem de); dokunmanın iyileştirici gücünü küçümsemeyin!

http://www.scientificamerican.com/article/a-hug-a-day-keeps-the-doctor-away/
Çeviren: Esin Tezer



26 Mart 2015 Perşembe

Pozitif düşünme, sağlığınızı 5 yönden değiştirebilir






Duygusal dünyamız; sadece zihinsel sağlığımızın değil, fiziksel sağlığımızın nasıl olduğunu da belirlemede şaşırtıcı bir güce sahiptir.

Psikolog Dr. Scott Barry Kaufman yakın bir zamanda Scientific American blog'da 'İyimserlik ve kalp sağlığı' adlı yazdığı yazıda, "İyimserlik, canlılık, anlam ve kişisel bakış açısı memnuniyeti gibi pozitif özelliklerin son derece önemli olduklarını" söylüyor.  Kaufman, "Pozitif psikoloji ve sağlık psikolojisinin bağlantılı alanları; insanların kaçınılmaz yaşam zorluklarına nasıl adapte olduğuna, birbirleriyle nasıl bağlantılı olduğuna ve hatta nasıl daha kaliteli bir yaşama yönlendirdiğinin titiz bilimsel araştırmalarına odaklanıyor " diyor.
Psikoloji, tıp ve toplum sağlığı üzerine yapılan artan bir grup araştırma; pozitif duyguların sağlık yararının ve onların fiziksel sağlığımız üzerindeki etkisini ispatlıyor. Geçmişteki çalışmalar duyguların fiziksel sağlık üzerindeki etkisine bakarken; bir yandan da sinirlilik, endişe ve depresyon gibi negatif duygu zihinsel sağlık durumlarının sağlığa zararlı etkisi üzerine odaklanmıştır. 

Fİziksel sağlığı iyileştirdiği ve hastalığı önlediği ispatlanan 5 pozitif duygu şunlardır:  

1.İYİMSERLİK, kalbi koruyabilir.
İyimserliği biz genelde "geleceğe olumlu bakış açısıyla bakmak" olarak tanımlarken, o ise bundan çok daha fazlasını kapsıyor. Umut verici duygu; hayatta her şeyin yola gireceği inancını koruyan, hayatın zorluklarını kişilerin başarmasına yardımcı olan başa çıkma mekanizması olarak işler.
Artan bir grup araştırma, bu özelliğin kalp üzerinde koruyucu bir etkiye sahip olabileceğini ileri sürmektedir. 2012 yılı Edebiyat Dergisi'ne (Review of Literature'a) göre, yapılan birkaç araştırma iyimser karaktere sahip olan insanların kardiyovasküler durumlar için daha az risk taşıdığını gösterdi. Yakın bir zamanda yapılan ilgi çekici bir araştırma, Twitter'da kullanılan dilin kalp krizi ölüm oranını tahmin edebildiğini ispatladı. Özellikle,iyimserlik ve dayanıklılığa bağlı dil ("üstesinden gelme", daha güçlü olma", "iman" kelimeleri) belirli bir toplumda ölüm oranının daha düşük riskiyle ilişkilendirildi. 
İyimser olmanın fiziksel sağlığa olan yararları kalp sağlığının da ötesine uzanır. Mutlu bir karakterin sağlığı iyileştirebileceğini, bağışıklık sistemi fonksiyonu da dahil artan yaşam süresini geliştirebileceğini gösteren birkaç husus daha vardır.
 
2.HUŞUYU YAKALAMAK, doğuştan olan bağışıklık hastalığıyla (Otoimmun'la) ilişkili iltihaplı işaretleyici hücreleri (inflammatory markers'ları) azaltıyor.
Güzel bir manzarada yürüyüşe çıkmak, hareketli klasik bir müziği dinlemek, dini veya spiritüel bir törene katılmak bizleri hayatta en neşeli ve en canlı yapan deneyimlerin bazılarıdır. Araştırma; sanat, din ve filozofi deneyimlerinin huşu duygusunu hissettiren, o ulu olan şeye hayret ve bağlantı duygusunun en sıradan deneyimlerinden biri olduğunu gösterdi.  Berkeley'deki Kaliforniya Üniversitesi'nde yapılan yeni araştırmaya göre  huşu, sadece zevk verici değil; kişinin fiziksel ve zihinsel sağlığı için de muazzam derecede yararlıdır. Berkeley çalışması, huşuyu yakın zamanda yakalamış olanların daha düşük seviyede sitokinlere (hayvan ve bitki hücrelerince üretilen, hücrelerin birbirleriyle iletişimini sağlayan protein ve peptidlerin bir grubu),  otoimmun hastalıkların gelişiminde ve kalp krizi, Alzheimer, depresyon da dahil diğer sağlık problemlerinde  işaret edilen kroniksel seviyelerdeki iltihaplı işaretleyici hücrelere (inflammatory markers'lara) sahip olduğunu keşfetmiştir. Bu da huşunun, sitokinlerin sağlıklı bir seviyesini desteklediğini ve hastalığı önleyebileceğini ileri sürmektedir. Çalışmanın yazarlarından bir tanesi olan Dr. Jennifer Stellar, Huffington Post'a  "Parka olan yürüyüşü ve müzeye olan seyahati bağımlılık olarak görmektense, umarız insanlar bu tür deneyimleri sağlıklı bir beden ve buna ilaveten sağlıklı bir zihne katkıda bulunma olarak görürler. Bu tür pozitif deneyimleri günlük rutinlerimize ilave etmek, daha önce farkettiğimizden daha önemli hale gelebilir" dedi.
 
3.ŞEFKAT DUYGUSU VE BAŞKALARINI UMURSAMAK, akciğer-mide sinirinin (vagus sinirinin) fonksiyonunu geliştirebilir.   
Şefkat,  yani diğer insanların iyiliği için olan o sevgi dolu endişe, hem kendimiz hem de başkaları için pozitif bir şekilde hissetmemizi sağlayabilir ve fiziksel sağlığımızı da en azından bir önemli şekilde iyileştirebilir.
"Pozitif olma" Psikoloğu Barbara Frederickson; sevgiyle meditasyon yapmayı, kendine ve  gitgide artan büyük bir gruba şefkat vermeyi uygulayan geleneksel Budist uygulaması olan "Sevgi-Nezaket (LKM)" meditasyonunun etkileri üzerine bir araştırma düzenledi. Frederickson, sadece altı haftalık  LKM eğitiminin beyin sapından kalbe uzanan, kardiyovasküler ve sindirim sistemi de dahil tüm vücut sistemlerini ve duyguları düzenleyen   vagus siniri üzerinde pozitif  etkiye sahip olunduğunu keşfetti. 
Artan şefkat duygularında meditasyon, dinlenme anında otonom sinir sisteminde aktivitenin düzeyini belirlemek için kullanılabilen vagal tonun sağlıklılaştırılmasını başlattı. Emory Üniversitesi'yle yapılan bir röportajda Frederickson, vagus sinirinin kişinin hem fiziksel sağlığında hem de sevgi duygusunda ve başkalarına bağlanmasında önemli bir rol oynadığını açıkladı.
Frederickson, “Vücutlarımız SEVGİ için dizayn edilmiştir; çünkü ne kadar fazla seversek, o kadar  fazla sağlıklı oluruz" dedi. 

4.ŞÜKÜR, kalp sağlığı ve bağışıklık sistemi fonksiyonuna fayda sağlayabilir.
İyimserlik gibi birinin yaşamındaki lütufların değerini bilmesi ve şükran duygusu olan "şükür hali", şükran duygusu da zihinsel ve fiziksel sağlık faydalarına sahiptir. İyimserlik gibi şükür hali de gelişmiş bağışıklık sağlığıyla bağlantılıdır ve uyku kalitesini de geliştirdiği ispatlanmıştır. 
Şükür hali; stres seviyelerini düşürmeye kadar sağlığı ve iyi oluşu da iyileştirebilir. Stres, pek çok kronik hastalığın ana unsurlarından bir tanesidir. Araştırma, yaşlı yetişkinler arasında Tanrı'ya duyulan şükür duygusunun stresin negatif sağlık etkilerine karşı bir tampon gibi davrandığını göstermiştir.  

5.ÖZ-DUYARLILIK, sağlığa bağlı davranışları geliştirebilir.
Kendilerine merhametli olanlar vücutlarına karşı da merhametlidirler, negatif fiziksel ve zihinsel sağlık sonuçlarını olanak dahilinde önlemeye veya idare etmeye çalışırlar.    
Karakter ve Sosyal Psikoloji Bülteni'nde (Personality and Social Psychology Bulletin'de) yayınlanan 2013 yılı çalışma; öz-duyarlılık, hastalığa olan reaksiyonlar ve sağlığa bağlı birtakım davranışlar arasındaki ilişkiyi inceledi. Öz-duyarlı olan insanların, belirtileri gördüklerinde tıbbi yardımı  öz-duyarlı olmayan insanlardan daha çabuk aldıklarını keşfetti. Öz-duyarlı olan kişiler deneyimledikleri sağlık problemleri hakkında daha az üzüntülü de oluyorlar ve sağlıklarına daha ileri bir öngörüşe sahip yaklaşımla yaklaşıyorlar.  Bugünde Psikoloji (Psychology Today) adlı dergide yazan bilişsel bilim adamı Dr. Art Markman, "Negatif  bir olayın acısını deneyimlemek iyidir. Fakat acıyı kabullendikten sonra tekrar ayağa kalkmak ve denemek; güçsüzlükler, hastalıklar  ve ilişkiler sizin nasıl bir kişi olduğunuzun hükmü değildirler. Onlar üstesinden gelmeniz gereken bir diğer engel olduğunu hatırlamanız için önemlidirler" diyor. 

http://www.huffingtonpost.com/2015/03/16/optimism-heart-health_n_6744052.html'den çevrilmiştir.
Çeviren: Esin Tezer